ALEVİ BEKTAŞİ GELENEĞİNDE “DEDE, BABA”

10857727_737087173034401_8173990619677196215_n

Bektaşî Alevî inancına göre, dinî otorite olan “Dede” ya da “Baba”, Alevî teolojisinin uygulamaya dayalı bütün görevlerinde baş aktörlük rolüne sahiptir. Ayrıca sosyal hayatta doğumdan sünnete, evlilikten boşanmaya, ölümden kabir ziyaretlerine vb. varıncaya kadar bütün alanlarda yapılan dinî/tasavvufî faâliyetler, tabiatı icabı dinî bir otorite olan “Dede”nin ekseni etrafında döner. Kısaca, Dede ve Baba gibi Alevîlikte dinî liderlik kurumunu temsil eden kişiler, Alevî cemaatında dinî-sosyal görevler icra etmeleri sebebiyle, Alevî-Bektâşî kültürünün ayrılmaz dokusunu oluştururlar.
Dede olmadan cemaat kendi arasında herhangi bir dînî toplantı yapamaz. Buna inançları engeldir. Dedelerin Hz. Muhammed’in soyundan (Ehl-i Beyt’ten) geldiğine inanılır ve onlara saygı ile bağlanılır. Onların ellerinde kutsal saydıkları ve bağlandıkları ocaklara ait icâzetnâmeleri veya şecereleri vardır. Bu şecereler, ocaklı dedelerin babadan oğula devam ettirdikleri kayıtlı, kayıtsız belgelerdir. Bu gelenek, daha önce de değinildiği üzere, I. Alaaddin Keykûbat zamanından beri devam etmektedir.
Dervişlikteki hizmet konaklarını sabır ve tahammül ile idrak eyleyen her derviş, mürşid ve muhibler tarafından ihtiyaç mukabil uygun görülürse, Bektâşî babalığına aday sayılır.
“Baba”lık, Bektâşîlikte dördüncü manevî makâmdır. Bir derviş, babalık konumuna yükseltilirken özel bir tören yapılır. Bektâşî baba adayı olan derviş, “halîfebaba” tarafından babalıkla görevlendirilir. Baba adayı dervişe, sancak (alem), sofra, çerağ gibi kutsal emânetler teslim edilerek, bir post’a veya seccâdeye atandığına dair icâzetnâme (hüccet) verilir. Bektâşî babası, fütüvvetin tüm kurallarına harfiyen uymak zorundadır. Yılda bir kez muhakkak, bağlı bulunduğu halîfebabaya başını okutarak, ibrâ olur. Kendisinin giysilerine, Libâs-ı Fahire denir ki, bir dervişe göre en önemli fark, tâcına yeşil destar sarmasıdır.
Baba, tarîkat içinde bir tekkenin başı, nasîb ve eğitim isteyenlerin mürşididir. Ailelerin fikir danıştıkları din adamıdır. Evlenme ve cenaze törenlerini yapmak babanın görevidir. Herhangi bir Bektâşînin veya Bektâşî olmayan herhangi bir ihtiyaç sahibinin acil ihtiyacı olduğunda, mürîdler arasında gerekli desteği örgütlemek de, babanın görevidir.
Gelenekte yer alan;
Muhammed Ali Haydar’dan şefaat isteyip Ka’zım
Yapışdı da’men-i pîre kemer best-i meyân etti
beytinde, dedenin din eğitimi-öğretimi hizmetine gönüllü olması dile getirilmektedir. Kemer best-i meyân etti ifadesi, kemer kuşanmak; hizmete gönüllü olmak anlamlarına gelmektedir. Hz. Ali’nin onyedi kişiye kemer bağlaması olayına istinâden gelenek haline gelmiştir.
Babalara Hacı Bektaş Dergâhı’ndan verilen icâzetnâmelerde onların hangi görevleri yerine getireceklerine dair ifadeler yer almaktadır. Meselâ; bir icâzetnâme metninde şu görevler yazılıdır: “Biz onu tam bir yetkiyle icâzetli kıldık ki, seccâdenişîn, kavil ve ahvâlinde güzellik nasîb etsin. Farz namâzlarını kılacak, üzerine düşen zekâtı verecek, yol bulabildiği takdirde Hacca gidip Beyti (Kâ’be) ziyâret edecek, Ramazan ayı orucunu tutacak, dergâha gelen ve gidenlere hizmet edecek, fukâra ve mesâkîne zikir telkini ve diğer hizmetleri gördükten sonra ahit ve tövbesini tazeleyecek, halkı ve Müslümanları konuk edecek, hırka giyecek. Çerağları yakıp, alemleri çıkaracak zenbilleri tehlîl ve tekbîr ile kaldıracak.
İcâzetnâmelerde, bir taraftan babanın görevleri sayılırken, diğer taraftan da ilgili kişinin babalık icâzetnâmesi almaya nasıl hak kazandığı da belirtilmektedir. Kendisine babalık icâzetnâmesi verilen Dede Kargın Ocağı’ndan Kadı Şeyh oğlu Yusuf, şu cümlelerle tanıtılmaktadır: “Kendisi imam Hüseyin tekkesinde eğitim görüp, seyyidlerden, nakiplerden, hizmetçilerden, fakir ve yoksul tekkede kim varsa hepsinin duâ ve sevgisini kazanmış, kendisine çerağ ve sofra verilmiştir.” Yukarıdaki ifadelerden, bir kimsenin babalık icâzetnâmesi alabilmesi için, toplumun bütün kesimleri tarafından sevilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Bir Bektâşî menkîbesinde, Bektâşî babalarının herkes tarafından sevilmelerini temin eden engin hoşgörü anlayışları anlatılmaktadır. Menkîbe, şöyledir: “Bir gün bir Bektâşî babası, karşılaştığı gece bekçisine; “bu belindeki pala bıçağı ne işe yarar?” diye sorar. Aldığı cevap şöyledir: “Biz bununla, gördüğümüz kusurları düzeltiriz.” Sonra bekçi, babaya soru yöneltir: “Kusurları düzeltmek için siz ne yapıyorsunuz?” Bektâşî babası, sessizce boynunu büker ve şöyle cevap verir: “Biz kusur görmeyiz ki.” Hacı Bektaş Velî’ye atfedilen şu söz, Bektâşîlikteki gönül açıklığının ve hoşgörünün bir başka göstergesidir: “Her tavladan boşanan at, bizim tavlamızda eğleşir.”
Buyruklarda eğitici kişilerin gözlemlenmesi için tavsiyelerde bulunulmaktadır: “Bir kimse, mürebbîlik edip tâlib getirmeli olsa, gerekir ki halîfe sohbetinde olan Hakk ehli kardeşler ona baksınlar. Kendisinde zâhir (şerîat) ve bâtın (tarîkat) mürebbîlik nişanı var mı? Mürebbî olabilir mi? Tâlib götürmek hak mı, değil mi? Görsünler. Pes imdi, mürebbî olmayan bir kişinin, mürebbîlik edip de tâlib getirmesi, tarîkat içinde erkân değildir. Zîra kişi, kendisi yol bulamayınca kılavuz olamaz. Beyhûde emek çekmiş olur.”
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.