YENİÇERİ OCAĞI ve FÜTÜVVET (YİĞİTLİK) ANLAYIŞI

10644504_698223163587469_3543985997151813565_n
Gençlik ve yiğitlik anlamlarına gelen fütüvvet, hak ve hakikatı korkusuz ifade etme, mazlumlara karşı şefkatli ve alçakgönüllü olma, nefsini ise unutma makamıdır.
Mutasavvıflar bu makamı tarif ederken, “Gerçekten onlar, Rabb’lerine inanmış yiğitlerdir. Biz de onların hidayetlerini artırdık ve kalblerini irtibatlandırarak metanetleştirdik de o zaman baş kaldırıp: Bizim Rabb’imiz bütün semavat ve arzın Rabb’idir dediler. ayetinden hareket ederler.
Tasavvuf erbabınca fütüvvet; kimseye düşman olmamak, nefsinden vazgeçmek, adil ve insaflı hareket etmek ve ayırt etmeyi terk etmektir. İ’lay-ı kelimetu’llah ve adaleti temin için gösterilen cesaret, şecaat ve kahramanlık da, fütüvvet anlayışının bir gereğidir. Mutasavvıflar tarafından bir ağaca benzetilen fütüvvet, doğruluk yerinden biter. Gövdesi, insanda bulunmaktadır. Budakları temizliktir; doğru yolu bulmaktır. Yaprakları, edebtir, hayadır. Kökü, Allah’ı bilmektir. Yemişi evliya sohbetidir. Suyu, rahmettir. Bu ağaç, yiğidin gönlünde biter, yapraklanır ve yücelir.
Fütüvvet, asıl tarifini Hz. Ali’den alır. Feta (genç) şeklinde isimlendirilen ilk kişi, Hz. Ali’dir. Uhud harbinde gösterdiği kahramanlıklardan dolayı, Hz. Peygamber, “Ali gibi genç, Zülfikar gibi kılıç yoktur.”demiştir. Yeniçeriler arasında Hz. Ali, “Koca Leşker” (büyük asker) olarak bilinmektedir. Bir yeniçeri şairi olan Fakir Edna, gönülden bağlı olduğu Hz. Ali’yi bu lakabla anmaktadır.
Hz. Ali’ye göre fütüvvet; güçlü olduğu yerde affetmek, öfke anında yumuşaklıkla muamelede bulunmak, düşmanları hakkında bile hayırhahlıktan geri kalmamak, ihtiyaç içinde kıvrandığı durumlarda bile isar ruhuyla hareket edip, başkalarını düşünmektir. Haydar-ı Kerrar, hayatı boyunca hep, fütüvvet şuurunun örneklerini göstermiştir. İbn Mülcem hakkındaki muamelesi, muharebede yere yıktığı düşmanını affetmesi, sahabeden kendisiyle harbetmiş bir hasmının öldürülmesi karşısında duyduğu teessür, elindekini başkalarına vermesinden dolayı kış günü yazlık elbise içinde tir tir titremesi, fütüvveti tarif etmemize imkan veren yiğitlik örnekleridir. Allah’ın arslanı, Allah için yaşamış ve yine Allah için şehid olmuştur. “Bu yüzden fütüvvet şeceresinin kökü, ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ kelimesindeki kuvvetttir. Fütüvvet, tevhid kelimesinden kaynağını almaktadır.”
Fütüvvetnamelerde Hz. Ali’ye nisbet edilen fütüvvet anlayışının şartları da, Hz. Ali’nin hal ve hareketleri esas alınarak belirlenmiştir. Yazarı belli olmayan bir fütüvvetnameye göre bu şartlar altıdır: Birincisi; tövbe, ikincisi; teslim, üçüncüsü; ölmeden önce ölme, dördüncüsü; takva, beşincisi; kanaat, altıncısı; uzlet. Şartların her biri dini ve ahlaki bir nitelik taşımaktadır. Fütüvvet yoluna giren birisi, bu şartları yerine getirmezse yolun hakkını vermiş sayılmaz. Dolayısıyla, fütüvvet mesleğini benimsemek, aynı zamanda dini ve ahlaki ilkeleri de yerine getirmeye talib olmak anlamına da gelmektedir. Asıl hedef; olgun bir mü’min, müslüman ve genç olmaktır. Kimseye zulüm ve haksızlık yapmayacak kadar merhametli ve adil, ama kimse tarafından zulme uğratılmayacak ve haksızlıklara alet edilmeyecek kadar da cesaretli bir birey haline gelmektir.
Fütüvvet anlayışında Hz. Ali’nin kılıcı “Zülfikar”ın da önemli bir yeri vardır. Zülfikar; doğruluğun, adaletin ve hakkın simgesidir. Bektâşî inanışına göre; Allah’ın arslanı Hz. Ali’ye Hz. Peygamber tarafından adaleti temin etmesi için verilmiştir.
Hacı Bektaş Veli’nin söz ve icraatlarında fütüvvet şuuruna pek çok örnek bulmak mümkündür: “Kendi ayıbını görür ol! Kendi nefsinin emrinden kaçın! Kendini kendi halinden gafil tutma! Düşman hakir olsa da hor tutma! İsar etmek dostluktur. İncinsen de incitme. İyiliğe karşı kötülük hayvanlıktır. Fenalığa karşı iyilik insanlıktır. Fenalığa karşı fenalık köpekliktir. İyi tabiatlı olmak selamettir. Onun vasiyetnamesindeki bu tavsiyelere benzer ifadeleri, diğer Bektâşî Babalarının vasiyet ve risalelerinde veya Velâyetnâmelerinin muhtelif yerlerinde de görmek mümkündür.
Mesela; Kaygusuz Sultan Risalesi’ndeki, “Ayıp görürsen ört! Gururlu ve kibirli olma! Kendi ilminden söz etme! Arif ol ve nasihate kulak ver! Eğer insanlık hakikatini bilmiyorsan, var olduğun sürece onu araştır. Enbiya ve evliyanın huyunu kendine örnek al! tavsiyeleri, fütüvvet anlayışına güç kazandıran sözlerdir.
Hacı Bektaş Veli, bir taraftan civanmerd, alçak gönüllü ve bağışlayıcı olmak anlamlarındaki fütüvvet anlayışını meydana getirecek tavsiyelerde bulunurken, diğer yandan da gerektiği zaman adaletin ve hakkın yerini bulması maksadı ile girişilecek savaşa da dervişlerini hazır tutmak istemiştir. Şehadet mertebesini öyle bir anlatır ki, serdengeçtiler ölüme, adeta bayram yerine koşar gibi giderler: “Eğer kafir seni veya sen kafiri öldürürsen cennet vacip olur. Öldürürsen gazi, ölürsen şehid olursun. O halde kafir nasıl tehlikeli düşman olur ki? Şehitlerin mertebeleri, Peygamberlerin mertebelerinden beş derece fazladır. Bu mertebelerden birincisi; Peygamber ölünce yıkanır, şehitler ölünce yıkanmaz. İkincisi; öldükleri zaman Peygamberlerin elbiseleri çıkarılır, şehitlerinki çıkarılmaz. Üçüncüsü; Peygamberleri kefene sararlar, şehitleri sarmazlar. Dördüncüsü; Peygambereler ahirette seçerler, sonra şefaat ederler, şehitler ise mahşer gününde, kendi kavim, kabile, hısım, akraba, kardeş ve yanlarına her kim gelirse hepsine şefaat ederler. Hakk Teala, birinin yüzü suyu hürmetine diğerlerini affeder, hepsini cennete yollar. Beşincisi; Peygamberleri yılda bir defa, şehitleri her gün ziyaret ederler.” Bu şuurla hareket eden Bektâşî dervişleri, Tuna’dan Budapeşte ve Viyana’ya, Arap Yarımadası’ndan Bağdat ve Hicaz’a ve oradan Cezayir, Mısır ve İran’a kadar fetihten fetihe, zaferden zafere koşmuşlardır.
Yahya Kemal, Bektâşî Yeniçeri’deki fetih coşkusunu şu mısralarla dile getirir:
Vur, Pençe-i Ali’deki şimşir aşkına
Gülbank-i Asumanı tutan, pir aşkına
Son savletinle vur ki, açılsın bu surlar,
Fecri hücum içinde ki, tekbir aşkına!.
Rum abdalları ismi verilen kahraman dervişler, gerek Anadolu’nun, gerekse Balkanlar’ın fethinde büyük yararlılıklar göstermişlerdir. Gittikleri yerlere, İslam’ın hoşgörüsünü, insan sevgisini götürmüşler, gönüllere de girmeyi başarmışlardır. Düşmanına dahi civanmerdlikle davranan bu insanların kalbi sağlam bir iman ve muhabbetullahla doludur. Zira onlar, tekkelerden aldıkları manevi eğitim gereği; “Allah’ın emirlerine tazim, yarattıklarına şefkat” gösterme formülünü, kendilerine hayat düsturu haline getirmişlerdir.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.