Türk Kültüründe Destan Kavramı Ve Hz. Ali Cenknâmeleleri

10553599_676157905793995_5935185118412152264_nTürkçeye Farsçadan geçen destan sözcüğü, kelime anlamına uygun olarak dilimizde birbirinden farklı türler için kullanılmıştır. Kelime, milletimiz İslâmiyet’le müşerref olduktan sonra dilimizde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Destan kelimesine sözlüklerimizde verilen anlam ve bu kelimenin kullanım alanları ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda şu tespitler elde edilmiştir: “Dastân” veya “destan” sözü Farsçada “efsâne, mesel ve hikâyet-i güzeştegân” mânâsındadır.” 1” Destan; hikâye, kıssa”,2“Dâstân; destan, epope, hikâye, masal, şöhret, ün”3, “kıssa, hikâye, manzum hikâye”,4 “kıssa, hikâye, masal”5, “Geçmiş şeylerin hikâyesi”6, “Hikâye, masal, sergüzeşt; bir vak’a hâli hikâye eden âmiyâne manzume”7.
Bu tanımlardan “destan kelimesinin dilimizde yaygın olarak “hikâye, kıssa, manzum kıssa, masal” karşılığında kullanıldığı anlaşılmaktadır. 8Türkiye sahası edebiyatında destan terimi; Oğuz Kağan Destanı gibi millî destanları, “Âşık Garip Destanı” gibi halk hikâyelerini, “Destan-ı Kırk Harami” gibi manzum masalları, “Destan-ı İmam Ali” gibi biyografik dinî romanları, “Dâstân-ı Yusuf Aleyhisselâm” gibi biyografik dinî hikâyeleri, “Risâletü’n-Nushiyye” gibi fikrî ve tasavvufî eserleri, “Kâbusnâme” gibi mensur edebî eserleri, “Dastân-ı Tevârih-i Mülûk-i Âl-i Osman” gibi manzum ve “Tâcü’t-Tevârih” gibi mensur tarihleri, “Düstürnâme” gibi vakayinâmeleri, toplumu etkileyen ve büyük facialı olayları ve aşıklarca uygun bulunan konuda meydana getirilen uzun hacimli şiirleri karşılamıştır. 9
Görüldüğü gibi kavram klâsik mânâda “epos”tan hikâye, masal, efsâne, tarih, vak’a, sergüzeşt, macera, menkıbe, mesel, nutuk, manzum hikâye, nasihatnâme, biyografi, mesnevi, rivayet, eski söz gibi türlü tabir ve edebî türlere doğru genişlemiştir. 10
Türk edebiyatının zengin bir bölümünü teşkil eden halk edebiyatında bu kavram birçok edebî metin için kullanılagelmiştir. Âşık Tarzı Kültür Geleneği ve Destan Türü11 adlı çalışmasında Özkul Çobanoğlu, halk edebiyatı ürünü olarak ele alınan destanları şu başlıklar altında tasnif ederek incelemiştir:
a. Mensur biyografik eserler: Bu tür eserlere örnek olarak Hz. Ali’nin hayatı ile ilgili olayları hikâye eden Hâzâ Destan-ı İmam Ali, Kan Kal’ası ve Cengiz Han ile Timur’u anlatan Dâstân-ı Nesl-i Cengiz Han ve Aksak Timur” verilebilir.
b. Manzum eserler: Bu tür eserlere Manas Destanı ve hece vezniyle yazılmış olan Dâstân-ı Ahmed Haramî örnek verilebilir.
c. Manzum-mensur eserler: Bu tür eserlere Köroğlu Destanı ve âşıkların hayatları etrafında teşekkül etmiş, Türkiye Türkçesinde “halk hikâyesi, hikâye, âşık hikâyesi, Azerbaycan ve Türkistan Türklerince “dâstân” olarak adlandırılan nazım-nesir şeklindeki eserler verilebilir.
d. Âşık tarzı şiir geleneğinde destanlar: Büyük bir çoğunluğu 11 ve 8 heceli koşma, çok az bir kısmı mani ve pek nâdir olarak da divanî şeklinde örneklerine rastlanılan 5 veya 7 dörtlükten az olmamak şartıyla 130 hattâ 150 kıta hacminde örnekleri mevcut olan, konu sınırlaması olmaksızın âşık tarafından destan yapmaya değer bulunan bir vakayı, bir cismi veya kavramı hikâye ederek anlatan ve sözlü kültür ortamında âşıklar tarafından geleneksel âşık havaları eşliğinde icra edilen nazım türüne destan denilmektedir.
Tarihî seyir içerisinde İslâmiyet öncesi epik destanlarımızın yerini İslâmiyet’in kabulüyle birlikte din ekseninde gelişen kahramanlardan oluşan halk hikâyeleri almıştır. Bazı epik destanlarımızın dinî şekillerinin de oluştuğunun görüldüğü, bu etkileşim sonrasında halkın destana duyduğu sosyal edebî hisler, bu tarz halk hikâyeleri ile karşılanmıştır.
“Türklerin İslâmiyet’i kabul etmelerinden sonra daha önce teşekkül etmiş destanlar ya yerini dini konulara bırakmış ya da bünyesine yeni unsurlar alarak İslâmî bir yapıya bürünmüşlerdir. Yeni dinî kabulü Türk toplumunun dünya görüşünün hayat tarzının buna bağlı olarak da edebiyat geleneğinin değişmesine vesile oldu. İslâmiyet’ten önce teşekkül eden destanlar, dışa dönük hayatın gerçekleri ile doğrudan temas hâlinde, aktif, kuvvet ve hareket fikrinin üzerinde toplandığı tip olan “Alp” tipi çerçevesinde meydana gelirken, İslâmiyet’ten sonra teşekkül eden destanlar maddeden mânâya dıştan içe dönen, 12 İslâmiyet ile yeni bir mânâ kazanan savaş kahramanı “gazi tipi” çevresinde meydana gelir.” 13
Din, toplumları birleştiren dinamik temel bir unsurdur. Aynı dine mensup milletlerin oluşturduğu özellikle din ekseninde meydana getirilen edebî ürünlerin karşılıklı etkileşimi, milletlerin inanç paydasında gruplaşarak aidiyetlerini güçlendirmeleri tabiî bir süreçtir.
“Edebiyat uygarlık birliği ve kültür yakınlığı bakımından kümelere ayrılabilir. Türk, Arap ve İran edebiyatları İslâm uygarlığı çerçevesi içinde İslâmî edebiyat altında toplanır. Batı dünyasında yer alan ulusların edebiyatları da aynı uygarlık çerçevesi içinde Avrupa edebiyatı altında birleşir. İnanç birliği bu iki kümeyi esaslı olarak birbirinden ayırmıştır.” 14
Kendine has özellikleri olan bu dönem eserlerini, Şükrü Elçin “hususi bir grup” olarak nitelemekte, eserlerin çeşitliliğine dikkat çekmektedir. “Anadolu’da 13. asırdan itibaren teşekkül eden İslâmî Türk Edebiyatının ilk mahsulleri arasında halk için kaleme alınmış aynı konulardaki didaktik karakterde dinî, ahlâkî, destanî ve tasavvufî hikâyeler hususî bir grup teşkil etmektedir. Manzum-mensur, tercüme, adapte veya telif olarak vücuda getirilen bu eserlerde Hz. Muhammed, peygamberler, mucizeler, dört halife, âl-i abâ ve diğer İslâm kahramanları büyük bir yer tutarlar. İslâmî ahlâk, örf ve âdetlerini telkine çalışan bu eserlerden bazılarını eski mecmualarda, taş basması kitapların kenarlarında, köşelerinde bulmaktayız. Bugün oldukça zengin bir repertuar teşkil eden Kısas-ı Enbiya, Veysel Karani, Gazavât-ı Ali, Dâstân-ı Fatıma, Ebu Müslim, Muhammed Hanefi Cengi, Yusuf ve Zeliha, Dâstân-ı Yiğit kayda değer eserlerdir. Bunlara Kirdeci Ali’nin Dâstân-ı Hamâme, Dâstân-ı Ejderha, Dâstân-ı Kesikbaş ve Hikâye-i Delletü’l Muhtel’i de ilâve edebiliriz.” 15
Bu eserlerdeki temel unsurlardan birisi de kahramanların olağanüstülükleridir. Özellikle İslâm inancına dayandırılan bu üstünlükler ile kahraman, din düşmanlarına karşı her seferinde galip gelmektedir. Metinlerdeki metafizik varlıklar ve masalsı unsurlar da eserlere esrarengiz özellikler kazandırmış, ilgiyi süreklileştirmede katkı sağlamıştır.
Abartma ve olağanüstülükler destanın tabiatında bulunmaktadır. Aynı durum epik nitelik taşımayan destan metinlerinde de görülür. Şâirler bunu yaparken yalan, hayal, düş, abartı, tezat gibi unsurları kullanarak eserlerine gerçeküstü nitelik kazandırmaktadırlar. 16 Bu eserler grubu içinde, toplumun hemen her kesiminden ilgi görmüş, heyecanla takip edilmiş Hz. Ali’nin şahsiyeti etrafında oluşan cenknâmeler öne çıkmaktadır.
Hz. Ali Cenknâmeleri
Türk halk inancında ve kültüründe önemli bir yere sahip olan Hz. Ali, Hz. Muhammed’in amcası Ebu Tâlib’in oğludur. Annesi Abdulmuttalib’in kardeşi Esed’in kızı Fâtıma’dır. Hz. Ali, hem annesi hem de babası bakımından Hâşimî sülalesindendir. Hicretten 23 yıl önce milâdî 21 Mart 598 tarihinde doğmuş, 24 Ocak 661 milâdî tarihinde Ramazan ayında şehit olmuştur. İlk Müslümanlardan olan Hz. Ali, dördüncü halifedir.
Hz. Muhammed’e peygamberlik verildiği zaman Hz. Hatice’den sonra ona ilk inanan ve onunla birlikte ilk kez namaz kılan Hz. Ali’dir. Hz. Muhammed, Medine’ye hicret ederken yatağında yatmış, onun yokluğunu gizlemiştir. Hz. Muhammed, ensar-muhâcir arası kardeşlik ilan edildiğinde Hz. Ali’yi kendisine kardeş seçmiştir. Hz. Ali, Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber savaşlarında, büyük kahramanlıklar göstermiş, Hz. Peygamberin sancağını taşımıştır.
“Uhud ve Huneyn’de çeşitli yerlerinden yara almasına rağmen Hz. Peygamberi bütün gücüyle korumuş, Hayber’de ağır bir demir kapıyı kalkan olarak kullanmış, Tebük Gazvesi’nde Hz. Peygamberin vekili olarak Medine’de kalmıştır. Vahiy kâtipliği yapan Hz. Ali aynı zamanda Hz. Peygambere de kâtiplik yapmış, Hudeybiye Antlaşması metnini o yazmıştır. Evs, Hazrec ve Tay kabilelerinin taptıkları putlarla Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’deki putları imhâ etme görevi ona verilmiştir.” 17
“Hz. Ali, bizim edebiyat dünyamızda, kültür dünyamızda, inanç dünyamızda oldukça önemli tesirleri bulunmuş bir şahsiyettir. O bir Türk kahramanı olarak bilinir. Hz. Ali sözlü geleneğimizde yaşayan Hayber Kalesi Cengi, Kesik Baş Hikâyesi, Yemâme Cengi ile bilinir. Hz. Ali, tıpkı Geyikli Baba gibi Anadolu’da mühür olmuştur. Binlerce yıllık masallarımızda masal kahramanı darda kaldığında Hz. Ali yardım eder. Hikâyelerimizde kahramanlarımıza Hz. Ali imdat eder. Zafernâmelerimizde kahramanlarımızın Hz. Ali gibi savaştıklarını görürüz. Padişahlar aslanpençeli olmakla Hz. Ali’ye benzerler. Deyimlerimizde, atasözlerimizde yaşar, Hz. Ali bizim kültürümüzdür, Türk millî kültürü içinde bir şûbedir.” 18
Türk milletinin tarihinden gelen cengâver yapısındaki alplik sebebiyle Hz. Ali’ye karşı farklı bir muhabbet beslemiş, ehlibeyte karşı derin bir hürmet duymuştur. “Fütüvvet, asıl tarifini Hz. Ali’den alır. Fetâ, (genç) şeklinde isimlendirilen ilk kişi, Hz. Ali’dir. Uhud Harbi’nde gösterdiği kahramanlıklardan dolayı, Hz. Peygamber, “Ali gibi genç, Zülfikar gibi kılıç yoktur.”demiştir. Yeniçeriler arasında Hz. Ali, “Koca Leşker” [büyük asker] olarak bilinmektedir.” 19
Hz. Ali başta Alevî/Bektâşî şiiri olmak üzere edebiyatımızda en çok telmih edilen şahsiyetler arasındadır. Kur’ân’da peygamberin ümmetinden ehlibeytine karşı sevgi istemesinin emredilişi buna karşılık Hz. Muhammed’in “Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin, beni de Allah sevgisi için sevin, ehlibeytimi de benim sevgim için sevin!” şeklindeki hadisiyle başta Hz. Ali olmak üzere ehlibeyte karşı duyulan sevgi kutsilik kazanmıştır.
“Hz. Ali, İslâmiyet’i ilk kabul eden çocuk olması, hayatta iken cennetle müjdelenen on kişiden biri olması, yüksek insanî ve ahlâkî vasıflara sahip örnek bir İslâm büyüğü hem de savaş tekniğini iyi bilen gazalarda en önde savaşan düşmana korku salan bir kahraman, Kur’ân ve sünnete bağlı, yiğitlik, cömertlik, ilim, irfan ve velâyet timsâli gibi özellikleriyle klâsik şiirimizde de birçok şâir tarafından telmih edilmiştir.” 20
Hz. Ali Alevî topluluklarınca da farklı algılamalara sahiptir. Alevî/Bektaşî inancında Hz. Ali ile ilgili şu şekilde yorumlanır: “Şeriat, tarikat, mârifet biçiminde adlandırılan bu kapılar aslında kültürde çeşitli konularla ilgili hükümlerin de farklılaştığı mertebelerdir. Buna göre Hz. Ali’yi ‘yiğit’, ‘kahraman’, ‘Allah’ın aslanı’ olarak görmeye yönelik bütün tutumlar ‘şeriat’ kapısından bakılarak yapılan bir anlayışı yansıtır. Tarikat kapısından bakıldığında ise Ali velâyet sahibidir. Mârifet kapısı dikkate alındığında nübüvvet ve velâyetin birleştiği dolayısıyla Ali’nin Muhammed’le aynı öz olarak görüldüğü vakıasıyla karşılaşılır.” 21
Hz. Ali için duyulan bu sevgi ve bakış açısının tesiriyle Anadolu’da kısa sürede elden ele ilgiyle dolaşan kitaplar arasında Hz. Ali’nin cenknâmeleri göze çarpar. Bu ilgi aynı zamanda milletlerin inanç ve kimlikleriyle ilgili destanî şahsiyetlere olan tabii ihtiyacın bir yansımasıdır.
“Dinî kahramanlık destanları içinde değerlendirilmesi gereken Hz. Ali cenknâmeleri dinî bir grubun destanı, Hz. Ali de dinî bir grubun lideri olmaktan çok Anadolu insanının cengâverlik eğilimlerini ön plâna çıkaran onlara mesaj veren ideal insan tipinin örneğini teşkil eden bir destan kahramanıdır. Cenknâmeler ise doğal insan anlayışı ile davranış şekillerini Türk destan geleneğine bağlı olarak anlatan dinî-kahramanlık konulu Türk destanıdır.” 22
Hz Ali cenknâmelerini uzmanların tasnifleri ışığında değerlendiren İsmet Çetin sonuç olarak “Hz. Ali cenknâmelerini Arap-İslâm kültür kaynağına bağlar.” İslâmiyetten önceki dönem Arap efsânelerinden ve Fars efsânelerinden izler taşısa bile Hz. Ali cenknâmeleri, bütün cepheleri ile İslâmî bir anlayışla teşekkül etmiş ve bizim edebiyatımıza bu yönü ile girmiştir. Siyer, mağazi türü eserler ve dini kıssalardan kaynaklanıp bizim millî unsurlarımızla yeniden şekillenmiştir. Konunun tamamen din adına yapılan mücadele üzerine kurulması ile bu mücadelede müracaat edilen kuvvet bunun için sebep teşkil eder.” 23
İnsanların tabiatında bulunan başkalarına karşı gerek ferdî gerekse grup anlamında üstünlük duygusu, bu eserlerin heyecanla takip edilmesinin sebepleri arasındadır. Eserlerde din yolunda dinî inanca dayalı elde edilen muvaffakiyetler halkın inancını perçinlemiş insanlara moral ve heyecan vermiştir.
Hz. Ali cenknâmelerin temel konusu Hz. Ali’nin kahramanlığı ve İslâmı yayma mücadelesidir. Bu ve benzeri eserlerde anlatılan “dinî hikâyeler, destanların bir hususiyetini teşkil eden içte dinî ve millî birliği sağlamakta ve dışarıya karşı da kutsal savaş fikrini beslemektedir.” 24
Dinleyenlerin dini inancını artıran, insanlara şevk ve heyecan veren dinî-destansı bu hikâyeler kısa zamanda Anadolu’nun dört bir tarafında yayılarak birçok mecliste en çok okunan kitaplar arasında yerini almıştır. “Çoğunlukla Osmanlı döneminde yazıya geçen veya şekil alan bu menkıbevî metinler Müslüman Türklerin maddî ve mânevî fetihlerini konu edinmesinden ve sade dille vücut bulmasından dolayı, devletin en uzak köylerinden sarayına, ordusundan edebiyat dünyasına kadar her muhitinde ilgi görmüş ve okunmuştur.”25
Bu tarz eserler Türk sosyal hayatındaki talep üzerine de birçok müellif tarafından telif edilmiş, kahve, cami, tekke, ordugâh vb. mekânlarda özellikle akşamları halk tarafından heyecanla dinlenmiştir. Genellikle kısa olan bu eserler bazen meclis denilen bölümler hâlinde halkın dil ve seviyesine uygun üslûp özellikleriyle düzenlenmiştir.
“Siyerler ve özellikle mevlitler şeklinde rağbet gören bu tarz, daha yoğun ve kısa anlatılar hâlinde, makamla okunan, kolayca ezberlenebilen biçimlere dönüşmüş, destan adı altında ve ekseriyetle de aruzla kaleme alınmış küçük mesneviler olarak tezahür etmiştir. Bu şiirlerin, on birli hece veznine de karşılık gelen ve Türkçeye kolay uyarlanan bir vezinle (fâilâtün/fâilâtün/fâilün) söylenmesi en belirgin şekil özelliklerinden biridir. Veznin, manzûmelerin sonunda; “Fâilâtün fâilâtün fâilat / Mustafâ’nın rûhuna vir salavat” beytiyle belirtilmesi de dikkat çekicidir. Arı bir Türkçeyle söylenmeleri ve döneminin dil hususiyetlerini yansıtmaları ise, dil tarihimiz açısından fevkalâde önemli yanlarıdır.” 26
İlk Türk sûfîsi Ahmed Yesevî’den itibaren şiirin bir tebliğ aracı olarak kullanılması kültürümüzde yaygın olarak görülmektedir. Nazmın zihinlerde daha kolay yer etmesi pratiğinden hareketle bu şekil, başta olmak üzere olay örgüsüne dayanan anlatılar ya da didaktik maksada yönelik telif edilen metinler olmak üzere birçok edebî tür için tercih edilmiştir.
“Sekiz on asırdan beri yüzlerce, binlerce defa kopya edildikten sonra yazmaları günümüze kadar gelen bu hikâyelerin bir kısmı anonim durumdadır, yani elden ele yazıldıkça müellif adları değiştirilmiş, kaybolmuştur… Bu çeşit hikâyelerden çoğunun önce manzum olarak meydana gelmiş olması devrin durumuna göre tabiidir. Zîrâ ezberlenmek, toplantılarda okunmak ve makamla söylenmek bakımından bu şekil daha münâsip ve ananevî idi.” 27
Türk Edebiyatında dinî kahramanlık hikâyeleri arasında Gazavât-ı Rasûlullah, Hz. Ali Cenkleri, Battalnâme, Danişmendnâme, Hamzanâme, Ebu Müslim Hikâyesi, Abdulvahab Gazi Menâkıbı, Kerbnâme adlı türlere raslanmaktadır.
Bu tarz eserleri bir zincirin halkası olarak vasıflandıran Abdulbaki Gölpınarlı “Bu zincir Dede Korkut’la başlar, Hamzaname, Kitâb-ı Ebâ Müslim, Battal Gazi ve Danişmend Gazi Destanları, Saltukname adlı kitaplarla yürür… Dede Korkut Hikâyeleri’nde dinî, aslî unsur sayamayız. Kitaptaki hikâyeler daha ziyade hayatîdir, beşerîdir. Hamzanâme, Ebâ Müslim, Battal Gâzi Destanları tamamıyla dinî olmakla beraber bunlardaki aslî unsur kahramanlıktır.” 28tespitlerinde bulunur.
Hacı Bektaş Veli’nin hayatı etrafında oluşturulan velâyetnameleri de bu grup içinde değerlendiren Gölpınarlı, Hamzaname, Müslimname, Battal Gazi, Danişmend Gazi Destanları ve Saltukname’yi epik hayatımızda din tesiri altında meydana gelmiş eserler olarak nitelemiştir. Tarihe dayanan ve epik karakterler ihtivâ eden bu eserler, halkın inancını güçlendirmesi, dönemin dinî hayatı ve geleneklerine ışık tutması, sosyal hayatı yansıtması bakımından önemlidir. Bu tarz eserlerin tesiri son dönem edebiyatçılarımızın eserlerinde de kendini göstermektedir: “Halide Edip Adıvar; çocukluğunda Battal Gazi, Ebû Müslim el-Horasanî gibi tarihî kahramanların efsânevî maceralarına dair dinlediği veya bizzat okuduğu hikâyelerden bahsederken Hz. Ali cenknâmelerinin kendi ruhunda farklı heyecanlar uyandırdığını belirtir.” 29
“…Ruhumun kahramanı Hz. Ali idi. Ahmet Ağa onun harplerine ait birçok hikâyeler okumuştu. Gerçi Hz. Ali’nin hayatı harplerle dolu idi; fakat onları okurken hiçbir defa acaba o devirde çocuklar ve halk ne hissederdi diye düşünmedim. Bilakis bana Hz. Ali’nin başta olduğu savaşlarda ve yerde herkes kendini emniyette hisseder gibi gelirdi. Bilhassa Hz. Ali’nin insanları yiyen ejderhaları öldürmesi çok hoşuma giderdi. Hz. Ali savaş meydanı kahramanının karşısına çıkamadığı iptidâî ve kolektif kafalardaki korku sembolünü yok eden bir mânevî kudret ifade ediyordu.” 30
Çocukluk dönemlerinde okunan cenknâmelerin tesirini yaşayan ve eserlerine yansıtan bir başka edibimiz de Sezai Karakoç’tur. Şâirimiz Çocukluğumuz adlı şiirinde “Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde / Binmiş gelirdi Ali bir kırata / Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından / Asya’da, Afrika’da, geçmişte gelecekte / Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü / Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman / Ali olmaktan bir sedef her çocukta” mısralarıyla Hz. Ali cenknâmelerinin çocuk ruhunda bıraktığı izlere göndermelerde bulunmaktadır.
Son elli yıl içinde, halk kitapları serisinde kaleme alınan Hz. Ali cenklerinin birçok baskısı yapılmıştır. Malesef bu baskılarda birçok okuma hatası görülmektedir. Bunun yanında son yıllarda Hz. Ali cenkleri üzerinde yapılan müstakil ilmi çalışmalar görülmektedir. Jean-Louis Mattei tarafından hazırlanan Hz. Ali Cenknâmeleri31 adlı çalışma, Mustafa Argunşah’ın Kirdeci Ali Kesikbaş Destanı32 adlı yayını, İsmet Çetin’in Tursun Fakih Hayatı Edebî Şahsiyeti ve Mesnevileri33 adlı çalışması, Necati Demir ve Mehmet Dursun Erdem tarafından hazırlanan Hz. Ali Cenkleri-I 34 ile Mehmet Gümüşkılıç tarafından hazırlanan Tursun Fakıh’ın Gazavât-ı Umran ve Sanduk (Cumhûr-nâme) 35 ile tarafımızdan hazırlanan Hâver-nâme [Hz. Ali’nin Manzûm Billûr-ı A’zâm Cengi] 36 adlı eserler ilmî nitelikli yayınlara örnek olarak verilebilir. Orijinal metne sâdık kalarak neşredilen bu eserlerin yanı sıra son dönemde Beyhan Demirci tarafından çocuklar için sadeleştirilmiş, uyarlanmış; İbn-i Vakkas ve Mâlik Ejder Cengi, Kesik Başın İntikamı, Ejder Kalesi ve Nehrevan Cengi, Kaf Kalesi Cengi, Hz. Ali Ölüm Vadisinde adlı kitaplar da yayınlanmıştır. 37
Cemal Süreya cenk kitaplarını “İslâm yayılmasının efsâneleri” olarak nitelemekte ve bu metinler üzerinde çalışmalar yapılmasını tavsiye etmektedir: “Sir Thomas Malory, Yuvarlak Masa Şövalyeleri’nin serüvenlerini toplamaya başladığı zaman, kuşkusuz, o efsâneler de dağınık, perem pürçük bir durumdaydı. Ama Sir Thomas Malory onları yeniden yazıp yayımladıktan sonra İngiliz mitolojisinin kaynağı onun ‘Kral Arthur’un Ölümü’ adlı yapıtından akmaya başlamış, o mitoloji o kitapla özdeşleşir olmuştur. Bugün de, cenk kitapları kendilerini tutarlı bir biçimde toplayacak yazarı bekliyor.” 38
Hz. Ali cenknâmeleri ile ilgili yapılan şu tespit de dikkat çekicidir: “Cenknâmenin bütün dünya destanları arasında ciddî bir temele dayanan tek destan türü olduğunu söylemek mümkündür.” 39
Sonuç olarak; yazıldıkları dönemim dil özelliklerine, ifade ve üslûp ile kullanılan kelime ve deyimler ile zengin folklor unsurlarına sahip bu eserler üzerinde çeşitli açılardan incelemeler yapılmalıdır. Bir dönem Türk kültür hayatında önemli yer tutmuş bu eserlerde nesillerin şevk ve heyecanlarını artıracak güçlü motifler bulunmaktadır.
Edebiyatçılarımız cenknâme benzeri eserlerimizi yeni bir üslûp ve şekille günümüze aktarmalıdır. Geçmişin edebî mirasının bu yolla geleceğe taşınması, edebiyatımızın gelişmesine ve zenginleşmesine katkı sağlayacaktır. Tarihten gelen ve milletimizin duygu dünyasının ihtiyaçlarını yıllarca karşılayan bu eserlerden yeni neslimizin de haberdar edilmesi, kültürel bir ihtiyaç ve edebî bir sorumluluktur.
Türk kültüründe İslâmiyet’i kabul sonrası yaygınlaşan destansı halk hikâyelerinde Türk milletinin temel nitelikleri, Türk kültürüne ait duygu ve düşünceler başarılı bir şekilde işlenmiştir. Edebî eserler milletlerin yüzyıllar boyu süren birikimlerini yansıtmaktadır. Bu birikimler o toplumun hayata bakışını, ideallerini ihtivâ etmektedir. Halkın kültürel ve içtimaî değerleri, edebî metinlerle işlenerek korunur ve sonraki nesillere bu yolla aktarılmaktadır.
Hülâsa, zengin edebî kaynaklarımızın farkına varılmalı ve bunlardan alınacak ilham, gerek büyükler gerekse çocuklar için oluşturulacak her türden sanat alanına yansıtılmalıdır. İnsanda kimlik şuurunun, vatan ve millet sevgisinin temeli çocukluk döneminde atılır. Bu duyguların verilmesinde millî kahramanlar kullanılabilir. Kişilere milletinin kahramanlığı, vatan sevgisi gibi konular edebî eserlerdeki konu ve diyaloglarla başarılı bir şekilde verilebilir. Baskın yabancı kültürlere karşı, tarihimizin derinliklerinden akıp gelen edebî zevkimize uygun bu eserlerle millî duruşumuzu ve ruhumuzu güçlendirebiliriz.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.