HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELÎ’NİN KERÂMETİ

10534687_672516966158089_2744417650492165334_n

Hz. Hünkâr Hacı Bektâş el-Horasânî’nin kerâmetlerinden birisini râviler şöyle anlatırlar: Suluca Karahöyük’ün yakınında Beyamlı adlı bir dere vardır. Onun karşısında Kızağıl adlı bir kışla vardı. Orada birisi koyun güderdi. Hünkâr varlığı oraya gezmeye geldikçe onu rahatsız eder, incitirdi. Hz. Hünkâr bir gün o kişiye “Gel böyle yapma, bizden uzak yürü.” dedi. O kişi, erenlerin bu sözüne kulak asmaz, Hünkâr’ı ne zaman görse onunla dalga geçerdi.
Günlerden bir gün Hünkâr varlığı yine Beyamlı deresinde gezmeye çıktı. Kızağıl kışlasındaki çobanın koyunlarını güderek gelip âdet olduğu üzere dalga geçtiğini görünce çok sinirlenen Hz. Hünkâr, hemen çobanı velâyet eliyle alıp ta Frengistan’da bir adaya attı.
Çobanın aklı başından gitti. Biraz yatıp aklı başına geldikten sonra gözünü açtı. Büyük bir derya kenarında ve kendisinden başka hiç kimsenin olmadığını gördü. Ağlayarak “Bu hâl erenleri incittiğimden oldu.” dedi.
Ağlayıp inleyerek o adanın içinde gezerken anîden karşıda bir kilise göründü. O kiliseden bir ruhban çıktı. Çobanı görünce “Behey miskin! Sen nerede, onun gibi cihânın kutbu olan velîye sataşmak nerede? Bu işi, senin başına erenler getirdi. Bunun çaresi yine erenlerdendir.” dedi. Çoban bunu duyunca “Rahibin boş birisi olmadığını anladı. Hâlimden anladığına göre bunun bir bildiği var.” deyip hemen keşişin elini öpüp ayaklarına kapandı. Ağlayıp “lutfet bana yardım et, vatanıma beni ulaştır.” dedi. Bunun üzerine rahip “O er yılda bir kere buraları gezmeye gelir. Sen yılbaşına kadar burada kalmak zorundasın. Yılın sonunda o er buraya gelince senin için yalvarayım. Sen de vatanına dön.” dedi. Çoban buna razı oldu.
Bir yıl doluncaya kadar o ruhbanın kara canavarını güttü. Bir yıl dolunca Hz. Hünkâr Hacı Bektâş Velî’nin geldiğini gördüler. Ruhban erenleri karşıladı. Bir yere oturup bir müddet sohbet edip görüştüler. Sohbetten sonra râhip ayağa kalkıp o çoban adına af diledi. Hz. Hünkâr “Ben şu an Karahöyük’e gitmiyorum. Niyetim Beytu’llâh’a doğrudur. Suluca Karahöyük’e dönünce birisini gönderirim, ona katarsın alır getirir.” dedi. Keşiş “Kerem edin, o gönderdiğiniz kişiyle birlikte bir hediye gönderiniz ki size karşı olan susuzluğumuz onunla giderilsin.” dedi. Hünkâr varlığı “Peki iyiliğim”, dedi.
Kalktı yola çıktı. Velâyetle Ka’betullâh’ı tavâf edip Suluca Karahöyük’e geldi. Erenlerden birini yanına çağırdı. Sırtından gömleğini çıkarıp “Frengistan’da filan adada bir ruhban vardır. Bunu ona ver ve oradaki kişiyi (çobanı) getirip Beyamlı deresine bırak.” dedi.
O er gömleği alıp Frengistan’a doğru yola çıktı. Giderken gömleğin biraz kirlenmiş olduğunu gördü. “Niye erenlerin gömleğini kiriyle vereyim. Yıkayım, kurusun temiz olarak götüreyim.” diye düşündü. Bir yerde yıkadı, kuruttu. Alıp Frengistan’ daki adaya ulaştı. Ruhbanla buluşup, görüştüler. Gömleği çıkarıp huzûruna bıraktı. Erenlerin selâmını söyleyip “Bunu size hediye olarak gönderdi.” dedi. Râhip gömleği eline aldı, yıkanmış olduğunu görünce “Niye erenlerin verdiği gibi getirmedin?” dedi. O er “Erenlerin gömleğini size kirli olarak getirmeyi uygun bulmadım. O yüzden yıkayıp getirdim.” dedi. Ruhban “Bizim uğurdan (hediyeden) maksadımız erenlerin kokusuydu. Yoksa ihtiyaçtan değildi.” dedi.
Sonra çobanı getirip ona verdi. O er de çobanı Beyamlı deresine getirip bıraktı. (Çoban) uykudan uyanır gibi gözünü açtı, vatanına geldiğini ve koyunlarının etrafında otladığını gördü. Çoban başına gelenlere dalmış düşünürken aniden kardeşinin Kızağıl kışlasından bu tarafa doğru geldiğini gördü. Kardeşi “Ne duruyorsun, koyunun önünü döndürmüyorsun, akşam oldu. Koyunların yerlerine dönme vakti geldi. Yayılarak ancak gider, yolu yokuş.” dedi.
Çoban kardeşinin dediklerini işitince ağlayarak “Hey kardeş, koyun kaygısında değilim. (Derviş) buraya geldiği zaman çok latîfe ederdim. İncindiğini anlamadım. Bir kere daha öyle edince kızdı, beni derhâl götürüp Frengistan’da bir adaya bıraktı. Bir yıl boyunca keşişin kara canavarını güttüm. Beni şu an getirip buraya bıraktılar. Daha yeni geldim.” diyerek başından geçenleri kardeşine bir bir anlattı.
O kişi kardeşinin anlattıklarını dinleyip “Hey kardeşim sen deli misin, haşhaş yemişsin. Bugün evden çıktın. Deminden beri burada seni gözlüyorum.” dedi.
Bunun üzerine çoban, (erenlerin) velâyetle kendisine bir oyun oynadığını anlayıp sustu. Koyunlarını gütmeye başladı. Erenlere de cân u gönülden muhib oldu.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.