CEMDE ÇERAĞ (DELİL) UYANDIRMA ERKÂNI

10645046_692899337453185_1347711625675984400_n
ANLAMI
Kırklar ceminde İmâm Zeyne’l-Âbidîn’in delil yaktığına, Hz. Peygamber döneminde de bu görevi Câbir el-Ensârî’nin yaptığına inanılır. Çerağın yaydığı nûr, nûr-ı Muhammedî ile nûr-ı Ali’nin birleşmesi sonucu oluşmuştur. Çünkü Muhammed ve Ali manada birdir. Nûr hidâyet ve ilim nûrudur. Sır hakîkat sırrıdır. Bu nedenle cem sırasında okunan gülbang-i Muhammedî “nûr-ı Nebî, kerem-i Ali” ifadesiyle başlar.
Çerağ uyandırmanın (yakmanın) amacı, mü’minlerin gönlünde Allah, Muhammed ve Ali nûrunun, bâtın çerağının uyandırılması ve böylece Allâh’ın vahdâniyet, sır ve hikmetlerini kavramaya, anlamaya hazırlanmasıdır. Yani Hakk’ın nûruna; Allâh’a ulaşabilmektir. 12 hizmetin yerine getirilmesi sûretiyle, dört kapıdan geçerek sırr-ı hakîkata ulaşmaktır. Alevî-Bektâşî geleneğinde dört kapının birisi mürşidle, birisi rehberle, birisi mürebbî ile ve birisi de müsâhible ilgili sayılmıştır. Çerağın aydınlığında 12 hizmet yerine getirilir. Kırk makâmdan geçilerek, Allâh’a, tevhîd sırrına ulaşılır.
UYGULAMASI
Çerağcı (delilci), 12 hizmetten birisini yerine getirirken, sağ elinde yağ kabı, sol elinde hazırladığı “çerağ” ile meydâna gelir. Dâra durur ve “hayır himmet pîrim” diye pîrden izin aldıktan sonra, bir tercümân okur. Sonra pîrin destûruyla diz üstü oturur ve delîli pîrin önünde yere bırakır. Büyük bir kaşıkla 12 imâmların isimlerini söyleyerek, kandile 12 kaşık yağ koyar. Sonra “hayır himmet pîrim” diyerek, pîrden izin alır ve Nûr Sûresi’nin 35, 36 ve 37. âyetlerini olur. Âyetlerin anlamı şöyledir:
“Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir. Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu (öyle kimseler) tesbih eder ki; Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.”
Çerağcı devamla “Seyyid-i sâdât, muhibb-i sâdât, mebde-i kâinât, hülâsa-i mevcûdât, er-Cemâl-i Muhammed, pîr kemâl-i Şah Hasan ve’l-Hüseyin, Allâh’ı bir bilelim, verelim Muhammed-Ali ve Ehl-i Beyt’ine salavât” diyerek, elindeki kibritle delîli uyandırır (yakar).
Orada bulunan cânlar salavât getirir.
Çerağcı iki eliyle çerağı kaldırır, ayakta dâra durur ve şu duâyı okur:
Destûr Şâh! Gerçeğe hû! Hak Dost! Erenler, âşıklar, sâdıklar, uyanıklar, âyin-i cem erenleri, gönül birliği ile aşk ve şevk ile diyelim bir Allah Allah.”
Ceme katılan cânlar “Allah, Allah” derler.
Sonra çerağcı bir düvâz-imâm (on iki imama methiye) okur.
Sonra hep birlikte salavât getirilir.
Pîr şu çerağ gülbangini okur ki bu gülbank çerağın ne anlama geldiğini ve ne amaçla uyandırıldığını daha iyi vurgulamaktadır:
“Çerağımız rûşen ola. Münkirler perîşan ola. Mü’minler şâd ola. Cümle dervîşânın gönlünde Hakk’ın hidâyet nûru uyanmış ola. Nûr âyân ola. Sır beyân ola. Karanlıklar gitmiş, aydınlıklar gelmiş ola. Allah cümlemizi zât-ı nûrundan, Muhammed ve Ali’nin cemâlinden, katârından ayırmaya. Nûr-ı Nebî, kerem-i Ali, gülbang-i Muhammedî, Pîrimiz Hünkâr Hacı Bektâş Velî, gerçekler demine hû! Yâ Allah, yâ Muhammed, yâ Ali”
Çerağcı “destûr Şâh!” deyince bütün canlar ayağa kalkıp, dâra dururlar. Çerağcı, delîli yerine koyarak selamlar. Pîr postuna oturarak, bir duâ okur. Çerağcı ve canlar secdeye inip, niyâz ederler.
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.