HÜNKAR HACI BEKTAŞ VELİ’NİN VASİYETİ ve HAKK’A YÜRÜMESİ

10393157_727038757372576_3323470147494549244_n

Beni can kulağıyla dinle! Sana Hünkâr Hacı Bektâş Velî’nin bu dünyadan nasıl göçtüğünü anlatayım. Dinle şimdi! Hünkâr hazretleri, (dünya) kafesini bırakıp nasıl kanatlanıp uçtu? İşit ey din eri! Günün birinde o erenlerin serveri yerinden kalktı. Namâzını kıldı, Hakk’a yöneldi. El kaldırıp duâ edip yalvardı. Namâzını ve duâsını tamamladı. O himmetli er kalkıp halvetine çekildi. Kimse kalmadı yanında yalnız kaldı.
Sarı İsmail’i çağırdı ve ona şöyle nasîhat etti: Sarı İsmail sözümü dinle! Sen benim has halîfemsin. Kendi özümdensin. Perşembe günü ki bugündür. Ben âhirete göçeceğim. Sakın yas tutma, eziyet verir. Sakın öldüğüme ağlama. Er ölmez,sûret değiştirir. Fânî olan cismimizi burada bırakır, gideriz. Rûhumuzla Bâkî olana doğru yola çıkarız. Bu Muhammed Mustafâ’nın hadîsidir. Dinle! Onunla hatırını hoş et. Mü’minler ölmez. Ancak âhirete intikâl ederler. Dârü’l-fenâ (dünya) şüphesiz kahır (üzüntü) yeridir. Dünyada eziyet ve çile çekmeyen kim var? Anadan doğan herkes ölecek. İyi, kötü ne yaptıysa bulacak. Velîler ölmez, şekil değiştirir. Erin cesedini görüp, öldü sanmayın. İnsan rûhu ölmez, rûh nasıl ölsün? Ehad (Bir) olan Allâh’ın rûhudur.
Nübüvvet ülkesinin mübarek pâdişâhı ölmeyen erlerdir. Mü’min, yüzünü toprakla bir edendir (tevâzû sahibi olandır). Öldüğü zaman kendisini yıkayıp temizleyendir. Her kim Allâh’ın emriyle hareket ederse (yönetirse), pîr olup birliği dirliği sağlar. Eğer Hakk’a ulaşmak istersen, dedikoduyu bırak ki makâm bulasın. Nefsini öldür ki cevherin ortaya çıksın. Sende beşeriyetten herhangi bir şey kalmasın.
Ey Allâh’a karşı gelmekten sakınan kişi! Cismini (bedenini) terk etmeyen kişi, Hakk’ı bulamaz. Bu erenlerin sözüdür. Mü’min olanların ölmeden (önce) ölmesi gerekir. Ölmeden önce ölenler sonsuz hayat bulur.
Bu ettiğim vasiyetleri tut. Bu cihânın varlığından vazgeç. Ben canımı verince halvethânede cesedimin üzerini ört. Kapısını sıkıca kapa, dışarı çık. Çilehâne dağına doğru bak. Boz atlı yüce bir zat gelecek. Yeşil elbiseli, yüzü örtülü. Atından inip atını bağlayacak. İçeri girip üzerime Yâsîn okuyacak. O er sana selâm verecek, sen selâmını al, (ona) izzet ve ikrâm göster. Suyumu sen dök, boz atlı da cesedimi yıkayıp temizlesin. Bana hülle donundan (cennet elbisesi) kefen gelir. Sen başucumda hazır bulun. Tabutum ceviz ağacındandır. (O gelen) benim cesedimi defnedip toprağakoysun. Sen ona hiç engel olma sakın. Onunla konuşma da,(çünkü) o konuşmaz.
Hizmetini tamamladıktan sonra, o atına binip giderken sakin ol. Abdallara haber ver, ağlamasınlar. Ayrılık ateşiyle ciğerlerini dağlamasınlar. Kadıncık’ın oğlu Hızır Lâle civan eşikte bir müddet türbedâr olsun. Elli yıl tekkedârlık ettikten sonra oğlu Mürsel ondan yadigâr kalır.Kırk sekiz yıl da o hizmet eder. Nöbet sırası oğlu Yusuf Bâlî’ ye gelir. Otuz yıl da o hizmet etsin. Gece gündüz Hakk’a ibâdet etsin. O da Hakk’ına kavuşur. Sakın üzülme dünyanın hâli budur.
Sarı İsmail sen de hayır için gayret et ki Rabbü’l-Celîl sana rahmet etsin. Halk Murtazâ’dan erlik isteyince o da Kanber’e; sofra çek, yemek getir, dedi. Benim tâcımı giyen bütün müridler, misafiri hoş tutup hizmet etsin. Kendini Şeytan gibi görüp hiç kimsenin yatan itini kaldırmasın. Kimseye karşı kibir ve haset etmesin, büyüklenip onları kıskanmasın. Ten ceset olmadan kibir ve kıskançlık gitmez. Kibirlenip kin tutmanın, gururlanmanın faydası ne?
Sana bir vasiyetim daha var. Nasîhatı yerine getir ki Allâh sana rahmet etsin. Ben dârü’l-fenâdan (dünya) gidince, cenâzemi tekkenin içine göm. Bin koyunla yüz sığır kurban kes. Herkesi davet et, misafir et. Çok bol yemek yap. Pilav pişir ki halk birlikte yiyip doysun. Yedimde ve kırkımda helva pişir. Erin harcı eksilmez sakın korkma. Ne kadar muhib ve mürit varsa, davet et, acele yanıma çağır. Onlara haber üzülmesinler.
Hacı Bektâş Velî Hazretleri böyle deyip İsmail’e vasiyet etti. O velî, dünyanın yakıcılığını sona erdirdi. Ali’nin nesli yüzünü Hakk’a döndürdü. Kıbleye karşı dönerek çok niyâz etti. Hakk’a yakın olmak için hâlini arz etti. O kadar çok yalvarıp yakardı ki Allah onun isteğini kabul etti. Sağlam bir imânla şehâdet getirdi. Allâh’ı birleyerek salavât getirdi. Kendisine Yâsîn okudu. Canını Hakk’a ısmarladı, nefesini teslim etti.
Sarı İsmail onun sözünü tuttu. Hünkâr’ın yüzünü hırkayla örttü. Erenlerin anası Kadıncık geldi. Hem Yâsîn okudu hem yas etti. Anadolu’nun bin bir yerinde çerağ uyaranların hepsi, uzak yakın demeden hepsi geldiler. Seyyid Mahmud Hayrânîgeldi. Bütün erenlerin tanıdığı Karaca Ahmed geldi. Kolu Açık Hacım, Baba Resûl ve Cemâl Seyyid geldiler. Hepsi çok üzüldüler. Bunların önünde Sultan Sücâaddîn ki şüphesiz o velî âlemlerinin kutbudur. Bütün halîfeler ve muhibler geldiler. Matem tutup ağlaştılar. Kimi ayakta kimi oturarak Çile Dağı tarafına bakıyorlardı.
Sarı İsmail Hacı Bektâş Velî’nin söylediği erin güneş gibi ortaya çıktığını gördü. Yeşil elbiseli, boz atlı, elinde yeşil gönderi, yüzü örtülü, yüce bir kişi. Herkes O’nu her yerde hazır olan Hızır sandılar. Genç, ihtiyar herkes O’nu karşıladılar. O himmetli kişi, tekke kapısına geldi. İşaretle erenlere selâm verdi. Selâmını alıp saygı gösterdiler. Halvetekadar atının önünden gittiler. Kapının önünde hemen atından indi. Elindeki gönderi yere sapladı. Atını yularından göndere bağladı. Kendisi halvetin kapısına geldi. İsmail onunla birlikte halvete girdi.
Erenlerin hepsi hizmet (için) geldiler. İkisinden başka kimse girmedi. Karaca Ahmed hiç kimsenin girmesine izin vermedi. Kıbleye karşı akan sudan aldılar. Kazanla kaynatıp hazırladılar. Sarı İsmail suyunu koydu. O himmet sahibi de hazretin cesedini yıkadı. Başının yanında kefenin hazır olduğunu gördü. Sekiz cennetin kokusu üzerine sinmişti. Ne söylemiş, ne dinlemiş, yeri yok Fakat Kevser suyuna batmış belli. Farz ve sünnet hükmü üzerine yıkadılar. Hülle donundan kefene koydular. Tabutçu gelip tabutunu hazırladı. Taş yazıcısı taşının tarihini yazdı. Tabutun içine koyarak götürdüler. Musallaya getirdiler. O eri kıbleye karşı koydular.
Anadolu erenleri yetmiş kat saf bağladılar. Boz atlı ileri geldi. İmâm oldu, namâzını kıldılar.
Erenler, namâzını kıldıktan sonra hepsi mezara geldiler. O erenlerin başı kendi eliyle o eri, defnedip Hakk’ına vâsıl eyledi. Duâ ettikten sonra halvetten çıkıp oturan erenlere selâm verdi. Sonra gönderinin yanına geldi. Yularını çözüp atına bindi. Sarı İsmail gelip atının yularını tuttu. İsteğine kavuşmuş olarak atın önünde yürüdü. Gönlünden kim olduğunu sorup onu tanımaya niyetlendi. Hızır olsa tanırım. Önceden görmüştüm, farkı anlarım, dedi. Bu kişi Hızır’ın kıyafetinde ama yüzü kapalı olduğu için tanıyamadım.
Gönlünden böyle geçirerek, atının önünde bir fersah yol gitti. Elini öpüp ayağına başını koydu. Ona yalvarıp dedi. Ey erenler şâhı, kerem sahibi, örtüyü aç yüzünü göreyim. Hünkâr ululuğu bana sizin için vasiyet etti.
Ben (dünyadan) göçünce birisi gelecek, ona mani olma, o her şeyi bilir, dedi. Şimdi lütfet ey erenlerin başı, beni şaşkınlık (değişiklikler) içinde bırakma. O erenlerin şâhının hakkı için, ey himmet sahibi, (onu) yıkayıp imâm oldun, namâzını kıldın. Ey kerem hazînesi, ihsanda bulun, bana kendini tanıt. O namâzını kıldığın serverin hakkı için, o niyâz ettiğin yerlerin hakkı için. Hakk divanında ona gösterilen hürmet hakkı için, ona sunulan itibar hakkı için. Bu ayrılık acısıyla beni bırakıp gitme. Beni yüzünün güzelliğinden mahrum etme.
Bu sözü işiten atlı, onun sözünü (isteğini) kırmadı.
O yüce zat, atının başını çekip eliyle yüzündeki örtüyü kaldırdı. Görünce onun kim olduğunu tanıdı. Ali’nin nesli Hacı Bektâş Hünkâr’dı. Atının ayağına düştü hemen, aradaki şüpheler gitti hemen. Hazretin nasıl göründüğünü ve kendi eliyle kendi ölüsünü yıkadığını anladı.
Kendi kendisine şöyle söyledi: Bu ne velâyet, bu ne kuvvet, bu ne sır. Akıl ile bunu anlamak mümkün değildir. Yazıklar olsun ki elimden kaçtı bilemedim. Ona daima er gibi hizmet edemedim. Çok hata ettim, saygısızca. Yanlışımı bağışla, kerem et. Hizmetindeyken çok hata ettim. Huzûrunda yüzüm karadır. Benim ettiklerimin kusuruna bakma. Bağışla, bana himmet et, velâyete ayak basayım. Senin başlığını giyip müridin oldum. Otuz üç yıl hizmet ettim. Himmet et ki ben de bir mertebeye ulaşayım. Bu velâyet makâmına (ben de) ereyim. İsmail böyle diyerek Nil (ırmağı) gibi gözlerinden yaşlar akıttı. İmâm nesli olan Hacı Bektâş Velî’yi sevene elbette Allâh da rahmet eder.
İsmail’in gözünün yaşını görünce, atının başını çekip bir müddet durdu. İsmail, sözümü tut, kendini topla, gözünü aç. Sen Hakk’ın tecellîsisin, dedi. Hakk’a lâyık iş yapmayan kişinin ağlayıp sızlaması fayda etmez. Erlik kolay değildir. Er, dünyada iken kendini yıkayıp temizlemesini bilendir. Kendini temizleyip güzelleştir. Nefsinin istekleriyle sürekli savaş, mücadele et. Kalbi temiz olmayan âdem değildir. Kâmil olanlar, Allâh için sır değildir. (Allâh onları bilir). İnsanları en hayırlısı, hesap günü gelmeden hayır işlemeye niyet edendir. İşte o gerçek insandır. Bu cihanın yaratılmışlarının en yücesi olan insan, aklıyla bu âlemi ele geçirir (avlar). Kâmil olanlar, bu dünya ile alâkasını keser, halkı terk edip Hakk’ı ister. Ben ve bizden vazgeç ki Hakk’a yakınlaşasın. Yoksa ben ve biz dersen halk içinde kalırsın.
O erenlerin efendisi böyle diyerek, İsmail’e çok vasiyet etti. İsmail onun bu sözlerini işitip ayağına kapandı. Yüz sürdü. Çok ağladı. Yardım istedi. Derdine kefâret (bedel) diledi.
Dediğiniz gibi takvâ üzere yaşamak için, er olmak lazım. Ey gerçek er, Allâh için bana bak, hayır duâ et. Senin duân Hakk katında makbuldür. Sana çok hizmet ettim. Şefâat et. Sarı İsmail böyle deyince, o himmet sahibi, onun sözünü kırmadı.
Elini kaldırıp hayır duâ etti. Duâ o anda kabul edildi.Allah lutfetti. Onun bütün günâhlarını bağışladı. Ali’nin neslinden olan Hacı Bektâş Velî, o anda sırr oldu. O’nun kim olduğunu anla(dınız mı?) Her kim ölmeden evvel tevâzû (kibirlenmeden) içinde yaşarsa, öldüğü zaman da kendisini yıkar, temizler.
Bu velâyetteki gibi yaşarsan, sen de Hakk’a ulaşanlarla birlikte olursun.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.