HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELÎ’NİN BESMELE TEFSÎRİ ADLI ESERİNDEN

10414510_693617920714660_1746016659651304756_n
Rasûl aleyhi’s-selâm buyurur: “Miraç Gecesi, dünya hesabınca altı yüz bin yıllık yol kadar yukarı çıktım. Bin kez, bin deniz gördüm. “İlâhî! Bu denizler ne denizleridir?” diye sordum.
Allâhu Te’âlâ; “Ya Muhammed! O denizler benim rahmetimin denizleridir. Her bir denizin büyüklüğü bu dünyanın yetmiş bin katıdır. Doğudan batıya kadar bu denizlerden gönderdim. Müslümana ve kâfire verilen hoşluk, iyilik, gül, reyhân, nimet ve rahatlık hep o denizlerin dalgalarındandır. Yarın kıyâmet günü geldiğinde, bu gördüğün denizleri bir anda senin ümmetinin üzerine saçayım ki mü’minlerin tamamı rahmete gark olsunlar”, dedi.
Sonra rûhlar Elest Meclisi’nde Hakk Te’âlâ’dan huzûr katı hizmetkârlığı istediler. Hakk Te’âlâ, onlara; “Ben sizi yurdunuzdan ayırıp garipliğe (başka bir yere) gönderiyorum. O yerde (dünya) iken oraya gönül verip yurdunuzu unutmazsanız, benim nûrumun sevgisini bekleyip, benim nûrumun yerine dünyayı tercih etmezseniz, Rahmetimin çokluğundan size tattırdığım gibi Rahîm’liğim ve Halîm’liğim sofrasından da sizi doyurayım. Ne kadar çok suçunuz olsa da onları bağışlarım, yeter ki benim üstüme başka bir nesne tercih etmeyesiniz. Her kim bizim huzûrumuzda huzûr katı hizmetkârlığı dilerse, dünyadan yüz çevirsin, yüzünü âhirete döndürsün. Kendisinden yana kulluğunu artırsın biz de onu huzûr katı hizmetkârı edinelim. Ona türlü türlü hil’atler giydirelim. Perdeyi kaldırıp cemâlimizi gösterelim. Her baktığında biz onu görelim o da bizi görsün.” dedi.
Allâhu Te’âlâ Muhammed Mustafâ’ya; “Ya Muhammed! İsrâfil üç kez Sûr’a üfleyecek. İlk üflediğine, Nefha-i Sâika, derler. Nitekim Kuran’da buyurur: Sûr’a üflenince Allâh’ın diledikleri müstesnâ olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Yani o sâika (yıldırım) çaldığında göklerde felek, yerde ise hiçbir yaratılmış kalmayacak, hepsi ölecek. Yalnızca Allâh’ın diledikleri o Sûr’dan korkmayacak. Sûr’un ilk çalışına nefha-i fezâ’ derler. Allah Kur’ân’da şöyle buyurur: Sûr’a üflenince Allâh’ın diledikleri hariç olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Yani İsrâfil Sûr’a ilk üflediğinde Allâh’ın dilediği kullardan başka, bütün yaratılmışlar korkudan yüzükoyun düşerler. Üçüncü kez çalışı kıyam (ayağa kalkma) çalışıdır. Nitekim Kur’ân içinde buyurur: Sonra ona bir daha üflenince bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış, bakıyor. Yani Sûr’a üflediği an, bütün yaratılmışlar ayaklarının üzerine kalkıp bakarlar. Yıldızların nasıl parça parça olduğunu görürler. Dağların nasıl pamuk gibi atıldığını görürler. Cehennem nasıl kızarıyor, görürler. Zebaniler, kâfir ve âsîlere nasıl üşüşüyor, görürler. Terazi nasıl kurulur, görürler. Amellerinin kitabının nasıl olduğunu, görürler. Ata ve ananın, oğuldan kızdan nasıl yüz çeverdiğini görürler. Ateşin, kâfir ve günâhkârları nasıl karşıladığını görürler. Gökler nasıl çatlayıp parça parça olur bakarlar. Kâfirleri ve devleri bir zincire nasıl bağlarlar, görürler.
Rasûl aleyhi’s-selâm bu korkunç durumu işitince; “Eyvah yazık! Ümmetimin çaresiz âsîlerinin durumu ne olacak. İlâhî! Bana Fâtıma tasası yok. Hasan Hüseyin tasası yok. Bana ümmetimin âsîleri gerek.” dedi. Allâh’a yakın olan şerefli melekler, Allâh’ın Rasûl’ünün inleyerek ağladığını görünce, O’na acıdılar ve Rasûl’e uyarak birlikte ağlaştılar. Hakk Te’âlâ lütfuyla Rasûl’üne “Ya Muhammed! Sana ve ümmetine müjde olsun ki Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm’i nasip kıldım. Allâh adımın karşılığı olarak aklınız Sûr’dan korkmasın. er-Rahmân adımın karşılığı, Alıcı Sûr üfürüldüğünde, meleklerin (bile) öldüğü zaman onlar, benim arşımın gölgesinde, nûr kürsüsünde oturup benim nûrumu görmenin zevkinde olsunlar. er-Rahîm adımın karşılığı olarak, bütün yaratılmışlar tekrar dirildiği zaman ben kullarıma “Ey âşıklar, ey sâdıklar, ey Tâhâ ve Yâsîn ehli! Dünyâda yeterince durdunuz, şimdi hangi kapıdan isterseniz Cennetlere girin. Ben sizinim, siz benimsiniz, derim”, buyurur.
Hakk Te’âlâ Miraç Gecesinde Rasûl’e; “Ya Muhammed! Ümmetine söyle, bana kulluk etmede yıldızlar gibi olsunlar. Eğer yıldızlar gibi olmazlarsa, ay gibi olsunlar. Ay gibi olmazlarsa, güneş gibi olsunlar. Güneş gibi olmazlarsa, hem ay, hem güneş, hem yıldızlar gibi olsunlar”, dedi.
Rasûl, “İlâhî! Bu sırrın ne demek olduğunu bana anlat”, dedi.
Allâhu Te’âlâ; “Ya Muhammed! Ümmetine söyle. Nasıl yıldızlar akşamdan doğar, ertesi güne kadar batmazsa, onlar da akşamdan ertesi güne kadar ibâdetle meşgul olsunlar. Eğer öyle yapmazlarsa, ay gibi gecenin bir bölümünü ibâdet ile geçirsinler. Eğer onu da yapmazlarsa, güneş gibi gece batıp rahat etsinler, gündüz ibâdet etsinler. Onu da yapmazlarsa, ben Kerîm’im, Raûf’um, Gafûr’um, Allâh, Rahmân ve Rahîm’im. Ümmetine söyle Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm desinler. Allâh dedikleri için bütün ömürlerini ibâdetle geçirmiş gibi kabul edeyim. er-Rahmân dediklerinden dolayı, gecenin bir kısmında ibâdet etmişlerin mükâfatını vereyim. er-Rahîm dediklerinden dolayı, gün boyu oruç tutmuş ve gâzîlik yapmışlara verdiğim sevabı vereyim.
Rasûl “İlâhi dinledim rahatladım, gözlerim aydın oldu”, dedi.
Sonra Hakk Te’âlâ “Ya Muhammed! Kıyâmet gününde mü’minin üç büyük korkusu vardır. İlki; mezardan başlarını kaldırdıklarında nasıl bir insan şeklinde olacaklar? Başlarını kaldırdıklarında, başka bir şekilde; kimi it, kimi domuz suretinde kalkabilir. İkinci korkuları şudur: Amel defterleri kiminin arkasından, kiminin solundan, kiminin sağından iner diye korkudan nefesleri kesilir. Üçüncü korkuları; ayaklarını Sırat’a bastıklarında yeryüzü parçalanırken duramamaktır. Onlar yıldırım şakıdığı gibi geçsinler, muratlarına erişsinler.” dedi.
Allâhu Te’âlâ; “Allâh demek müminlerden, mezardan başlarını kaldırdıkları zaman yüzlerini aydan nûrlu, güneşten daha parlak etmek benden. Er-Rahmân demek müminlerden, amel defterlerini sağ ellerine vermek benden. Er-Rahîm demek müminlerden, Sırat köprüsünü kolay gösterip çabucak geçirmek benden. Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm demek müminlerden, bu üç türlü korkudan emin kılmak benden”, der.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.