Hz. Ali Sevgisi

e0b335a98890095e92f246aaee35db0c
Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velâyeti,
Hakk’ın anadır çünkim bilesin inâyeti.
Ali sevgisi bizim kültürümüzde kendisine öylesine bir yer edinmiştir ki, Anadolu topraklarında İslâm’ı ve Müslümanlığı Hz. Ali’siz düşünmek mümkün değildir. Yiğit Anadolu insanı bir Ehl-i Beyt muhibbi olan Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-Süedâ’sında yer alan şu çağrısına kulak vermiş gibidir: “Büyük, küçük bütün inananların Hz. Ali’yi sevmeleri farzdır. Bunun için Hz. Peygamber Allâhu Teâlâ’ya şöyle seslenmiştir: Allâh’ım! Sen onunla dost olanın dostu ol! Ey! İlâhî lutfa kavuşmak isteyip, mahşerde kurtulmayı dileyen kişi! Sakın Hazret-i Murtazâ’nın düşmanı olma! YoksaAllâh’ım! Ona düşmanlık edenin düşmanı ol! sözünden oluşan oka hedef olursun.

Haydar-ı Kerrâr, Sâhib-i Zülfikâr, Şâh-ı Merdân, Dâmâd-ı Nebî Hz. Ali kültürümüzü öylesine etkilemiştir ki, bu topraklarda doğan her çocuk ve genç, Ali gibi bir yiğit olmak ister. Çünkü kahramanlık türkülerinde, yiğitlik destanlarında hep onun adı vardır. Anadolu fâtihi Seyyid Hüseyin Gâzî ve Seyyid Battal Gâzîler, Balkanlar fâtihi Sarı Saltuk ve Karacaahmetler onun cesaret ve şecâatini yaşadıkları zamâna ve mekâna taşımış Ali evlatlarıdır. Varlığı ile kahramanlığı bütünleştirmiş milletimizin fetih ve gazâ menkîbelerinde Hz. Ali’nin mührü bulunmaktadır. Bu nedenledir ki Anadolu’daki hemen her evde mutlaka bir Ali, bir Haydar veya bir Merdân yaşar. Hz. Ali’nin ismini taşıyanlar onun gibi cesur, âdil, inançlı, ahlâklı, onun gibi dürüst ve bilge olmayı hayal ederler.
Fazîletnâme’lerde Şîr-i Hüdâ (Allah’ın arslanı) lakabıyla anılan Hz. Ali, Hz. Muhammed Mustafâ’nın en büyük yardımcısı, Allah düşmanlarının da en büyük düşmanıdır. Şâh-ı Velâyet ve Sultânü’l-Evliyâ olan Hz. Ali Allah dostlarının Allah’a giden vuslat yollarında Hz. Peygamber’den sonraki en önemli duraktır. Anadolu’nun maneviyat merkezleri olan tekke ve dergâhlar, Hz. Ali’ye mal edilen ilm-i ledünün ve tasavvufun sürekli tüten ocakları olmuşlardır. Cabbâr Kulu’nun anlam dünyasında Muhammed Mustafâ şerîatın, Aliyyü’l-Murtazâ tarîkatın öğreticisidir. Âşık Virânî’ye göre, Hz. Ali’ye duyulan sevgi, Allah’ın inâyetine sebeptir. Çünkü, velâyet kabzasını elinde tutan Hz. Ali, Allâh’a giden yolların öğreticisi olmuştur. Bu nedenle Ali’yi sevenler, Allah’tan bir şey isterlerken Muhammed Mustafâ’nın ve Aliyyü’l-Murtazâ’nın yüzü suyu hürmetine istemişlerdir. Nâd-ı Ali’deki bi-nübüvvetike yâ Muhammed ve bi-velâyetike yâ Ali ifadesi, bu anlayışın bir yansımasıdır.Milletimiz yetiş yâ Muhammed, yetiş yâ Ali cümlesiyle sıkıştığı, bunaldığı anlarda Muhammed-Ali’den yardım dilemiştir.
Ganîdir kırkların dolusun sunan,
Pervâneler gibi odlara yanan,
Zülfikâr kuşanıp, Düldül’e binen,
Allah’ın arslanı Ali gel yetiş.
dörtlüğünde Hz. Ali’den yardım dileği şiir diline yansımıştır.
Hz. Ali’nin adı onun sevenlerin kişiliğiyle öylesine bütünleşmiştir ki; “tuttum aynayı yüzüme, Ali göründü gözüme” ifadesi, bu bütünleşmenin vardığı noktayı en güzel şekilde yansıtmaktadır. Ali sevgisini yüreklerinde hisseden hattatlar, Ali isminin Arapça yazılışını insan yüzü şeklinde resmetmişlerdir. Bu uygulama Hz. Ali’yi sevenlerin onun gibi bir insan olmayı ne kadar istediklerini göstermektedir. Hz. Ali, tasavvufta insan-ı kâmil olarak kabul edilmiştir. Ona benzeme arzusu, insan-ı kâmil olmaya duyulan isteği dile getirmektedir. “Eline, diline, beline sahip olan” insan-ı kâmil, tıpkı Hz. Ali gibi gönlünü toprak etmiş, kalbiyle Hakk’a yetmiş bir velîdir.
Bektâşî dergâhlarına gelen mihmanlar (misafirler) Ali kabul edilmiş, her misafire Hz. Ali’ye yapılması gereken izzet ve ikrâm yapılmıştır:
Misâfir aşk kapısı kilididir,
Hızır sahâbenin gonca gülüdür,
Tanrı misâfiri pîrim Ali’dir,
Mihmânlar siz bize safâ geldiniz.
mısralarında misafirin niçin, Hz. Ali olarak kabul edildiğine açıklık getirilmektedir. İlmin, velâyetin ve Hakk’a vuslatın kapısı olan Hz. Ali, “ilim nehirdir, hizmet denizdir” anlayışıyla hizmete muhatap olan misafir sayılmıştır. Aşk kapısının açılması için Hz. Ali’nin yaptığı gibi hizmet ehli olmak gerekmektedir. Misafire ikrâmı öğreten de, misafir olan da Ali’dir. Hak ve rızâ lokması olarak kabul edilen sofradaki nimetler için Allah’a şükür duâsı yapılırken; “Bi’sm-i şâh evvel Allah diyelim, kadîm Allah diyelim, geldi Ali sofrası destûr yâ şâh diyelim, şâh gönderdiğini biz yiyelim, demine hû diyelim.”denilerek, sofra Hz. Ali’nin sofrası kabul edilmiştir.
Yeniçerinin taşıdığı sancağın başında yer alan tuğda “Allah, Muhammed, Ali” isimlerinin yanı sıra, kahramanlığın ve yiğitliğin nazmen söylenişi olan “lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr”(Ali gibi yiğit Zülfikâr gibi kılıç yoktur) yazmaktadır.[9] Yeniçeri Ocağı’nda “post Ali’si” olarak isimlendirilen Ali’ler on iki ortadan seçilen Ali’lerin arasından belirlenmiştir. Her bir Yeniçeri için ideal kahraman, yürekli cengâver, korkusuz serdengeçti Hz. Ali’dir. Hz. Ali Yeniçeri için o kadar önemlidir ki Teslim Abdal’ın beytinde sefere çıkan Sultan Süleyman’ın önü sıra giden “Serdâr Ali”dirHz. Ali’nin kılıcı Zülfikâr Ali sevgisini yüreklerde canlı tutan ve kahramanlık, yiğitlik, dürüstlük duygularını insan karakterinin ayrılmaz bir parçası haline getiren bir sembol haline gelmiştir. Vâhib Ümmî gibi Alisever mutasavvıflar yazdıkları Zülfikarnâme’lerle Hakk’ın emriyle Hakk’ı yüceltmek için atı Düldül’ün sırtında düşman üzerine yürüyen Ali figürünü işlemişlerdir:
Varına kıldı nazar, ol Hâlik-ı perverdigâr,
Zât-ı Hakk’un emriyle Düldül’e oldu süvâr,
Na’rasınun heybetinden kâfir oldu târumâr,
Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr.
Alevî-Bektâşî geleneğinde Hak-Muhamed-Ali sevgisi, kişinin âhiretteki kurtuluşuna sebep olarak kabul edilmiştir. Gürûh-ı nâcî (kurtuluşa erecek zümre) olabilmek için Ehl-i Beyt’i sevmek ve onların yolundan gitmek gerekmektedir. “Yol ehli” veya “yol evlâdı” deyimleri, onların yolunu süren tâlib ve sâlikler için kullanılmıştır. Görgüden geçen tâlibe pîr şöyle sorar: “Geldiğin Ali yolu, durduğun Mansûr dârı, gördüğün Hak dîdârı. Hak cesedine can verdi. Kalbine îmân verdi. Ağız tâlib, dil mürşid. Erenler meydânında ne gördün, ne işittin? Kul Himmet bir nefesinde bu anlayışı ifade etmekle kalmaz, Hz. Ali’yi seven ve öven gürûh-ı nâcîye hayranlığını dile getirir:
Sizlerdedir güzel Şâh’ın yolları,
Medh-i Haydar okur dâim dilleri,
Seherde açılır gonca gülleri,
Ey gürûh-ı nâcî size aşk olsun.
Ehl-i Beyt sevgisinin sebeb-i necât (kurtuluş sebebi) olması beklentisi, pek çok Hak âşığı tarafından dile getirilmiştir. Hz. Ali’ye ve onun evlâdına olan sevgi Alevî-Bektâşî Edebiyâtındadüvâz[deh]-imâm adı verilen bir türün ortaya çıkmasına da sebep olmuştur. Ali evlâdı on iki imâmın sıfatlarıyla birlikte anılması, tarîkat erkânının bir parçası haline gelmiştir. Şah Hatâyî söylediği bir düvâz[deh]-imâmda Hz. Peygamber ve onun Ehl-i Beyt’ine sevgi duyanlara kurtuluş müjdesi vermektedir:
Muhammed Ali’yi candan sevenler,
Yorulup yollarda kalmaz inşâallah,
İmâm Hasan’ın yüzün görenler,
Hüseyin’den mahrûm olmaz inşâallah.
Kul Himmet Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisini kalbi ve rûhuyla hissetmenin ötesine geçerek, bütün eşyânın bu sevgiyi dile getirdiğini ilan eder:
Her sabah ötüşür kuşlar ey zâhid,
Allah bir Muhammed Ali diyerek,
Bülbül de gül içün figâna başlar,
Allah bir Muhammed Ali diyerek.
Hz. Ali ilmi, inancı, ahlâkı, cesaret ve kahramanlığı, velâyeti ve yöneticiliğiyle İslâm Peygamber’i Hz. Muhammed’in yolundan yürümüş, Allah Rasûlü’nün yaptığı gibi İslâm’ın yaşanabilir ve insanı mutlu edebilir bir din olduğunu göstermiştir. Hz. Ali, eğitim almış ve eğitim vermiş bir insan olması itibarıyla karakter eğitimi konusunda çok önemli bir modeldir. O çocukluğundan itibaren, aynı zamanda bir muallim olan Hz. Peygamber’in yanında yetiştiği için, Hz. Peygamber’in eğitimciliğindeki başarı derecesini göstermektedir. O Peygamberî terbiye ve eğitimin en dikkat çekici sonuç ürünüdür. Ahlâkı Kur’an olan ve bu nedenle de “yaşayan Kur’an” olarak isimlendirilen Hz. Peygamber Kur’an’ın inanç, ibadet ve ahlâk ilkelerinin bir insan hayatında nasıl canlandırılabileceğini göstermiştir. Hz. Ali ise Hz. Peygamber gibi nasıl yaşanabileceğini, onun verdiği eğitimin bir insan hayatında nasıl etkili olabileceğini gösteren birinci dereceden bir örnektir. Hz. Ali’ye bakanlar, Kur’an’a, Hz. Peygamber’e ve İslâm’a can-ı gönülden bağlı bir yiğit, dinin esprisini kavramış ve onu rûhânî bir zevkle yaşayan bir insan-ı kâmil görmüşlerdir. Hz. Ali’yi seven ve onun yolundan gidenlerin “gürûh-ı nâcî” olarak kabul edilmelerinin sebebi de bu gerçek olsa gerektir. Hz. Ali de, oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i İslâm’ı bütün özellikleriyle yaşamaya gayret eden samimi Müslümanlar olarak yetiştirmiştir. Hz. Hüseyin Kur’an’ın insanlığa hediye ettiği adâlet ve ahlâk gibi evrensel ilkeler için tıpkı babası gibi yiğitçe mücadele ederek, kahramanca şehit olmuştur. Bir başka ifadeyle Hz. Ali çok başarılı bir öğrenci ve çok etkili bir öğretmendir. İyi bir öğrenci olmak isteyen de, iyi bir öğretmen olmak dileyen de Hz. Ali’yi örnek alabilir.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.