VELÂYETNÂME ve MENÂKIBNÂMELERDE AHLÂK EĞİTİMİ

10521758_676721569070962_5505922577251413413_n

Hacı Bektaş Velî Velâyetnâme’sinde yer yer İslâm Ahlâkı’nın bazı önemli prensiplerine de gönderme yapılmaktadır. Meselâ; Hünkâr vefatından önce Sarı İsmail’e vasiyette bulunurken “daima cömert davranması, sofra yayması ve hizmete devam etmesi” gibi öğütler verdikten sonra şöyle demiştir: “Benden kisvet giyen her mürîd konuk istesin, konuğa hizmet etsin. Şeytan gibi kendisini görmesin, kimsenin yatan itini kaldırmasın. Kimseye karşı ululanmasın, hased etmesin…”.

Hacı Bektaş Velî’den sonra da Bektâşî büyükleri, İslâm Ahlâkı’nın temel prensiplerini İslâm’ın temel referansları olan âyet ve hadîslere dayandırarak açıklamaya çalışmışlardır. Veli Baba, “kim nefsini bilirse, Rabb’ni de bilir” hadîsini şu şekilde yorumlamaktadır: İnsanın nefsini bilmesi; gazab, hased, kibir, kin, şehvet, riyâ, ucub, gaflet ve yalancılık gibi nefsin emrettiklerinden ve kötü ahlâktan kurtulup, iyi ahlâk ve hûylarla bezenmektir.

Bu ahlâk da, Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt ahlâkıdır. Âlemleri yaratan Allah, insanı Kendi sıfatlarından bahşederek yaratmıştır. Bunlar; Hayat, İlim, Semi, Basar, İrâde, Meşîet, Kudret, Aşk, Şevk, Muhabbet-i Hamiyyet, Sıdk, Afv, Sehâvet’tir. Allah’ı bilmek bu övülen sıfatları bilip, fikir ve düşünceyi arındırarak ruhûn hakîkatını keşfetmektir.

Veli Baba, Ehl-i Beyt’i sevenlerin sahip olmaları gereken ahlâkı Hz. Ali’nin dilinden anlatmaktadır: “Ali buyurdu ki; bizim muhîblerimiz ve bize bîat edip tâbi olanlar, Allah’ı bilenler ve Allah’ın emriyle amel edenlerdir. Ehl-i fazîlet bunlardır. Söyledikleri vakit doğru söylerler. Elbiselerinin yeni ve yakası kısa olur; yakaları kat kat olmaz. Tevâzû ile yürürler, kibirlenerek yürümezler. Allah’a görünen ve görünmeyen ibâdetlerini edeble yerine getirirler. Allah’ın kendilerine haram kıldığı şeylerin yanından gözlerini yumarak geçerler.”

“Rabb’lerini hakkıyla bilmek için gayret sarfederler. Allah’dan gelen kazâya râzı olurlar. Sabırsızlıkla hüzünlenip feryâd ü fîgan etmezler. Allah’ın kendi üzerlerine farzettiği ecellerinin muayyen vakti olmasa, Allah’a iştiyaklarından dolayı göz açıp yumuncaya kadar ruhları cesedlerinde durmaz, Allah’a kavuşmak için bir an önce uçup gitmek isterler. Allah’ın azabından korktukları için, ancak Allah’ı büyük görürler. Cennet’i gözüyle görüp, köşklerine yaslananlar gibi görürler. Cehennem’i içine girip azaba uğrayanlar gibi anlarlar. Birkaç günden ibaret olan bu fena mülkünde sabrederler. Dünyadan kaçınırlar. Ey dünya kimi aldatırsan aldat derler.” Yukarıdaki satırlarda, kaynağını sağlam bir îmandan alan üstün bir ahlâk anlatılmaktadır.

Yukarıdaki ahlâkî ilkeler, Bektâşî büyüklerinin menkıbelere yansıyan hayatlarında a’zamî ölçüde uygulanmıştır. Velâyetnâme’lerde anlatılan “velî”lerin en önemli ahlâkî özellikleri, kimseyi ayırdetmeden herkese iyilik yapan insanlar olmalarıdır.

Meselâ; Sivas Akıncılar ilçesine bağlı Doğantepe köyünde yatırı bulunan Bahattin Baba, zemheri ayında yüksek yerlerden kırmızı gül, tutya ve sair çiçeklerden toplayarak getirir. Divriği’nin Olukman köyünde yatırı bulunan Hoşavcı Baba, Olukman köyüne gelir. Köy halkı kendisini çok iyi karşılar; oturup kalkması için bir de ev verirler. O yıl, samancı deresi büyük bir kuraklık geçirmektedir. Kendisinden bir kerâmet göstermesini, köyü, kuraklıktan kurtarmasını isterler.

Ahmet Baba, evinin damına çıkar, başındaki külahı ters çevirip damın üstüne koyar. Biraz sonra köyü kara kara bulutlar kaplar ve yağmur yağmaya başlar. Er Aslan yatırı, Yıldızeli’nin Güneykaya köyünde bulunmaktadır. Er Aslan, Güneykaya köyüne gelmeden önce, Aslandoğmuş köyünde bir müddet kalır. Yolculuğu sırasında köyün girişinde bir müddet oturup dinlenir. Oturduğu yerden, asasıyla kayalara vurup su çıkarır.

İnsanların faydası için su çıkarma menkîbesine pek çok Velâyetnâme’de rastlanılmaktadır. Demir Baba Velâyetnâmesi’nde de Demir Baba’nın, kendilerinden su isteyen iki bin kişilik bir topluluğa Allah’ın keremiyle Karapınar isminde bir su çıkarttığı anlatılmaktadır. Koyun Baba Velâyetnâmesi’nde Baba’nın su olmayan bir arâziden su çıkardığı nakledilmektedir.

Divriği Ahî köyünde yatırı bulunan Ahî Baba, Dumbuca Dağı eteklerinde tekkesini kurar. Dağın eteklerinden geçen kervan yolu bir ejderha tarafından kesilir. Köylüler yaylaya çıkamaz, tarlalarına gidemez olurlar. Zamanın hükümdârı, Ahî Baba’yı hûzuruna davet eder. Kasaba halkını bu hayvandan kurtarmasını ister. Ahî Baba da, Divriği Ulucamii’nin damına çıkar. Dumbuca dağına doğru bir ok atar. Ejderhayı vurup öldürür. Hükümdarın askerleri, kervan yoluna giderler. Canavarın ölmüş olduğunu hayretle görürler.

Divriği’nin Anzağar köyünde yatırı bulunan Derviş Muhammed, ünlü bir tekke şairidir. Menkıbeye göre; Derviş Muhammed, akşamdan yatağına yatmış. Sabah erkenden yatağından seslenmiş: “Dervişler kalkın atımın terini silin!… Üzerini örtün… Atım üşüyüp hasta olmasın.” Dervişler kalkıp ahıra gitmişler. At, kan ter içinde. Hayret etmişler. “Derviş Muhammed, akşam erkenden yatağına yattı; yatağından hiç çıkmadı, sabahleyin erken saatlerde bizi çağırdı. Odasından ayrılmadı”diyerek, bütün bu olup bitenlere bir anlam verememişler. Utana sıkıla, bu durumu Derviş Muhammed’den sormuşlar. Derviş Muhammed, yatağından doğrulmuş: “Ben yatakta iken, Demirli’ye giden kervan tipiye tutuldu. Yolcular soğuktan donacak, tipiden boğulacaktı. Kervandakilerden biri bağırdı: “Ya derviş Muhammed sen yetiş”… Ben de kervanı düzlüğe indirdim.

Aynı şekilde Demir Baba Velâyetnâmesi’nde de Demir Baba’nın Moskova’da ortaya çıkan bir ejderhayı nasıl öldürdüğü anlatılmaktadır. İnsanlara zarar veren, korkutan ejderhayı öldürme olayına, Koyun Baba Velâyetnâmesi’nde de rastlanılmaktadır. Baba, Kızılırmak’tan çıkarak insanlara zarar veren ejderhayı öldürmüştür.
Karaca Ahmed’in mânevî eğitim-öğretim, sefer ve fetih gibi faaliyetlerle birlikte zâviyesine gelen hastaları da tedavi ettiği anlatılmaktadır.

Velâyetnâmelerde anlatılan en önemli ahlâk ilkelerinden birisi de, yapılan iyilikler karşısında bir mükâfat beklenilmemesidir. Koyun Baba, Sultan Fâtih’in mükâfat teklifini kabul etmemiş, Sultan’la arasında gerçekleşen mânevî yakınlığı, Kızılırmak üzerine bir köprü yapılması, yani umûmun menfaati için kullanmıştır. Ahlâkî değer taşıyan bu davranışın temellerini, Ehl-i Beyt’in tavırlarında bulmak mümkündür.

Yani babalar, bu davranışlarını dedelerine bağlılığın bir gereği olarak yapmış olabilirler. Ehl-i Beyt imamlarının maddî menfaatlerden uzak durdukları, tekke ve dergâhlarda anlatılan menkîbeler arasındadır. Velâyetnâmelerde babalar için anlatılan benzer davranışlar, hem onlara olan sevgi ve güveni devam ettirmiş, hem de bu ahlâkî davranışların halk ve dervişler tarafından örnek alınmasını sağlamıştır.
Velâyetnâmelerde anlatılan Bektâşî büyükleri cömerttir. Meselâ; Demir Baba Velâyetnâme’sinde babanın çocuklara; “benim oğullarım, benim kuzularım” diyerek yemiş verdiği anlatılmaktadır. Koyun Baba Velâyetnâmesi’nde Koyun Baba’nın ziyâret ettiği köydeki insanlara, çeltik ekmek üzere tohum ve kuru üzüm verdiği ifade edilmektedir.

Velâyetnâmelerde anlatılan menkîbeler incelendiğinde, derviş ve babaların Allah’a olan aşklarının bir coşkuya dönüştüğünü, bu coşkunun da, onları ayırdetmeksizin herkese yardım etmeye yönlendirdiğini görmek mümkündür. İnsanlara sevgi ve şefkat nazarıyla bakmaları, onlara kötülük yapma fikrini akıllarından bile geçirmelerine engel olmuştur. “Kutub” başlığında da üzerinde durulduğu gibi; velîler, içinde yaşadıkları mekânda bulunan insanların maddî-manevî problerini çözmekle sorumlu olan kimselerdir. Onlar, yaptıkları iyilikler mukâbilinde herhangi bir karşılık da beklememişlerdir.

Bu yazı Genel, Klasikler içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.