-
Arşivler
-
Meta
ALEVİ BEKTAŞİ GELENEĞİNDE DÖRT KAPI KIRK MAKAM
Evvelâ bâb-ı şerîat içre Ahmed âşikâr
Gel Muhammed Mustafâ’yı, Haydar-ı Kerrâr’ı bil,
Yûnus Emre tarafından söylenmiş, dört kapının Bektâşîler için anlam ve önemini vurgulayan meşhûr bir şiir vardır:
Esselâmü aleyküm ey şerîat erenleri
Dört kapıyı, birbirinden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Biri olmadan, diğeri de olmaz. Sırr-ı hakîkate ulaşmak için dördünü de bilmek ve gereklerini yerine getirmek lâzımdır. Niyâzî Mısrî, bu lüzûmu şöyle ifade etmektedir:
Şeyh Safî Buyruğu’nda dört kapı kırk makâm şu şekilde konumlandırılmaktadır:
Muhyiddîn Abdal, şerîattan hakîkata kadar nasıl ulaşılacağını özetleyerek açıklamıştır:
Ma’rifet Hakk’a yardır
Dört kapı kırk makâma bağlılık, Hz. Peygamer’e bağlılıktan sonra gelmektedir. Vîrânî Baba, Dîvân’ında bu bağlılığı şu mısralarda işlemektedir:
Vîrânî Baba’nın Risâle’sinde ise daha kesin ifadeler bulunmaktadır: “Bu dünyada kör olan âhirette de kördür. Kör olan kişi, ne şerîat, ne tarîkat, ne ma’rifet ve ne de hakîkat hiçbirini görmez. Bu dört kapıya gözünü açmayan ve kendi menzilini, mertebesini burada seçmeyen Hakk dîdârını görmez. Baba, bu söylediklerine delil olarak da İsrâ Sûresi 75. âyeti getirmektedir.
Dört kapı kırk makâma bağlılık, Bektâşîlikte o kadar önemlidir ki, insanlarda görülen bir takım davranış bozuklukları, dört kapı kırk makâma bağlı olmamakla îzah edilmiştir. Aşağıdaki dörtlükte Pîr Sultan Abdal, içinde yaşadığı zaman dilimindeki ahlâkî çöküntüyü, dört kapı kırk makâmdan uzaklaşılmasına bağlamaktadır:
Yola, tarîkata giren bir tâlibe, “neye tâlibsin?” diye sorarlar. O da şöyle cevap vermeyi öğrenmiştir: “Evvela şerîata, sonra tarîkata, sonra ma’rifete, sonra da hakîkata tâlibim.”
Şerîatı yüzleyip, tarîkatı gözleyip,
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve 12 imam, 4 kapi, alevi, Alevi-Bektasi, alevi-bektaşi klasikleri, Ali, Ehl-i Beyt, erkan, hz ali, hz.Hüseyin olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.