Erdoğdu Alp’in oğlu Osman Bey, büyüyüp boylu poslu, kuvvetli, dayanıklı bir yiğit oldu. Kaya Bey’in boyunun yiğitleri onun arkasında toplanıp “Sen evvelden beri beyimizin oğlusun, şimdi de beyimizsin. Niçin böyle güçsüz güçsüz oturuyorsun. Sen küçük olduğun için pâdişâh sancağı, amcana verdi. Gel önümüze geç. Uğrunda baş verelim. Kâfire kılıç vuralım. Din düşmanlarını kıralım. Gazâlar edip murâda erelim.” dediler. Osman Bey bunların sözünü makul buldu. Kaya Bey’in boyuyla birlikte Yar Hisar tarafına, Bilecik, İnegöl, İznik taraflarına pek çok akın yaptı. Yanındaki yiğitlerini memnun etti.
Bunun üzerine Bursa pâdişâhına (Osman Bey’i) şikâyete geldiler. Yardım istediler. Hemen bir mektup yazıp elçiyle Sultân Alaaddin’e gönderdiler. İçinde “Biz seninle sözlenip barış imza yaptık zannediyoruz. Bu nasıl iştir. Birisini üzerimize musallat etmişsin, ülkemi yağmalayıp duruyor. Onun hakkından gel. Yoksa biz de barışı bozup, düşmanlık ederiz.” diye yazıyordu.
Elçi geldi. Mektubu çıkarıp Sultân Alaaddin’in önüne koydu. Açtılar, okudular. Durum anlaşıldığından Sultân Alaaddin hiddetlendi. Osman Bey’in amcası Gündüz Alp’e “Ya kardeşinin oğlunu yakalayıp bana gönder, emrime itaat et. Yoksa ona yapacağım şeyi sana yaparım.” diye bir emir gönderdi.
Gündüz Alp de Osman’ı gözetleyip bir köyde yatarken ansızın bastı. Birkaç adamıyla birlikte ele geçirip sıkıca bağladı. Sultân Alaaddin’e gönderdi. Vezirleri onun boylu poslu, güçlü, kuvvetli güzel bir genç yiğit olduğunu gördüler. Sultân Alaaddin’in huzûruna Hızır gibi çıkıp “Sultân’ım! Bunun gibi kahraman bir yiğidi, bir dinsiz kâfirin sözüyle yok etmek uygun değildir. Bırak senin yolunda can baş oynatsın. Din aşkına kâfire kılıç vursun” dediler. Sultân Alaaddin, vezirlerinden Osman Bey hakkında böyle sözler işitince kalbinde bir yakınlık olup “O yiğidi getirin göreyim.” dedi. Osman Bey’i Sultân Alaaddin’in huzûruna getirdiler. Onun yeni yetişmiş, gönül alıcı bir pehlivan olduğunu gördü. Vezirlerine bakıp “Gerçekten dediğiniz gibiymiş. Bunu birkaç itimat edilir kişiyle birlikte şeyhimiz, Seyyidimiz Rasûl nesli Hacı Bektâş Hünkâr’a gönderin, görelim, bunun hakkında ne der. Nasıl işaret ederse biz de ona göre davranalım.” dedi.
Hünkâr Hacı Bektâş Velî (Allah sırrını mübarek eylesin) Tatar pâdişâhı Gülü Han’ı, askerleriyle birlikte Müslüman ettiğinden beri, Sultân Alaaddin ve beyleri erenlere gayet içten muhib olmuşlardı. Kurban, çerağ ve adaklarını Hünkâr’a gönderirler ve herhangi bir zor durum olursa da, adam gönderip durumu erenlere bildirirlerdi. O ne derse öyle ederlerdi. Vezirler, Osman Bey’i de pâdişâhın emri üzerine itimat ettiği birkaç kişiyle birlikte Hz. Hünkâr’a gönderdiler.
Bunlar gele dursunlar, Hz. Hünkâr’ın işaretlerine gelelim. Şöyle anlatılır. Hünkâr Hacı Bektâş Velî Horasan’dan Anadolu’ya gelip Suluca Karahöyük’te yerleşip parlayınca tâliblerine elifî başlık giydirirdi. Oranın keçecileri de kubbe-i elif gibi yünden (taç) pişirip getirirlerdi. Çeşit çeşit taçlar dikip erenlerin huzûruna koyarlardı. Ola ki bizim pişirdiğimiz keçe erenlerin hoşuna gider de bize hayır duâ eder.” derlerdi. Bütün istedikleri buydu.
Hallacın biri de bu şekilde bir taç yapıp erenlerin önüne getirdi. Çok uzun çok sivri olduğunu gördüler. O kadar ki başa giymek mümkün değildi. Hünkâr kendi eliyle onu ortasından büküp dikti. Fukarâ arasında şimdi bile o diktiği yere çok izzet ve saygı gösterilir. Hz. Hünkâr kendi eliyle dikti diye çok hürmet ederler. Erenlerin yanında bir dolap vardı. Başlığı onun içine koyup “ Bunun sahibi var, gelir.” diye buyurdu.
Bu sırada Sultân Alaaddin’in beyleri, kâtipleri ve Osman Bey çıkageldi. Bunların geldiğini önce halîfeler görüp erenlere haber verdiler. Onları kondurdular. Hepsi geldiler. Hünkâr’ın huzûrunda durdular. Elini öpüp ayaklarına yüz sürdüler. İşaret edildi. Erenlerin karşısına oturdular. “Sultân’ım! Oğlunuz Alaaddin elinizden öper. Biz kullarınızı huzûrunuza gönderdiler. Bu yiğit, Kaya Bey boyundan Erdoğdu Alp’in oğlu Osman Bey’dir. Hâli budur. Bizi siz erenlere gönderdiler ki şeyhimiz, Seyyidimiz, Rasûl nesli Hacı Bektâş Hünkâr, bunun hakkında ne işaret ederse bize söylesin, biz de ona uyup öyle yapalım.” dedi. “Ne dersiniz” dediler.
Hünkâr Hacı Bektâş Velî Osman Bey’in yüzüne epey baktı. Sonra “Safâ geldin Osman’ım, kadem getirdin. Başındaki sarığını çıkar, kavuğunla yanıma gel.” dedi. Osman Bey sarığını çıkarıp, kavuğuyla Hünkâr’ın önüne gelip diz çöktü. Hz. Hünkâr Hacı Bektâş Velî mübarek elini uzatıp dolaptan o tâcı çıkardı, tekbirleyerek Osman Bey’in başına giydirdi. Kendi belinden kemerini çıkarıp, tekbirle Osman Bey’in beline kuşattı. Kendi önündeki çerağı uyarıp, tarîkat erkânıyla ve öğüt vererek eline verdi. Kendi önüne yayılan sofrayı Osman Bey’in önüne yaydı.
Sonra da “Osman’ım yürü şimdi. Seni dini ayrı, din düşmanlarının üzerine gönderiyoruz. Kâfirler bizim başlığımızı senin başında gördükleri zaman ellerindeki kılıcı sıkı tutamasınlar. Senin kılıcın onları kessin. Onların kılıcı seni kesmesin. Her nereye gidersen fethedip gelesin. Önünden sorun gür gelsin. Kimse senin arkanı yere getirmesin. Hünkâr adımı sana bağışladım. Adınla değil (Hünkâr) ismiyle anılasın. Gün doğusundan batısına kadar çerağın yansın.” dedi. “Anadolu erenleri bu makâmı birisine vermek istedi. Her biri, birisini uygun gördü. Ben yedi yıldır senin rûhunu velâyet elinde saklayıp duruyorum. İşte geldin. Nasibini aldın. Bizden nasibin buydu, sana ulaştı.” dedi.
Sonra o itimat edilen kişilere dönüp “Gidin oğlumuz Alaaddin pâdişâha bizden selam söyleyin. Buna yüce bir makâm versin. O da bunu bizim gibi, dini ayrı düşmanların üzerine göndersin. Kâfire kılıç vurup, gazâ etsin.” dedi.
Orada bulunan kâtipler, erenlerin işaretini olduğu gibi yazdılar. Büyük bir pusula oldu. Osman Bey tekrar el öpüp, temennâ etti. Erenlerin hayır duâsını ve safâ-nazar hizmetini aldı, veda edip geri döndüler. Konya’ya Sultân Alaaddin’in huzûruna geldiler.
İtimat edilen beyler Sultân’ın huzûruna geldiler. Pâdişâh, sofrayı, çerağı, Osman Bey’in başındaki ulu tâcı, belindeki kemeri görünce “Bu ne hâl?” diye sordu. Mutemedler tezkireyi öpüp önüne bıraktılar. Alaaddin eline alıp okudu. Olanları anladı. “Şeyhimiz, Seyyidimiz Hacı Bektâş Hünkâr madem böyle uygun gördü. Bize de buna büyük bir makâm vermek düşer.” dedi. Osman Bey Sultân Önü’ne döndü.
Sultân Alaaddin arkasından davullarla birlikte Altın başlı Sultân Önü Sancağı’nı gönderdi. Osman Bey divanında otururken aniden kulağına davul sesi geldi. Yeniden kalktı. O sırada birisi gelip “Sultânım müjdeler olsun. Size sancak geliyor.” dedi. Osman Bey bundan çok memnun olup çadırdan çıktı. Davul susuncaya kadar ayakta durdu. Bu güne kadar Osmanoğulları arasında bu davranış, âdet oldu.
Osman Bey atlanıp Sultân Alaaddin’in huzûra gelip el öptü. Hil’at giydi.
İzin alıp Sultân Önü’ne döndü. Asker topladı. Kâfir üzerine gazâya başladı. Kendisine bağlananlara kendi başındaki gibi başlık giydirdi. Daha zengin olanlar din düşmanlarına daha heybetli ve güçlü görünmek için başlıklarının üzerini biraz altınla bezediler.
Daima küffâra akın edip gazâ kıldıkları etrafa dağıldı. Öyle ki her taraftan gazâ etmek isteyenler, Osman Bey’in yanında toplandılar. Hepsi o başlığı giydiler. Asker çoğaldı. Kendi halkı ile dışarıdan gelenler ayırt edilemez oldu. Bu durumu Osman Bey’e söylediler.
Onun emriyle dışarıdan gelenler börklerinin keçesini kırmızıya boyadılar. Bu şekilde bilindiler. Kendi kapı kulları beyaz börk giydiler. Kılıç çalıp o diyarları fethettiler. Uçlara gazâ edip oraları İslâm’a çağırdılar. Kâfirleri öldürdüler. Bilecik, Ermeni, Yarhisar, İnegöl, İznik ve Bursa’ya kadar her yeri fethettiler. Erenlerin işaret ettiği gibi gazâ etmek bunlara nasip oldu. Önlerinden sonu gür geldi. Osmanoğulları’nın askerleri hiç bozguna uğramadı ve uğramayacaktır. Erenlerin işaretlerinin bazıları gerçekleşti. Bazıları da gerçekleşecektir. Hiç şüphe yok. Çünkü Er’de yalan olmaz. Er’in nefesi yerde kalmaz. Cahiller gönüllerinin pasını silemez.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.