SORULARLA ALEVİLİK BEKTAŞİLİK

1282196036_imamlarimiz-300x208Alevilik ve Bektaşilikte “Hak-Muhammed-Ali” anlayışı nasıldır?

Her ne kadar bu kavramın ilk defa ne zaman ve kimin tarafından söylendiği bilinmiyorsa da, bazen “Allah-Muhammed-Ali” bazen de “Hak- Muhammed- Ali” şeklinde ifade edilen bu kavram, Aleviliğin en önemli sembollerinden biridir. Alevi edebiyatı bu “üçler” ile ilgili deyişlerle doludur. Cemlerde on iki hizmeti gerçekleştiren hizmet sahipleri, dedelerden hizmet alırken, “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali” sözleriyle niyaza başlar. Canlar, her biri bu “üçler” den birine karşılık gelmek üzere “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali” diyerek üç defa kucaklaşırlar. Bu üçlerde yer alan “Hakk”ın aşkın bir yaratıcı olan Allah’ı; “Muhammed” in genel anlamda nübüvveti yani peygamberliği; “Ali”nin de tasavvuftaki “Velayet”i yani ermişliği ifade ettiği söylenebilir. Bu durumda “Hak-Muhammed-Ali” kavramı; Allah’ı, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ve Hz. Ali’nin velayetini dile getirmektedir. Bektaşi dedebabası Bedri Noyan (ö.1997) bu kavramın asla Hıristiyanlıktaki teslis inancı (Baba-Oğul-Ruhu’l Kudüs) ile hiçbir ilişkisi olmadığını söyleyerek; bu üçlerin İslam Dinindeki ‘Uluhiyyet, Nübüvvet ve Velayet’ kavramları ile ilişkili olduğunu söylemektedir.
Alevi-Bektaşi dergahlarında en çok işlenen konu; Hak-Muhammed-Ali sevgisidir. Hak aşığı olan dervişler, Allah’ın isimlerini ağızlarından düşürmemişler, kılık-kıyafetlerine bile yansıtmışlar, okudukları dua ve gülbanklarla  her fırsatta zikretmişlerdir. Hakk’ın sözü olarak isimlendirdikleri Kur’an-ı Kerim’i sürekli okumuşlar, vuslat olarak nitelendirdikleri ibadetleri büyük bir istek ve hevesle yerine getirmişlerdir. Eğitimin temel hedefi, didar (Allah’ın Cemali)’a kavuşmaktır. Mürşit, pir, dede ve baba konumunda olan eğitimciler, aşık ve dervişleri, Hakk’a kavuşma anına mahcup olmayacakları bir şekilde hazırlamaya çalışmışlardır. Bu yüzden, adab ve ahlakla ilgili kuralların uygulanmasına önem vermişlerdir. “Allah’ın emir ve yasaklarına uyma”, “iyilikleri emredip kötülüklerden kaçınma”, “eliyle ve diliyle kimseye  zarar vermeme” gibi temel dini-ahlaki sorumluluklar üzerinde hassasiyetle durmuşlardır. Alevilik ve Bektaşilikte Allah sevgisi, O’nun yarattıklarına da sevgi ve saygı duyma bilinci ile bütünleştirilmiştir. Bu bakış açısı Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’den Pir Sultan Abdal’a kadar, bütün yol uluları tarafından işlenmiştir.
 Talip ve dervişler, Hakk’ın Habib’i olarak isimlendirdikleri Muhammed Mustafa’ya ve onun Ehl-i Beyt’ine derin bir sevgi ile bağlanmışlardır. Çünkü onlara göre; Kainatın Efendisi Muhammed Mustafa, Nebiler Nebisi’dir ve  yüz yirmi dört bin Nebi’nin ve üç yüz bin velinin en önde gelenidir. Bir Alevi-Bektaşi için, üstün niteliklere sahip bir Peygambere ümmet olmak, övünç kaynağı sayılmıştır. Bu sevgi nedeni ile Erkanname’de herhangi bir dini, tasavvufi veya ahlaki konu işlenirken, Peygamber Efendimiz’in hadisleri ve örnek davranışları, referans gösterilmiştir.
Çocukluğundan itibaren Peygamber’in yanında büyüyen, dolayısıyla bizzat Peygamber Efendimiz tarafından eğitilen ve Allah Rasulü’nün sevgi ve övgüsüne mazhar olan İmam Ali, Alevi ve Bektaşiliğin menşei sayılmıştır. Velilerin sultanı (Sultan-ül Evliya) adı verilen İmam Ali’nin söz ve fiilleri, adab ve erkanın belirlenmesinde büyük ölçüde etkili olmuştur. İlmin Kapısı İmam Ali, dergahlarda okunan Faziletname, Cenkname ve Gazavatname türü eserlerdeki menkıbeleriyle, ilim, ahlak, cesaret ve şecaat gibi konularda talip, derviş ve gazilere önder olmuştur.
Bu yazı Sorular-Cevaplar içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.