İlmin Kapısı

10553599_676157905793995_5935185118412152264_n
İyilik…
Erdem…
Fazilet…
Ve ilim…
Sadâkat…
Vefâ…
Merhamet…
Kahramanlık…
Ve Ali b. Ebî Talib (radıyallahu anh)…
Kavmin efendisi…
Peygamber âşığı…
Allah’ın (celle celâluh) sevgilisi…
İlim şehrinin kapısı, sohbetlerin değişmez ve en güzel ismi…
Hak yola girenlerin sancağı,
Allah’a (celle celâluh) itaat edenlerin ışığı,
Muttakîlerin dostu ve adâleti ayakta tutanların öncüsü…
Velâyet makamının şâhı…
Ashab içinde Kâinatın Sultanı’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) davetine icabet edenlerin ilki…
Ashabın en yumuşak huylusu ve en âlimi…
Müttakîlerin nümûnesi, marifetullah sırrına erenlerin delili…
Anlayan ve itaatkâr bir kalp, çok soran ve araştıran bir dil ve duyduğunu hiç unutmayan bir kulak.
“Tasavvuf, sevgiliye boyun eğmek ve ilahi sınırlara tecavüz etmemek için boş şeylerle mücadele etmektir.”
Allah’ın razı olduğu kişi manasında Mürtezâ,
Hani, Hz. Peygamber Hayber Gazvesine çıkmıştı…
Hz. Ebû Bekir’e Hayber Kalesi’nde savaşması için sancağı vermişti.
Ebû Bekir, bütün gayretine rağmen kaleyi fethedemeden geri dönmüştü.
Ertesi gün sancağı Ömer’e verdi Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem).
Hz. Ömer’de var gücüyle savaştı.
Fakat bütün çabasına rağmen O da kaleyi fethedemeden döndü.
Sonra Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabına döndü ve;
“Bu sancağı öyle bir adama vereceğim ki, Allah (celle celâluh), onun eliyle fethi müyesser kılacaktır. O, Allah ve Resulünü sever, Allah ve Resûlü de onu sever.”
Ashap arasında bir merak  zuhur etti…
Acaba sancak kime verilecekti…
Allah ve Resulü”nün razı olduğu zât kimdi..
Sonra Allah Rasulü(s.a.v), seni sordu ya Ali!
“Ali b. Ebi Talib nerededir?”
“Gözü ağrıyor, ya Rasulullah(s.a.v)!”  dediler…
Efendimiz senin getirilmeni murad buyurdular…
Sonra sen geldin….
Gözünde bir sancı vardı….
Gözünde bir ağrı…
Efendimiz(s.a.v), tükürüğünden bir parça sürdü gözüne…
Ve dua etti…
Ve ağrı yok oldu…

Kutlu olsun ya Ali!
Kutlu olsun…
Hz. Peygamber(s.a.v) sancağı sana verdi…
Ve Hayber senin önünde teslim oldu…

Kainatın Sultanı(s.a.v), bir gün; “ Bana Arab”ın efendisini çağırın!” diye buyurdu…
“Sen Arab”ın efendisi değil misin?” diye sordu, Sultanlar Sultanı(s.a.v)”in güzeller güzeli eşi Aişe…
“ Ben âdemoğlunun efendisiyim, Ali de Arab”ın efendisidir!” diye buyurdu Rasulullah(s.a.v)…
Sen emri duyar duymaz koştun geldin ya Ali!..
Sen gelince Rasulullah(s.a.v), Ensara da haber gönderdi, onlar da koşarak geldiler…
Hz. Peygamber(s.a.v), etrafında toplanan Müslümanlara doğru; “ Ey Ensar topluluğu!” diye seslendi..
“ Ey Ensar topluluğu! Size kendisine tutunduğunuz takdirde sapıtmayacağınız birini söyleyeyim mi? “
Ensar, hep bir ağızdan; “ Anamız babamız size feda olsun, söyle ya Rasulullah(s.a.v)!” diye bağırdı…
Rasulullah(s.a.v), seni övdü ya Ali!
“Bu!” dedi…
“ Bu kişi Ali”dir… Onu benim sevgimle seviniz. Bana değer verdiğiniz gibi ona değer veriniz. Cebrail bana, size söylediğim şeyleri emretti…”

Hz. Peygamber(s.a.v), bir gün Hz. Enes”le beraberken ona;
“Ey Enes! Abdest için elime su dök!” diye buyurdu…
Enes, verilen vazifeyi büyük bir haz içinde gerçekleştirdi…
Sonra Rasulullah(s.a.v) kalktı ve iki rekat namaz kıldı…
Namazı bitince, “ Ey Enes!” dedi…
“Ey Enes! Bu kapıdan senin yanına ilk gelen; mü”minlerin efendisi, meşhur şahsiyetlerin komutanı ve vâsilerin sonuncusudur.”
Enes, içinden dua etti..; “ Allah”ım! Bu gelen kişi, Ensar”dan birisi olsun!”
Sonra sen geldin ya Ali!
Kapıdan ilk giren kişi sendin…
Mü”minlerin efendisi…
Meşhur şahsiyetlerin komutanı…
Vâsilerin sonuncusu…
Şecaat ve cesaret kahramanı…
Esedullahi”l  Galip…
Toprağın babası, Ebu Türâb…
Haydar-ı Kerrar…
Damad-ı nebi…
Ve;
Allah”ın Arslanı…
Hz. Ali b. Ebi Talib(r.a)…
Gelen kişi sendin…
Kutlu kişi sendin…
Övülmüş kişi sendin…
Sonra Rasulullah(s.a.v) ayağa kalktı, sana kucak açtı ve müjde verdi…
Mübarek yüzünün terini, senin yüzünün terine…
Senin yüzünün terini de kendi yüzüne sürdü…
Şaşırdın…
Heyecanlandın;
“ Ey Allah”ın Rasulü(s.a.v) !” dedin…
“ Görüyorum ki, sen bana bu güne kadar görmediğim bir muamele yaptın. Bunun sebebi ne ola ki?”
“Beni böyle yapmaktan alıkoyan bir durum yok ki!” dedi Allah Rasulü(s.a.v)…
“Çünkü sen, benden duyduğunu sonrakilere iletirsin, sesimi onlara duyurursun ve benden sonra ihtilafa düştükleri konuları onlara açıklarsın..”
“Ben,” dedi Rasulullah(s.a.v); “ Ben hikmetin eviyim; Ali de kapısıdır…”
“ Hikmet on parçaya ayrılmıştır. Dokuzu Ali”ye, biri de diğer insanlara verilmiştir…”
Rasulullah(s.a.v), bir gün iki omzunun arasına eliyle vurarak sana seslendi;
“ Ey Ali! Senin yedi özelliğin var ki, kıyamet günü hiç kimse seninle bunlar konusunda tartışamaz…( yani bunlar bende de var diyemez.) :
Sen erkekler arasında bana ilk inanansın…
Allah”a verdiği sözde en fazla sadakat gösterensin…
Allah”ın emirlerini en iyi yerine getirensin…
İdaresinden mesul olduklarına en iyi davranansın…
Müslümanların en insaflısısın…
Hüküm vermeyi en iyi bilensin…
Ve;
Kıyamet günü büyük meziyetlere sahip olansın…”
Hani sen bir gün Kainatın Sultanı(s.a.v)”nın incisi, güzeller güzeli, biricik kızı ve senin dünyada ve ahrette yoldaşın eşin Hz. Fatıma”ya , “Babana git ve seni bazı işlerden kurtaracak bir hizmetçi iste.” demiştin de ; O da, birkaç denemeden sonra zar zor isteğini iletmişti Efendimiz(s.a.v)”e…
Rasulullah(s.a.v), bu isteğiniz karşısında size;
“ Size kızıl altınlardan daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi?” diye sormuştu…
Siz de ikiniz beraber, aynı anda ve aynı kalpten gelen bir samimiyet ve sadakatle; “Evet ya Rasulullah(s.a.v)!” deyince…
“Uyumadan önce yüz defa Allahu Ekber, Subhanallah ve Elhamdülillah demeniz size bin hasene kazandırır.” diye buyurmuştu..
Bunu duyduktan sonra Sıffin gecesi de dahil hiç terk etmedin sen ya Ali!
Sen Allah”ın aslanı…
Sen kadınların en hayırlısının kocasıydın…
Sen, Efendimiz, Ahmed-i Mahmud-u Muhammed-Mustafa”nın(s.a.v) damadı…
Sen Hasan”la Hüseyin”in babasıydın…
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.