KERBELA’YI ANLAMAK

02186038800-crop-u5132
BODRUM VE TURGUTREIS’TE GUNBATIMI MANZARASI GORENLERI HAYRAN BIRAKIYOR , BIR COK KISI BU MANZARAYI IZLEMEK ICIN AKSAM SAATLERINDE SAHILLERE AKIN EDIYOR. GUNES EGE TANRICASI UZERINDEN BATIYOR.(FOTOGRAF: DHA- YASAR ANTER / BODRUM)
Kerbelâ’da “sevgi, saygı, vefâ, hakka, hukuka riayet, insana hürmet, insanın fikrine önem vermek, onu dinlemek-anlamak yok olmuş”tur! Bizler bu faciadan ibret alarak insanlar arası ilişkilerde bu değerleri öne çıkarmalıyız.
 Muharrem 61 (10 Ekim 680)’de Kerbelâ’da neler oldu? Göz yaşartan, gönül sızlatan bu acıklı hâdiseyi doğru anlayabilmek için, “Kerbelâ olayı hangi sebeplerle doğdu? Hz. Hüseyin Kûfe’ye niçin gitti? Başına bu sıkıntılar neden geldi? Medine’de ya da Mekke’de kalamaz mıydı?” gibi soruları cevaplandırmak gerekir. Çünkü Kerbelâ, bir sonuçtur; Benî Ümeyye yönetimince Kerbelâ öncesinde “Hz. Osman taraftarlığı ve Ebû Türâb (Hz. Ali) aleyhtarlığı” tarzında  yürütülen toplumu kutuplaştırma siyâsetinin acı bir meyvesidir.   Önce şunu bilmeliyiz ki Hz. Hüseyin, takva sahibi bir insandı; Kur’an’dan haz alan, Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin derin anlamları üzerinde düşünen, Allah’ı zikri seven bir mü’mindi. Dedesinden (Peygamber Efendimiz’den) öğrendiği hadisleri, ayrıca O’nun söz ve davranışlarını insanlara aktarmada örnek bir şahsiyetti. Hz. Hüseyin, Ehl-i Beyt’in en gözdelerindendi. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in “Dünyadaki reyhanlarımdan, çiçeklerimden, cennet gençlerinin seyyidi-beyefendisi” diye niteleyip müjdelediği seçkin bir şahsiyetti. Sevgili Peygamberimizin gözbebeğiydi; “öpüp kokladığı”, dizine oturtup “Ehl-i Beyt’imizden” dediği, ağabeyi Hz. Hasan, babası Hz. Ali, annesi Hz. Fâtıma ile birlikte  Cenâb-ı Hakk’ın kendilerini “günahlardan arındırıp tertemiz kılmak istediği  (bk. Ahzâb, 33/33) Ehl-i Kisâ ve Hamse-i Âl-i Abâ” dan bir candı. Acaba Hz. Hüseyin, böylesine seçkin bir çizgide, ulvî bir gayede devam ve gayret üzere iken, Kûfe’ye doğru niçin yola çıktı? Buna dair tarihçilerce çokça araştırmalar yapılmıştır. Onun Hicaz’ı terk ederek Kûfe istikametinde yola çıkışının sebebi bilinmeden Kerbelâ’yı doğru bir şekilde anlamak mümkün olmaz. Ne var ki, dar hacimli-sınırlı bir yazıda bu alanda olup biteni ortaya koyan araştırmaları yansıtmak kolay olmaz. Bununla beraber yaşanan faciadan anlaşılıyor ki, hadisenin cereyan ettiği dönemde iktidarı elinde tutanlar (Emevîler), Hz. Hüseyin’in altını çizdiği temel düşünceyi; davasını, gayesini,  yürüyüşünü anlama konusunda ciddi bir çaba göstermemişler, ona karşı güç kullanmaktan başka bir şey düşünmemişlerdir. Ne yazık ki, Emevî yönetiminin basiretsizlikleri ve duyarsızlıkları neticesinde ortaya bir facia çıkmıştır.

    Hz. Hüseyin ne yapmıştır?

    Hz. Hüseyin, İslâmî değerlere uymayan, önceki yöneticilerin uyguladığı İslâm siyaset geleneğine ters düşen, tahribatı tüm toplum kesimlerini ve Müslümanların gelecek yüz yıllarını kapsayacak olan yanlış uygulamalara ve özellikle mevcut halife tarafından oğlu Yezid’in halef bırakılarak halkın biate zorlanmasına hak ve adalet duygusuyla karşı çıkmış ve davası uğrunda şehit düşmüştür.

    Mezhebimiz, meşrebimiz, mizacımız ne olursa olsun bütün Müslümanlara düşen, Sevgili Peygamberimizin dünyadaki reyhanlarından/çiçeklerinden bir çiçek ve cennet gençlerinin beyefendisi olan Ehl-i Beyt’in göz bebeği Hz. Hüseyin’in mazlûmiyetinin derinliğini, şehâdetinin anlamını,  haksızlığa karşı çıkışındaki şuuru kavramak ve -kendisinin de dediği gibi- davası uğruna canını feda etmesinin “Müslümanlara bir hayır-bir iyilik olarak dönmesini” sağlamaktır.

   İslâm tarihi boyunca Her Müslüman, Hz. Hüseyin’e karşı uyguladığı şiddetli yaptırımlar sebebiyle Yezid’e karşı olmuştur; onun yaptıklarını meşru gören ve anlamlı bulan hiç bir tarihçiye rastlanmadığı gibi hiç bir Müslüman da onu Hz. Hüseyin’e karşı yaptığı işlerde mazur görmez. Keza her Müslüman, Hz. Hüseyin’in davasındaki samimi mücadelesini muhabbetle desteklemiş ve Peygamber Efendimizin aziz torununa gönül bağlamıştır.

“Hüseyin Bendendir Ben de Hüseyin’denim”

Tüm İslâm dünyası ve özellikle Müslüman-Türk milleti, Ehl-i Beyt sevdalısı olup özellikle Hz. Hüseyin’i, maruz kaldığı sıkıntılar sebebiyle son derece samimi ve içli duygularla sevmiştir. Bu sevgi, günümüzde de artarak devam etmektedir. Kanaatımca: “Allah Resûlü’nün (s.a.s) aziz torununa beslenen bu samimi muhabbet, dünya coğrafyasındaki tüm Müslümanları birleştiren, ağlatan, düşündüren, ders ve ibretler almaya sevk eden ortak bir değer”dir.
Nitekim tarih boyunca İslâm dünyasında “Tüm Ehl-i Beyt’i ve özellikle Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i ve soyundan gelen seyyidleri-şerîfleri sevip saymak, Hz. Peygamber’e (s.a.s) muhabbetin bir tezahürü (yansıması) olarak algılanmış, soyun karışmasının önüne geçilmek için soy kütükleri tutulmuş, sadaka almaları caiz olmadığından tarihin eski dönemlerinden itibaren devletten kendilerine tahsisat (maddî gelir) bağlanmış, maddî sıkıntı içinde kötü duruma düşmelerinin önüne geçilmiş”tir.
    Ceddimiz Osmanlı döneminde Seyyid ve Şerîf’lerin soy kütüklerinin tutulması, haklarının gözetilmesi, iş hayatında haksızlığa uğramalarının ve kötü duruma düşmelerinin önlenmesi, aile düzenlerinin sağlanması gibi hususlarla ilgilenmek üzere “Nakîbüleşraflık Müessesesi” kurulmuş, bu kurumun başına da Seyyid ve Şerîf’lerden “Nakîbüleşraf” unvanıyla bir görevli getirilmiştir. Nakîbüleşraflar, Osmanlı yönetiminde protokolde önemli bir yere sahip olup, savaşlarda Sancağ-ı Şerîf’i taşırlar, ordunun başarısı için dua ederler, namazlara da imamlık yaparlardı.
    Sonuç olarak tarihe “Kerbelâ Faciası” diye geçen bu olayda “sevgi, saygı, vefâ, hakka, hukuka riayet, insana hürmet, insanın fikrine önem vermek, onu dinlemek-anlamak yok olmuş”tur! Dolayısıyla bizler bu faciadan ibret çıkartarak İslâm dünyasında insanlar arası ilişkilerde bu değerleri öne çıkarmalıyız. Bu vesile ile ifade etmek gerekir ki, “Her yıl Muharrem Ayı’nda Kerbelâ Faciası’nı, acıların tazelenmesi, yaraların yeniden açılması için değil; Hz. Hüseyin Efendimizin, uğrunda canını feda ettiği hak, adalet, rahmet, merhamet, müsamaha, şefkat duygu ve değerlerinin yeniden ihyâsı ve her meslekteki insan ilişkilerine yeniden yansıması için anmalı”yız!
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.