ŞEHİTLER SERDÂRI İMÂM HÜSEYİN

10622746_690588707684248_7779135942351803901_n

Merzifon Karatepe’de bulunan bir el yazması Maktel-i Hüseyin nüshasının son bölümünde ve Sarıköy’de bulunan yine el yazması Mecmûatü’r-Resâil’in içerisinde aynı kaynaktan yararlanılarak kaleme alındığı anlaşılan iki adet Muharremiyye yer almaktadır. Muharrem erkânının ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı bu eserlerde, hangi gün hangi ibâdet ve faâliyetin yapılabileceği işlenmektedir. Kitâb-ı Şerh-i Beyân-ı Âşûrâ (Aşûre Günü Erkânını Açıklayan Kitap) başlığıyla başlayan eserde, Muharrem ve aşûre günü çekilecek yas ve matem Allâhu Teâlâ’ya atfedilen şu buyrukla temellendirilir: “Dahi Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazreti buyurur ki: Ey kullarım! Bilin ve işitin ki âşûrâ günlerinde benim Habîb’im evlatları içün gözlerinden bir katre yaş akıtanların gözleri yaşın Âb-ı Hayât’a kattım ve her kim ol Âb-ı Hayât çeşmesinden nûş iderse (içerse) ölmez dirlik bula ebedü’l-âbâd.” “Her kim Ehl-i Beyt-i Rasûl içün gözlerinden bir katre yaş akıtsa, İzzim, Celâl’im hakkı içün kendi kudret elimle ol mü’minin rûhun kabz idem, hâlet-i nez’de cân acısın görmeye, zira ki ânlar benim kullarımın evrendesi ve hülâsasıdır.”
Aynı eserdeki bir başka ifade ile (Muharrem) aşûre günlerinde yapılan faâliyetler, mü’min olmanın bir gereği sayılmaktadır. Aşağıdaki satırları okuyan, dinleyen dervişler, cânlar matem günlerini kalp ve gönüllerinin derinliklerinden gelen keder ve hüzünle geçirmişlerdir: “Mü’minlere vâcibdir ki her sene mâh-ı Muharrem oldukta on güne değin riyâzet-i tâat, ibâdetle zikir ve tesbîh idüp, hüzün, melâlet üzre olmak gerek.”
Maktel-i Hüseyin, Mâtemiyye ve Muharremiyye türü eserlerde Muharrem ayının niçin bir yas ve matem zamanı olduğu da duygusal bir anlatımla dile getirilir: “Ânın içün Rasûl-i Ekrem sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem evlatları bu ayda zâlimler elinde dil-teşne şehîd oldular. Hazret-i Fâtıma Ana oğulları İmâm Hasan ve İmâm Hüseyin Hazretleri iki cihân fahri Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem Hazreti onlara kurratü’l-aynım ve ciğer köşem diyü okşardı. Hâricî mel’ûnlar onların birin zehirle ve birin tığ-ı kahırla şehîd itdiler. “Ol Yezîd-i Pelîd ibn-i Muâviye la’netullâhi aleyh Hak’tan havf itmeyip, Hazret-i Peygamber’den utanmayıp, Hazret-i İmâm Hüseyin gibi servere bu cefâyı revâ gördü. Ânın üzerine asker virdi, Kerbelâ sahrâsında yetmiş iki yârânıyla susuz şehîd itdiler. Kat’an merhamet ve şefkat itmeyip, ol mazlûmu yüzü üzerine bırakıp, hançerle ensesinden ser-i mübâreğin beden-i latîfinden cüdâ kıldılar.”
Anadolu’da şehîdlerin serçeşmesi, evliyânın bağrı başı olarak kabul edilen Hz. Hüseyin’e revâ görülen bu muâmele, mazlûmiyetin sembolü olmuştur. Zulme, haksızlığa uğrayanlar, haklı davalarında cânından ve mâlından geçenler, şehîdler serdârı Hz. Hüseyin’i kendilerine örnek almışlardır. Çünkü Alevî-Bektâşî algılamasında bu ciğersûz hâdise sadece mü’minlerin değil, yer ve göğün feryâd u fîgânına neden olmuştur. Yer ve gök haklının, mazlûmun ve mağdûrun yanındadır. Aşağıdaki Mersiye’de bütün kâinâtın lisân-ı hâliyle paylaştığı ve ağlaştığı Kerbelâ çölünde yaşanan acı tablo resmedilmektedir:
Devr etti zamân sanki yıkıldı âlem
Tuttu cihânı nâle-i efgân yâ Hüseyn.
Gökler boyandı kana gün giydi karalar
Mahvoldu orada mâh-ı tâbân yâ Hüseyn.
Mâtem tutun giydi bulutlar bölük bölük
Bârân-ı gamla koptu çü tûfân yâ Hüseyn.
Yırttı yüzünü nâhun-i mihnetle mihr ü mâh
Ağladı yer gök sana yeksân yâ Hüseyn.
Çarhın büküldü beli söndü sitâresi
Encüm saçıldı yere çü bârân yâ Hüseyn.
Deryâlar acıdı sana akan sular dahî
Taşlar alıp döğündü firâvân yâ Hüseyn.
Kanlar döküb firâkınla her kişi der ki âh
Kanına oldu sevgili cânân yâ Hüseyn.
Gül gibi çehren kana boyandı firâk ile
Çâk etse aceb mi gonce-i giribân yâ Hüseyn.
Eder zebân-ı hâl ile kanı ne yerdedir
Şimr-i lâ’în nekbet-i Mervân yâ Hüseyn.
Asırlardır Hz. Hüseyin aşkıyla yanıp tutuşan cânlar, yukarıdaki beyitleri, onun katledilmesinden dolayı duydukları acı nedeniyle gözyaşı içerisinde okumuş ve dinlemişlerdir. Kerbelâ fâciâsının başından sonuna kadar bütün ayrıntılarıyla ve duygusal bir üslupla anlatıldığı eserler; Maktel-i Hüseyin’lerdir. Kenzü’l-Mesâib (Kumru) ile birlikte Maktel’ler geçmişten bugüne Muharrem aylarında gözyaşları içerisinde hüzünlü bir ses tonuyla, topluca okunarak hatmedilegelmişlerdir. Âl [ü] evlâdı seversen ey dede, aşkla vîr salavât Muhammed’e nakaratından sonra huşû ve heyecânla salavâtların getirildiği bu eserlerde, adeta Kerbelâ yeniden yaşanmakta, Âl-i Muhammed’e muhabbet yenilenmektedir. Kendisini şehit etmeye kasteden zâlimlere karşı Hz. Hüseyin’in yaptığı konuşma, olayın vehâmetini anlatmakla birlikte, Ehl-i Beyt’in ne kadar kutlu bir zümre olduğunu da dile getirmiş olmaktadır. Manzûm bir dilin kullanıldığı beyitler şöyledir:
Benim ol İbn-i Rasûl-i Girdigâr
Kim Muhammed’dir dedem tacı kibar
Tanrı arslanı atam Ali benim
Hel etâ geldi ana Hak’tan beşâr
Ceddime benzer cihana gelmedi
Yahut atam gibi ırk kande var ey yâr
Mustafâ’nın kızıdır anam benim
Arı sudan arıdır ol hub nigâr
Ben Hüseyin bin Ali’yim bi-gümân
Beni siz bilmeyesiz ey kavm-i hımâr.
Hem Hasan bin Ali’dir kardaşım
Ol şebâbu’l-cennetdür Rıdvân’a yâr.
Kerbelâ olayı, çeşitli şekillerde Bektâşî dergâhlarında işlenerek, dervişlerin eğitimlerinin bir parçası haline getirilmiştir. Seyyid Ahmet R. Efendi, Muharrem ayının onuncu günü Nasîru’d-Dîn Tûsî’nin Ziyâretnâme’sinin tekke ve dergâhlarda okunduğunu ifade etmektedir. Arapça olan bu metin, Nasîru’d-Dîn Tûsî tarafından Kerbelâ’yı ziyâret ettiği sırada söylenmiştir. Metinde geçen konular özet olarak, Ehl-i Beyt’e salavâttan sonra, Kerbelâ olayına karışanların la’netlenmesi, Ehl-i Beyt’in fazîletlerinin anlatılması ve onlardan şefâat dilenmesidir.
Muharrem ayının onuncu günündeki uygulamalardan birisi de, çok miktarda Hz. Peygamber’e ve O’nun Ehl-i Beyt’ine salavât getirilmesidir. Başta Hz. Hüseyin olmak üzere, Kerbelâ’da şehîd düşenler için duâ okunur. Seyyid Ahmet R. Efendi’nin Mir’âtü’l-Mekâsıd fî Def’il-Mefâsid adlı eserindeki duâ metninin bir bölümü şöyledir: “Bârekellah, bârekellah, bârekellah. Ecerekümullâh ecra’l-muhsinîn. Okuyanlar için bârekellah. Ağlayanlar için bârekellah. Bu okunan Kelâm-ı Kadîm’in ve Furkân-ı Azîm’in nûrunu ve sevâbını ve berekâtını ve hasenâtını ve âsâr-ı rahmetini Hakk Sübhânehû ve Te’âlâ seyyidü’s-sâdât ve şehîdân-ı imâmân ve Hazret-i İmâm Hasanü’l-Müctebâ ve Hazret-i İmâm Hüseyin şâh-ı şehîd-i deşt-i Kerbelâ Efendimiz’in rûh-ı pür-fütûhları şâd olmak için bârekellah. Ve sultânü’l-evliyâ ve bürhânü’l-etkıyâ Hazret-i Hünkâr Hacı Bektâş-ı Velî el-Horasânî kaddesellahu sırrahu’l-âlî Efendimiz’in azîz ve şerîf ve lâtif rûh-ı şerîfiçün bârekellah… Horasan pîrleriçün bârekellah. Üçler, yediler, kırklar, binler ve usûl ve yol ve erkân erenleri ervâhiçün bârekellah. Garipler için bârekellah. Du’âya muhtâc olan cânlar için bârekellah. Bizi dahî du’âdan ve gülbenkten ve hayır himmetten ve niyyetten unutmayın diye du’â emânet eden cânlar için bârekellah… Cemî-i enbiyâ ve evliyâ ve sulehâ ve âbidîn ve etkıyâ ve zâhidîn ervâhiçün bârekellah. Mülk-i emîn olmaklığıçün bârekellah. Pâdişâhın selâmetliğiçün bârekellah. Hakk Sübhânehû ve Te’âlâ Pâdişâhın ömr ü devletini mezîd ve nusretini ve adl ü adâletini yevmen fe-yevmen ziyâde ve medîd kılıp kılıcını keskin ve adüvvüsünün üzerine nüfûzunu üstün ve İslâm dînine kuvvet vermeğiçün bârekellah… Hacılar kuvvetiçün bârekellah. Gâzîler hürmetiçün bârekellah. Muhammed el-Mustafâ Sallallahu Te’âlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in mutahhar ve mukaddes ve mücellâ ve musaffâ ve müzekkâ ve azîz ve lâtîf ve şerîf rûh-ı şerîfleriçün bârekellah. Âliçün bârekellah. Evlâdıçün bârekellah. Ashâbıçün bârekellah. Etbâ’içün bârekellah. Evvelîn ve âhirîn ve zâhirîn ve bâtınîn tayyibîn-i tâhirîn fahr-ı dervîşân huzûr-ı hâzirân kâffe-i ehl-i îmân hakkına Fâtihâ ma’a’s-salâvât. Allah, eyvallah, hû dost.”
Bir başka matem duâsı ise şu şekildedir: “Bismillâhirrrahmânirrahîm. Essalâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli etbai Muhammed. Ve’l-hamdü li’llâhi Rabb’il-âlemîn. İlâhe’l-âlemîn. Sen bizlerin gönüllerini Rasûl-ü Ekrem, Nebiyy-i Muhterem Muhammed Mustafâ’nın ve O’nun tathîr Ehl-i Beyt’inin sevgisi ile aydınlat…Hz. Muhammed ve O’nun Ehl-i Beyt’i uğruna canlarını feda eden şehîdler serdârını bizlerden hoşnud eyle. Allah’ım! Cümlemizi, can yakıcı âhiret gününde şehîdler serdârı İmam Hüseyin’in ve onun uğruna canlarını feda edenlerin şefâatına nâil eyle.”
Bektâşî geleneğinde Muharrem ayları sadece matem günleri olarak idrak edilmemiştir. Âşûrâ günleri yetimlerin, fakirlerin, kimsesizlerin korundukları, kollandıkları, sevindirildikleri yardım faâliyetlerine de sahne olmuştur. Ehl-i Beyt’in sahipsiz ve kimsesiz bırakıldıkları bu günler, kimsesizlerin hatırlanmasına neden olmuştur. Muharrem erkânı, Kerbelâ’dan gerekli derslerin çıkartılmasına yardımcı olarak sosyo-ekonomik hayata da katkı sağlamıştır. Muharremiyye’deki bilgilerden bazıları şöyledir: “Bir kişi âşûrâ günlerinde bir fakîrin karnını doyursa, cemî’ ümmet-i Muhammed’in yoksulların doyurmuşça sevap bula ve her kim âşûrâ günlerinde bir yetimin başını sığasa şefkat eliyle, Hak Teâlâ Hazreti Kemâl-i Kerem’inden eli altında ne kadar kıl var ise, adedince ol kulun derecâtını artıra. Pes mü’min olan kişiye lâzımdır ki âşûrâ günlerinde ve gayrı günlerde fakîrleri, yetîmleri, ve garîbleri hoş tutalar. Allah içün kâdir olduklarınca hürmet ve şefkat ve riâyet ideler, rencîde ve remîde (ürkütmek, korkutmak) etmiyeler. Zira gönül Hakk’ın evidir ve hem nazargâhıdır. Ev sâhibi evden hâlî değildir.” “Şehr-i Muharremü’l-Harâm’ın evvelinden onuna değin âşûrâ dirler. Ol günlerde her kim kendi ehlin ve iyâlin hoş tutsa, Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazreti ânın dirliğin dünyadayken kılıvere, hâl-i hayâtında oldukça azîm dirlik süre, kimseye muhtaç olmaya, ol dirlikle pîrliğe irişe, sâlihler, velîler gürûhuna karışa.”
Muharremiyye’de âşûrâ gün ve gecelerinde hangi ibâdetleri yapmanın müstecâb ve müstehâb olduğu da anlatılır: “Her kim âşûrâ gecesi pâk gusül idüp ve abdest alıp, ârî donlar (elbiseler) giyse, kıbleye müteveccih olup, on rek’at namâz kılsa, her bir rek’atta bir Fâtiha üç İhlâs-ı Şerîf ba’de’l-ferâğ tesbîh ve duâ kılıp, yetmiş kerre Rasûlullâh Hazreti’ne salavât getirse ve yetmiş kerre istiğfâr-ı tövbe idüp, Estağfirullâh, Sübhânallâh ve’l-Hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekberu, lâ havle velâ kuvvete illâ bi’llâhi’l-aliyyi’l-azîm dese, Hak Sübhânehû ve Teâlâ o kişinin kabrini misk ve amberle doldura ve feriştehlere buyura ki; kıyâmete değin ol kulun mezârın ziyâret ideler ve kıyâmet gününde kabrinden kopıcak şehîdler ve sâlihlerle haşrola, hesâbsız ve azâbsız Cennet’il-Me’vâ’ya ve Firdevs-i A’lâ’ya vâsıl ola. “Pes imdi bilmiş olasız kim âşûrâ günlerinde Ehl-i Beyt-i Rasûl’ün muhibleri cem’ olup, bir yere gelseler, aş pişirip, sohbet kılsalar, Hadîkatü’s-Süedâ ve Ravzatü’ş-Şühedâ ve bazı mersiyeler okuyup, Âl-i Muhammed’in yezîdler elinden çektikleri cefâların ve derd ü belâların yâd idüp, firkat ve rikkatle giryân olup, gözlerinden bir katre yaş akıtanların cümle günâhları hazân vaktinde ağaçların yaprakları döküldüğü gibi döküle.”
Bektâşîler, Alevîler bugün de Muharrem ayının ilk on veya on iki gününü oruçlu olarak geçirirler. Bu günlerde Hz. Hüseyin’in ve yârânının susuz bırakılmış olmasından dolayı su içmezler. Âşûrâ günü Hz. Hüseyin’in mübârek başı gövdesinden ayrıldığı için bıçak kullanmazlar, et ve soğan yemezler. Matem günleri olduğu için traş olmazlar. Muharrem ayında cem yapılmaz, bağlama çalınmaz. En önemli ibâdet ise tutulan oruçlardır. Muharremiyye’de her günün orucu karşılığında hangi sevâbın kazanılacağı da anlatılır: “Her kim âşûrâ günlerinde on gün oruç tutsa, Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazreti ol kişiye on mürsel Peygamber sevâbınca sevap vire. Evvel günü sâim olsa, Âdem Peygamber aleyhi’s-selâm sevâbınca sevap vire. İkinci gün sâim olsa Şît Peygamber aleyhi’s-selâm sevâbınca sevap vire. Üçüncü gün sâim olsa Zekeriyâ Peygamber aleyhi’s-selâm sevâbınca sevap vire. Dördüncü gün sâim olsa, Cercîs Peygamber aleyhi’s-selâm sevâbınca sevap vire. Beşinci gün sâim olsa, Eyyûb Peygamber aleyhi’s-selâm sevâbınca sevap vire. Altıncı gün sâim olsa, İbrâhîm Peygamber aleyhi’s-selâm sevâbınca sevap vire. Yedinci gün sâim olsa, İsmâîl Peygamber aleyhi’s-selâm sevâbınca sevap vire. Sekizinci gün sâim olsa, Mûsâ Peygamber aleyhi’s-selâm sevâbınca sevap vire. Dokuzuncu gün sâim olsa, Îsâ Peygamber aleyhi’s-selâm sevâbınca sevap vire. Onuncu gün sâim olsa Seyyidü’l-Kevneyn ve Rasûlü’s-Sekaleyn, Habîb-i Rabbi’l-âlemîn, Ahmed-i Mahmûd, Ebu’l-Kâsım, Muhammedü’l-Mustafâ sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem sevâbınca sevap vire.”
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.