-
Arşivler
-
Meta
Suya Düşen Kan
Gül dudaklar kuruyor, çadırlar yanıyor, çocuklar yanıyordu.
İnsanlıktan uzak bir yerde, Kerbela’da kader, bir havar çığlığı gibi örüyordu Ehl-i Beyti’n hayatını.
İşte aşk budur.
Gam kervanları geçiyordu Kerbela’dan.
Değil, kumlara belenmiş yaralarından kanlar akan taze delikanlılar; kadınlar, kızlar bile çadırlarda nefes almakta zorlanıyordu.
Can parçasının ciğer pareleri yanıyor; Hayber Kalesi’nin kapısını bir pençede söken Allah’ın Aslanı’nın yavruları kızgın kumlara seriliyordu.
Melekler birbiri üzerine üşüşmüş, her şey Kerbela’ya kilitlenmişti.
Susuzluk dayanılmaz bir hal alınca atını Fırat’ın serin sularına sürdü.
Avcundaki kanlı suya acılı gözlerle baktı ve serin sulara bıraktı o kanlı suyu.
Bir yudum su içemeden çadırlara dönen İmam Hüseyin, kadınların ve çocukların sıcaktan, susuzluktan , saldırılardan bağırış ve yakarışlarla kelebekler gibi çadırdan çadıra koşmakta olduklarını gördü.
Koca İmam bir aralık Kerbela cehenneminde bir başına kaldığını fark etti.
Zalim avcılar tarafından kıstırılmış sürmeli bir ceylanı andırıyordu. Güzel gözleri ateş saçıyordu.
Birden minarelerden Allah Rasulü’nün adı yükselmeye başladı.
Uzaklardaki minarelerden saniye saniye bütün bir dünyayı kıyamete dek hüzünden bir şal gibi örtecek olan güzel sesli müezzinlerin sesleri, Kerbela’nın kızgın güneşinin yakıcı ışıkları altında ara sıra yeisle inceliyor, titriyor, bazen tevekkül ve teslimiyetle ağırlaşıyordu.
Ve İmam Hüseyin sırtından giren bir mızrakla atının üzerinden bir dal gibi kızgın kumların üzerine devriliverdi.
Ve Kerbela’da bir damla kan düştü suya, bir tutam ateş düştü İslam’ın yüreğine.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve 12 imam, Alevi-Bektasi, Ali, Ehl-i Beyt, imam hüseyin, kerbela, Muharrem olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.