HACI BEKTAŞ VELİ VELAYETNAMESİ’NDEN BİR MENKIBE

10521758_676721569070962_5505922577251413413_n

Rahmet çerağının nûrlarının toplandığı Hz. Hünkâr dört yaşına geldi. Sultân İbrahim onu ilim öğrenmesi için Hoca Ahmet Yesevî’nin halîfesi Lokman-ı Perende’ye verdi. Lokman-ı Perende’nin menâkıbında nakledildiğine göre; Hoca Ahmet Yesevî’nin halîfesiydi ve perendelik nasibini ona Hoca Ahmet Yesevî vermişti.
Velâyet ve kerâmetlerinden birisi şudur: Âlemlerin sultânı, gerçek kutup, gelmiş geçmiş âlimlerin vârisi, Hazreti İmâm Cafer-i Sâdık, kendi hırkasını Lokman-ı Perende’ye gönderdi. Perende o zamanlar mecnûn gibi dağlarda gezerdi. Aklı başına gelince, Sultân Hoca Ahmet Yesevî’ye geldi. Ondan erkân kabul edip irşat için Horasan ülkesinde Nişabur şehrinde yerleşti.
Bâyezid-i Bestâmî, İmam Ca’fer-i Sâdık hazretlerinin mübarek hırkasını alıp yola çıktı. Sonunda Lokman-ı Perende’yi Horasan dağlarında arayıp buldu, selâm verdi, “Hazret-i İmâm hırkasını size gönderdi.” dedi. O da selâm alıp “Erenlerden emir ne ise ve nasıl buyurdularsa öyle yap.” dedi. O zaman Bâyezid-i Bestâmî, İmâm’ın hırkasını Şeyh Lokmân-ı Perende’nin sırtına koydu. Şeyh Lokmân-ı Perende Hz. İmâm’ın hırkasının câzibesinden hemen şevkle yerinden kalkıp namâza başladı. Rivâyet ederler ki Şeyh Lokmân-ı Perende bir rekât namâzı on dört yılda kıldı. Bâyezid-i Bestâmî on dört yıl ayakta durdu (bekledi). Şeyh Lokmân-ı Perende tekrar bir rekâta başlayınca, Bâyezid-i Bestâmî daha (fazla) beklemeyip İmam Ca’fer-i Sâdık hazretinin huzûruna geldi. Olanları bildirdi. Hazret-i İmâm “O bir rekât namâzı da kılıncaya kadar durmuş olsaydın nasibini tam alırdın, sabredemedin.” dedi. Şeyh Lokmân-ı Perende’nin velâyeti, kerâmeti çoktur. İsteyen menâkıbında bulsun. Biz geri sözümüze gelelim:
Sultân İbrahim, Bektâş-ı Horasanî’yi ilim öğrenmesi için Lokmân-ı Perende’ye verdi. Şeyh Lokmân dersin başını söylediğinde o, sonundan haber veriyordu. Hatta günlerden bir gün Şeyh Lokmân-ı Perende, Bektâş Horasânî’ye ilim öğretmek için dışarıdan içeri girdi. Nûrânî iki kişinin yüzlerinin nûrundan mektebin aydınlandığını, Bektâş’ın sağında ve solunda oturarak, ona Kur’ân öğrettiklerini gördü. “İçeri girdiğim an onlar kayboldular. Şaşırıp hayret deryasına daldım. Bu nasıl işaret ve hikmettir? diye düşünürken, Bektâş Horasânî mübarek ağzını açıp dile geldi ve ‘Ey hoca, o iki kişinin kim olduğunu biliyor musun?’ dedi. Ben ‘açıkla ey Bektâş’ dedim. ‘Benim sağ tarafımda oturan gerçeklerin ve Rasûllerin efendisi ceddim Hazret-i Muhammed Mustafâ’dır (Allâh’ın selâmı üzerine olsun). Sol yanımda oturan velâyet kutbu, Âlemlerin Rabb’inin Arslanı, Kevser sunan, mü’minlerin emiri Aliyyü’l-Murtazâ’dır. (kerremallâhu veche). Yüce keremlerinden gelip biri zâhir, biri bâtın ilmini bana bildirip Kur’ân’ı öğretiyorlar.’ dedi.”
Şeyh Lokmân, Bektâş Horasânî’den bunları duyunca sevindi. Gönlü nûr ile doldu, aydınlandı ve bu durumu İbrahim-i Sânî’ye açıkladı. O da bu haberi işitip çok mutlu ve mesut oldu. Hakk Te’âlâ Hazreti’ne binlerce şükretti.
Bu yazı Genel, Klasikler içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.