Anadolu’daki İslâmlaşma hareketinin en yoğun olarak yaşandığı 13. yüzyılın öne çıkan isimlerinden birisi, Hacı Bektaş Velî’dir. Horasan Erenleri’nden olan Hacı Bektaş Velî, Ehl-i Beyt soyundan gelmektedir. Menâkıb-ı Hacı Bektaş Velî’ye göre hocası Lokman-ı Perende’dir. Onun da hocası, Pîr-i Türkistan olarak bilinen, Hoca Ahmet Yesevî’dir. Bu irşâd zinciri, Bektâşî kaynaklarında Hz. Muhammed’e kadar ulaştırılmaktadır.
Seyyid Ahmet Rıf’at Efendi, Hacı Bektaş Velî’yi şöyle anlatmaktadır: “Hacı Bektaş Velî Hazretleri, İlâhî sevgi varlığının âşığı, mânevî yolla elde edilen bilginin gerçek bağlısı, vecd bahçesinin baş âşığı, aşk fidanının en güzel sevgilisi, bir köşeye çekilmeyi terk edenlerin de dedesidir.”
Onun menkıbevî ve tarihsel yaşamı “velâyet” kavramının ifade ettiği anlamı bütünüyle karşılamaktadır. Hünkâr; Allâh’ı ve O’nun bilinmesi gereken bütün sıfatlarını bilen, ibâdet ve tâata devam eden, günâhlardan kaçınan, şehvete dalmaktan uzak duran, Allâh’a yönelen ve O’nunla fânî, O’nunla bâkî olan gerçek bir mü’mindir.
Yetiştirdiği halîfelerini, Anadolu’nun ve dünyanın çeşitli yerlerine göndermiş; İslâm’ın en iyi şekilde öğrenilmesine ve yaşanmasına öncülük etmiştir. Hacı Bektaş Velî’nin ve Bektâşîliğin, Türk ve İslâm Eğitim Tarihi’nde önemli bir yeri vardır.
Bektâşîlikteki eğitim süreci ele alındığında, iki tane hedef tesbit etmek mümkündür: 1. Dervişlikten, insan-ı kâmilliğe kadar devam eden bir çizgide, iyi bir insan, iyi bir Müslüman yetiştirmek. 2. İslâm’ın temel değerlerini, gayr-i müslimlere karşı en iyi şekilde temsil eden ve anlatan, bir arada yaşama kültürüne katkıda bulunan insan yetiştirmek.
Aslında bu iki hedefe ulaşmak için geliştirilen erkân ve söylemler, birbirini desteklemektedir. Üzerinde hassasiyetle durulan “yetmiş iki milleti ayıplamamak” şeklindeki İslâm ahlâkının daha çok gayr-i müslimlerle münasebetlerin nasıl olması gerektiğini konu alan ilkeler, Bektâşîliğin dışa açık eğitim anlayışını göstermektedir.
Balkanlarda Sarı Saltık’ın takipçileri denebilecek Bektâşî dervişleri, İslâm Dîni’nin o bölgedeki gayr-i müslimlere öğretilmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. Bektâşî tekkelerinin etrafında toplanan mürîdler, âşıklar, pîr ve rehberler, bulundukları mekânlarda kültürler arası hoşgörüyü temel alan, yepyeni bir kültür ortamı oluşturmuşlardır.
Osmanlı Devleti’nin giriştiği fetih hareketlerine katılmaları ve geniş halk kitleleri tarafından sevilmeleri, Bektâşîlerin devlet nezdinde de korunmasını, kollanmasını beraberinde getirmiştir. Osmanlı Devleti, pek çok Bektâşî şeyhine toprak tahsîs ederek buralarda dergâh ve zaviyelerin oluşmasını sağlamıştır.
Bursa fethine katılan Abdal Mûsâ Elmalı’da kurduğu tekkede yetiştirdiği halife ve müridleri vasıtasıyla tarîkatın güç ve nüfûzunu artırmıştır. Onun halifesi olan Kaygusuz Abdal Bektâşîliği Mısır Kâhire’ye kadar taşımıştır. Hoşgörülü tavırlarıyla sosyo-kültürel hayata kolaylıkla nüfuz edebilen Bektâşî şeyhleri, dergâh ve zâviyeleri, İslâm’ın Balkanlara kadar yayılmasına öncülük etmişlerdir.
Hacı Bektaş Velî, kâmil insan-fâzıl toplum idealinin gerçekleşmesi için belirlediği ilâhî sevgi esaslı davranışlar kuramı ve barış-hoşgörü temelindeki uygulamalarıyla sadece mensubu olduğu zümrelere değil, bütün insanlığa sevgi dağıtmayı hedeflemiştir.
Bunu gerçekleştirirken, bireyin öncelikle pratik tecrübelerle “kendini bilmesi ve tanıması”ndan yola çıkarak, toplumsal bütünlüğe yönelik ilkeleri inşa etmeye çalışmıştır. Yani o fâzıl bir toplum modeli fikrini hayata geçirmek amacıyla kâmil insanlar yetiştirme peşinde olmuştur.
Fotoğraflar: Harabati Baba Tekkesi, Tetova/MAKEDONYA

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.