Edebiyatımızda Hz. Hüseyin ve Kerbela Hâdisesi

Kerbela1
Edebiyat, toplumun his ve heyecanını yansıtan anlamlı bir vesikadır. Milletin edebiyatı ciddi bir şekilde tetkik edildiğinde edebî metinlerin sadece estetik birer metin olmadığı, bundan daha fazla işlevi olduğu görülecektir.
Türk milleti, Ehlibeyt’e karşı her zaman farklı bir muhabbet beslemiştir. Türk toplulukları arasında Hz. Ali’nin (r.a) kahramanlıkları destanlaştırılarak anlatılmış, bu sevgiden edebî türler oluşmuş ve bu muhabbet nesillerden nesillere aktarılagelmiştir.

Ehlibeyt Muhabbetinin Kutsiliği
Kur’ân’da, Hz. Peygamber’den (s.a.v) “De ki: Ben bu risalet ve irşad hizmetinden ötürü, sizden akrabalık sevgisinden başka beklediğim hiçbir karşılık yoktur.” (Şura Sûresi,23) âyeti ile Ehlibeyt’ine karşı sevgi istemesinin emredilişi, buna karşılık Hz. Muhammed aleyhisselamın “Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin, beni de Allah sevgisi için sevin, Ehlibeyt’imi de benim sevgim için sevin.” şeklindeki hadisiyle başta Hz. Ali olmak üzere Ehlibeyt’e karşı duyulan sevgi kutsilik kazanmıştır.
Ehlibeyt mensuplarının hayatı Hz. Ali’den (r.a)başlayarak hep sıkıntılar içinde devam etmiştir. Yaşadıkları zamanın siyasi karmaşası içerisinde Ehlibeyt mensupları bazen zindanlarda işkence görmüş, bazen zehirlenmiş bazen de katledilmiştir. Ehlibeyt’e duyulan muhabbet, onların hazin hayatı ile birlikte toplumun aynası olan edebiyat vasıtasıyla yansıtılmıştır.
Ehlibeyt ailesinin önemli bir mensubu olan Hz. Hüseyin’in (r.a) Kerbela’da hunharca katledilmesi yürekleri dağlamış, bu ciğersûz hadise üzerine birçok mersiye kaleme alınmıştır. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hâlâ her Muharrem ayında bu acı yeniden alevlenerek yüreklere bir kor olarak düşmektedir.
Hz. Hüseyin (r.a), Muhammed Mustafa aleyhisselamın torunu; velâyet mülkünün güneşi Aliyyü’l-Murtaza ile cennet hanımlarının efendisi Fâtımatü’z-Zehra’nın (r.a) ciğerparesidir. O, müminlerin gönüllerinin sultanı Ehlibeyt’in tertemiz üyesidir. O zamana kadar Araplar arasında pek rastlanmayan bu adı, ona Hz. Muhammed aleyhisselam vermiş, onun hakkında ” O, Cennet gençlerinin efendisidir.” buyurmuş, ağabeyi Hz. Hasan (r.a) ile birlikte “Allah”ım ben onları seviyorum, sen de onları sev.”, “Onlar benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır.” sözleriyle senâ etmiştir. Hz. Peygamber’in bu muhabbetinin sadece bir akrabalık ilişkisine bağlanmaması gerektiğini ifade eden Bediüzzaman, “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü vesselâm, Hazret-i Hasan ve Hüseyin’e (r.a) karşı küçüklüklerinde gösterdikleri fevkalâde şefkat ve ehemmiyet-i azîme, yalnız cibillî şefkât ve hiss-i karâbetten gelen bir muhabbet değil, belki vazife-i nübüvvetin bir hayt-ı nuranîsinin bir ucu ve verâset-i Nebeviyenin gayet ehemmiyetli bir cemaatinin menşei, mümessili, fihristesi cihetiyledir.” sözleriyle Ehlibeyt evladının gelecekte üstleneceği ulvi rol ve fonksiyona işaret etmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.v) zamanında tartışmalarda haklı olduğunu isbat için karşılıklı beddualaşmak (mübahale) geleneği vardı. Necran Hristiyanları’nın da böyle bir talebi oldu. Hz. Peygamber (s.a.v) de Kur’ân-ı Kerim’de Âl-i İmrân Suresi 61. âyette Cenâb-ı Hakk’ın “Sana (İsa’nın Allah katındaki mertebesi, kul olduğu ve Hristiyan inancının batıl olduğu hakkında) bilgi geldikten sonra da gene seninle tartışmaya kalkışana, artık de ki: Gelin, biz oğullarımızı, siz de oğullarınızı; biz kadınlarımızı, siz de kadınlarınızı; biz kendimizi, siz de kendinizi çağıralım (bir yerde, bir araya gelelim). Sonra mübahelede bulunalım; artık Allah’ın lanetini yalancılara havale edelim” buyurması üzerine yanına Ehlibeyt’inden Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i almıştır. “Bunlar benim ailemdir.” diyerek onların üzerine mübahale etmeyi teklif etmiştir. Bunun üzerine çekinen Necranlılar mübahaleden vazgeçmişlerdir. Cenâb-ı Allah’ın buyurduğu âyette geçen “Biz oğullarımızı, siz de oğullarınızı; biz kadınlarımızı, siz de kadınlarınızı çağıralım.” ifadeleri üzerine Hz. Muhammed’in “oğullarımız” karşılığı olarak Hz. Hasan ve Hüseyin’i, “kadınlarımız” karşılığı olarak Hz. Fâtıma’yı, “biz” ifadesi karşılığı olarak da Hz. Ali ile beraber kendisinin olması Ehlibeyt mensuplarının kutsîliğinin Kur’ân tarafından tasdik edildiğinin bir delilidir.
Edebiyatımızda Maktel-i Hüseyin Türü
Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 680 yılında Kerbela’da çoğunluğu Ehlibeyt ailesinden 72 kişi ile birlikte zalimce şehit edilmesi İslam tarihinin en elim hadiselerinden biridir. Hz. Hüseyin’in şahsında Ehlibeyt’e olan muhabbet ve onlara yapılan zulümler karşısında oluşan his ve heyecanlar, edebiyatta Maktel-i Hüseyin adlı bir türün doğmasına sebep olmuştur.
Kerbela hadisesi hakkında yazılan ilk eserler kitapçık şeklinde olup Maktel ismini taşımaktadır. Maktel, “katl” kelimesinden alınmıştır. Kelime “öldürme” yahut “öldürülme yeri” mânâsındadır.
Maktel-i Hüseyin; Arap, Fars ve Türk edebiyatında Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişini konu alan manzum yahut mensur yahut her ikisi beraber olmak üzere çeşitli nazım şekilleriyle yazılmış eserlerdir. Manzum olarak yazılan makteller genel olarak mesnevi nazım şekliyle yazılmakla birlikte gazel, kaside, terkibibend, terciibend gibi şekillerle de yazılmıştır.
Arap edebiyatında Maktel-i Hüseyn’ler arasında Ebû Mihnef Lût b. Yahyâ (157/774)’nın eseri en tanınmış olanıdır. Birçok tarih kitabında, Kerbela olayıyla ilgili bilgiler Ebu Mihnef kaynak gösterilerek anlatılmıştır. Bu eser, sonradan yazılan birçok eseri etkilemiştir.
Farsça yazılan Maktel-i Hüseyn türü eserler içinde en meşhur olanı, Hüseyin Vâiz Kâşifî (910/1504) tarafından 908/1502’de yazılan Ravzatü’ş-Şühedâ adlı eserdir.
Türk edebiyatında maktel türünde ilk eseri kimin verdiği tartışmalı olmakla birlikte Yusufî’nin Maktel’i ilk maktel olarak kabul edilir. 1361’de yazılan eser, Candaroğlu hükümdarı Bayezid’e sunulmuştur. Varaka ve Gülşah isimli mesnevîsiyle meşhur Yusuf-ı Meddah’ın 1361’de Farsça’dan tercüme ettiği bu eser zamanın okuma meclislerinde en çok rağbet gören eserler arasındadır.
Ayrıca Gelibolulu Mustafâ Âli’nin Subhatü’l-Abdal adlı eseri ile Kastamonulu Şâdi, Lamiî Çelebi ve Hacı Nureddin Efendi’nin Maktel-i Hüseyn’leri, edebiyatımızda bu türde en tanınmış eserlerdendir.
Maktel-i Hüseyinler sade bir dil akıcı bir üslupla yazılmışlardır. Metinlerin arasına hadis-i şeriflere, başta Ehlibeyt büyükleri olmak üzere İslam büyüklerinin sözlerine yer verilmiştir. Makteller yaygın olarak 10 bölümden oluşur. Her bölüm bağımsız olup bunlara “meclis” adı verilir. Muharrem ayının ilk gününden itibaren her gün bir meclisin okunması yaygın bir gelenektir. Makteller başta Hz. Hüseyin olmak üzere Ehlibeyt’in bütün üyelerine karşı olan muhabbetin zirveleştiği edebî estetik söyleyişlerin yer aldığı zengin metinlerden oluşmaktadır.
Klasik şiirimizin ekol şairlerinden Fuzûlî, Hadikatü’s-Süedâ adlı Maktel-i Hüseyin türünde yazdığı eserinde Cebrail’in Hz. Hüseyin’in gelecekte şehid olacağı haberini Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’ya söylemesini şu şekilde anlatır: “Hz. Hüseyin doğduğu zaman Cenâb-ı Hak tarafından Cebrâil Hz. Muhammed’e gönderilir. Doğan çocuktan ötürü tebrik eder ve sonra da onun şehid edileceğini haber verir. Peygamberimiz hüzünle Hz. Hüseyin’in kimin şehid edeceğini sorduğunda Cebrail: ‘Bu mazlumu, Hüseyin’i, senden sonra senin ümmetinden birileri Kerbelâ çöllerinde cefa kılıcı ile şehit edecekler.’ der. Hz. Muhammed bu haberi alınca ağlamaya başlar. Yanında Allah’ın aslanı, damad-ı nebi, şâh-ı merdân Hz. Ali vardır. Hz. Muhammed’in birden ağladığını görünce ona niçin ağladığını sorar. Hz. Muhammed aldığı haberi ona anlatınca bu sefer Haydar-ı Kerrar Ali de hüzünle ağlar. Az sonra yanlarına Cennet kadınlarının efendisi Hz. Fâtıma gelir. Bir yanda babası âlemlerin sultanı Hz. Muhammed ağlamakta, diğer tarafta yiğitlerin şahı Hz. Ali hıçkırıklar içindedir. Fâtıma anamız niçin ağladıklarını sorduğunda acı haber ona da iletilir. Bu sefer Hz. Fâtıma’nın da yüreğinden derin bir feryad kopar. Hz. Fâtıma bir süre sonra ‘Babacığım bu iş ne zaman olacak?’ diye sorar. Hz. Muhammed ‘Benden, senden, Ali’den ve Hasan’dan sonra.’ olacak diye cevap verir. Hz. Fâtıma bu sefer daha derinden hüzünlenir ve şöyle seslenir: ‘Ey babacığım bu musîbet olduğunda sen olmayacaksan, ben olmayacaksam, Ali olmayacaksa, abisi Hasan olmayacaksa benim mazlumum için kim ağlayacak, kim tâziyette bulunacak, benim yavrum garip mi kalacak?’ Bu hüzünlü tabloya dayanamayan Cebrail şu müjdeyi verir: ‘Ey kadınların en güzeli ve en azîzi! Senin oğluna âhir zaman ehlinden Ehlibeyt bağlıları, Ehlibeyt âşıkları, kıyamete kadar ağlayacaklar.”1
Fuzûlî, Hadikatü’s-Süedâ adlı Maktel-i Hüseyin türünde yazdığı eserinde Muharrem ayında Ehlibeyt için âh u figan etmenin önemini şu şekilde dile getirmiştir:
Yâd it Fuzûlî Âl-i abâ hâlin eyle âh
Kim berk-i âh ilen yakılur hırmen-i günâh
Şair, bu beytinde “Ey Fuzuli, Âl-i abâ’nın hâlini hatırlayıp âh eyle ki, âh şimşeği ile günah harmanı yakılır, günahlar affolunur.” demektedir. Âl-i abâ ile kastedilen Ehlibeyt üyeleri Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Fâtıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir. Fuzûlî, Muharrem ayı vesilesi ile Ehlibeyt’e yapılan zulümler karşısında onlara duyulan samimi muhabbetle yürekten kopan âh u figanların günahları yakacağını, rahmete vesile olacağını ifade etmektedir. Nitekim Allah korkusuyla ağlayan mümin kulların gözyaşlarının Cehennemin kıvılcımlarını söndüreceği hadis-i şeriflerde ifade edilmiştir. Bu ulvî duygular içinde Ehlibeyt için dökülen samimi gözyaşları âdeta cehennemin alevlerini söndürecek bir iksire dönüşecektir.
Kerbela’da Hz. Hüseyin’in katledilmesi sonrasında başı da gövdesinden ayrılmak suretiyle ayrı bir gaddarlık örneği sergilenmiştir. Lamiî Çelebi, Maktel’inde bu hadiseyi şu şekilde tasvir etmektedir:
Nice kim cehd eyledi ol bed-fiâl
Bogazından bulmadı kat’a mecâl
Öpdügi çün ol makâm-ı Mustafâ
Hançerün dönüp yüzi idüp hayâ
Dönderüp ol kafir-i bi-şerm tîg
Ensesinden kesdi başın iy dirîg2
Beyitlerde ifade edildiği gibi Hz. Hüseyin’in boğazı kesilmek istendiğinde hançer, Hz. İbrahim’in Hz. İsmail’i kurban etmek isterken kesmeyen bıçak gibi kesmemiş, Hz. Muhammed aleyhisselam Hz. Hüseyin’in boğazını öptüğü için, onun mübarek dudağının değdiği yeri kesmekten hayâ ederek adeta isyan etmiştir. Bu sefer o talihsiz insan Hz. Hüseyin’i çevirip, onun başını boynundan kesmek suretiyle zalim emelini gerçekleştirmiştir.
Maktel-i Hüseyin türü dışında Kerbela hadisesinin işlendiği Hz. Hüseyin için yazılan müstakil mersiyelerde, Ehlibeyt mensuplarının hayatı vesilesiyle yazılan şiirlerde de bu elim hadiseyi anlatan bölümler bulunmaktadır.
Klasik Türk edebiyatında “Muharremiye” başlığı altında şiirler, hicrî yılın başlaması işlenmekle beraber çoğunlukla Hz. Hüseyin’in şehid edilmesi konusu ele alınmıştır. Ehlibeyt mensuplarına olan muhabbeti işleyen şiirler de bu anlamda “Muharremiye” başlığı altında incelenmiş, bu şiirlerin bazıları ilahi formunda bestelenmiştir. “Muharremiye” başlıklı maktel örnekleriyle Türk edebiyatında firâk-nâme, fürkat-nâme, iftirâk-nâme, hecr-nâme, firâk adlarıyla yazılan şiirler arasında da bir ilgi kurulabilir. Adından da anlaşılacağı gibi bir ayrılığı anlatan bu metinler bazen bir devlet büyüğünün bulunduğu mevkiden ayrılması, azledilmesi ve hatta öldürülmesinin anlatıldığı küçük manzumeler, ağıtlar olarak adlandırılmıştır.”3
Maktel, muharremiye, mersiye, firkatnâme, taziyetnâme, iftiraknâme, hecrnâme, Risale-i Hüseyniye gibi isimler ile bazen de bu isimlere eklenen kelimelerle oluşturulan tamlamalarla şiirler oluşturulmuş, Muharremiye-i müştak-ı merhum, Mersiye Li-Hazret-i Seyyidü’ş-Şühedâ İmâm-ı Hümâm-ı Hüseyn-i Deşt-i Kerbelâ gibi şiirler yazılmıştır. Divanların bazı bölümlerinde Yezid için yazılmış bölümler de bulunmaktadır. Bir başka eser de Niyazi Mısrî’ye ait olan ve Risâle-i Hüseynî-i Mısrî adını taşıyan eserdir4
Keçecizâde İzzet Molla, divanında Der Nefrîn-i Yezîd-i Pelîd başlığını taşıyan manzumenin
ilk beytinde Kerbelâ hadisesine şu şekilde vurgu yapılır:
Dîdeden su yerine kan akacak dem geldi
Kerbelâ günleridir ağla Muharrem geldi
‘İzzet anmazdı Yezîd’i ‘acaba n’oldu sebeb
Var ise hâtırına ehl-i cehennem geldi5
Dörtlükte, Muharrem ayının gelmesi münasebetiyle kişilerde bir hüzün oluşması ve sonrasında bunun ağlamaya dönüşmesi, ağlamanın şiddetinden gözlerden adeta yaş yerine kan geldiği vurgulanmaktadır. Şair İzzet Molla, Yezid’in adını da Cehennem ehli ile birlikte yâd etmektedir.
“Doğrudan maktel içerikli şiirlerin dışında farklı amaçlarla yazılan şiirlerde türün beyit seviyesinde işlendiği de görülmektedir. Mesela Hayretî (ö. 1535) divanında yer alan ve ‘Der Medh-i İmâm-ı Sâ’îd A’nî Hüseyn-i Şehîd Radyallahü Ta’alâ Anhu’ başlığını taşıyan kaside bir medhiye olmakla birlikte 5-28. beyitlerde Hüseyin’in şehit edilişinden duyulan üzüntü ve Yezid’e karşı duyulan nefret içli bir şekilde dile getirilir. Aynı şekilde Karamanlı Aynî (ö. 1491/1494) divanında 13. kaside Hz. Hüseyin’e bir mehdiye iken 5-9. beyitleri mersiyedir.”6
Anadolu’da Yazılan Maktellerin Farkı
Anadolu sahasında yazılan edebi metinlerde İran sahasında yazılan benzer metinlerden farklı olarak özellikle dört halifeye övgü ihtiva eden bölümler dikkat çekmektedir. “Dört Halife’ye methiye bölümleri aslında ilk mesnevilerden itibaren, tevhid, münacat, naat bölümlerinden sonra gelen bir bölümdür. Bilindiği gibi Dört Halife konusunda öteden beri bazı yanlı ve yanlış düşünceler ortaya atılmıştır. Bizce bu bölümde verilmek istenen duygu, düşünce, Hz. Peygamber’den sonra gelen ‘Dört Halife’nin hiçbirinin diğerinden üstün olmadığı gerçeğinin yanında, özellikle Şiiliğin yol açtığı ayrışmaya da bir tepkidir. Anadolu sahası mesnevilerinde şairlerin bu bölümde ayrıca halkın birliğinin korunmasını da amaçladıkları anlaşılmaktadır.”7
Kerbela’ya “medh-i çehâr-yâr” başlığı altında temas eden mesnevilerde bu bölümler “Medh-i Çehâr-Yâr-ı Güzin, Der-Na’t-ı Hasan ve Hüseyin, Mersiye-i Haseneynü’l-Ahseneyn, Der-Beyân-ı Zikr-i Çehâr Yâr-ı Güzîn, Der-Na’t-ı ‘Alî İbn Ebî Tâlib, Zikr-i Evsâf-ı Çâr Yâr-i Güzîn, Zikr-i Hilâfet-i ‘Alî İbn Ebî Tâlib, es-Seyyîd Ebû Muhammedü’l-Hasan İbn ‘Alî ve Ehûhu el-Hüseyn, Der-Medh-i Hasan ü Hüseyn” vb. başlıklar taşır. Buralarda ağırlıklı olarak Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali övgüleri yapılır, Kerbela’ya da kısaca değinilir.8
Lamiî Çelebi Ferhâd ile Şirin mesnevisinin dört halifeye övgü bölümünde dört halifeye olan bakış açısını aşağıdaki söyleyişleriyle veciz bir şekilde dile getirir:
Gel iy nâr-ı ta’assub içre yanmış
Nihâdı dûd-ı hıkd ile boyanmış
Cehâletden özün dânâ sanursın
‘Alîyi ‘âyn u lâm u yâ sanursın
Bu çâr a’yân hakîkat bir güherdür
Hemîn ‘âyn-ı ‘Alî ‘ayn-ı ‘Ömerdür
Lamiî Çelebi, insanların taassup içinde zihinlerinin bulanık olduğunu cahilce davrandıklarını belirterek hem Hz. Ali’nin yüceliğine işaret etmiş hem de Hz. Ömer ile aynı değere sahip oluşuna vurgu yapmıştır:
Birine ta’n dördine irişür
Resûl-i Hakka vü dîne irişür
Degülsin çün Resûlu’llâhdan efzûn
Neçün ba’zını bugz eylersin iy dûn
Birine bunlarun kim ta’n idersin
Hakîkat kendüzüne la’n idersin 9
Bu ifadelerle de dört halifenin herhangi birisine olan kınamanın hepsine, hatta Hz. Peygamber’e dolayısıyla dine erişeceğine dikkat çekmiş, bunları kimsenin Resulullah’tan daha iyi bilemeyeceğini, bunlar için söylenecek olumsuz söz ve yorumların kişinin kendisine zararının dokunacağına dikkat çekerek kişileri uyarmıştır.
Kerbela hadisesi ile ilgili halk şiirinde de birçok şiir yazılmıştır. Şiirlerin birçoğu Alevî-Bektâşî inancına mensup şairlerce “nefes, deyiş ve düvaz” adı verilen şiirlerle ağıt formunda dile getirilmekle beraber Sünnî inanca mensup şairlerin de yazdıkları çok sayıda şiir bulunmaktadır. Şiirlerde Kerbela hadisesinde şehid olanlar muhabbetle ve samimi söyleyişlerle anılmakta onların Hz. Peygamber’le olan yakınlıklarına dikkat çekilmektedir:
Bugün matem günü geldi
Ah Hüseyn’im vah Hüseyn’im
Senin derdin bağrım deldi
Ah Hüseyn’im vah Hüseyn’im
Şehit düşmüş Şah-ı Merdan
Şah Hüseyn’im can Hüseyn’im
Şah Hatayî’nin bu deyişindeki duygulara son dönem sûfî şairlerinden Alvarlı Muhammed Lutfî Efendi’nin aynı his ve heyecanla ortak olduğu anlaşılır:
Bugün mâh-ı Muharremdir, muhibb-i hânedân ağlar
Bugün eyyâm-ı mâtemdir, bugün âb-ı revân ağlar

Gürûh-i hânedâna Lütfi’yâ kurbân ola cânım
İlâ yevmi’l-kıyâme cân ile ehl-i iman ağlar
Cumhuriyet Dönemi Edebiyatımızda Hz. Hüseyin ve Kerbela
Kerbela ve Hz. Hüseyin Cumhuriyet dönemi şairlerince de zaman zaman telmih edilmiş, şiirlerde bir mazmun olarak kullanılmıştır. Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Şaik Gökyay, Bekir Sıtkı Erdoğan, Hasan Hüseyin konuyla ilgili müstakil şiirler yazmışlardır.
Cumhuriyet Döneminde Kerbela hadisesini konu alan romanlar da yazılmıştır. Ziya Şakir Soko’nun Kerbela Vakası, Selami Münir Yurdatap’ın Kerbela Faciası, Murat Sertoğlu’nun Kerbela, Mehmet Yavuz Arıtürk’ün Onbinlerin İhaneti, Bekir Yıldız’ın Ve Zalim Ve İnanmış Ve Kerbela, Ahmet Turgut’un Aşkın Şehidi, Aşkın Elçisi, Aşkın Secdesi, Sinan Yağmur’un Kerbela Aşka Bela, Müslüm Oğuz’un Kerbela Akşamları, Harun Tokak’ın Suya Düşen Kan adlı eserleri öne çıkan romanlardır.
Sonuç olarak; Kerbela’da yapılan zulüm sonrası duyulan ızdırap ve hislenmeler bazen dertli bir sinede nefes olup dilden dile telden tele, gönülden gönüle aktarılırken bazen bu derin duyuşlar bir edibin kaleminde bir mersiye, bir maktel-i Hüseyin olarak ortaya çıkmış, en içli örnekler olarak edebiyatımızda yer almışlardır.
Edebi metinler aynı zamanda toplumla ilgili önemli vesikalardır. Hz. Hüseyin şahsında Ehlibeyt’in uğradığı zulüm bütün Türk toplumunu derinden etkilemiştir. Yazılan şiirler ve diğer edebî türdeki örnekler bunun en güçlü delilidir. Bu anlamda Ehlibeyt sevgisi toplumuzu bir arada tutan önemli bir değer, güçlü bir paydadır. Toplumun yüzyıllar boyunca bu konuda telif edilen eserlerin günümüz harflerine aktarılarak sadeleştirilmesi, bu yolla bu eserlerden haberdar edilmesi gerekmektedir.
Ehlibeyt muhabbeti Alevî-Sünnî bütün Müslümanların ortak sevgisidir. Alevîlerin Ehlibeyt sevgisi hususundaki hassasiyetleri, özellikle Muharrem ayında yapılan matem uygulamalarının son zamanlarda medyada yer alması dolayısıyla Sünnîlerce adeta unutulan Kerbela faciası zihinlerde yeniden canlandırılmıştır.
Kerbela’da zulme uğrayan, Alevîsiyle Sünnîsiyle bütün Müslümanların peygamberi olan Hz. Muhammed aleyhisselamın torununa karşı yapılan bir zulümdür. Son yıllarda Muharrem aylarında Sünnî vatandaşların cemevlerinde Kerbela şehitleri için mevlid okutması, oruç açma programlarına iştirak etmesi aynı ortak acının duyulması ve Alevî-Sünnî kardeşliğinin pekiştirilmesi, zaman zaman birtakım şer güçlerle tezgahlanan ayrıştırıcı oyunlarla zedelenen gönüller arasında köprüler kurma adına önemli vesilelerdir. Bu vesileler zincirinin güçlü bir halkası da Ehlibeyt muhabbetiyle aynı his ve heyecanla yazılmış edebî metinlerdir.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.