İslam’ın geniş yelpazesi içindeki her renk Muharrem’in hüznünü kendi görüş açısı ve gelenekselliği içinde yaşamaktadır. Anadolu’da da bu ay değişik etkinliklerle değerlendirilmeye, azami istifade ile geçirilmeye çalışılır. Hususiyetle Iğdırlı ve Karslı vatandaşlarımızın mensubu olduğu Caferi Müslümanlar da bu ayı kendilerine has bir iklim ve ruh haliyle ifa ederler.
İmam Hüseyin ve yakınlarının 1335 sene evvel Kerbela’da hunharca katledilerek şehit edilmesinin acısını kalplerinden çıkarmak istemeyen Caferiler, Muharrem’e ayrı bir önem verirler. Bu ayı bir matem havasında yaşar ve her türlü eğlence ve neşeyi ertelerler. Muharrem’de düğün dernek yapılmaz, yeni ev, araba ve benzeri bir şey alınmaz, herhangi bir kutlama ve eğlence olmaz. Özetle Caferi toplumu, bu ayı bir yakınını kaybeden bir insan yasını nasıl tutarsa öyle yaşamaya çalışır. Çünkü şehit olan, her Müslüman’ın canından özge bildiği Hz. Muhammed’in gözünün nuru, ciğerpâresi, İmam Hüseyin’dir. Bu matem havası özellikle Muharrem’in onunda aşura gününde doruk noktasına çıkar. Caferi Müslümanların yaşadığı yerlerde değişik merasimler tertip edilir. Bu merasimlerde yaşanan elim hadisenin acısını sanki Kerbela faciasını yaşıyormuş gibi hissedilebilmesi için mersiyeler okunur. Peygamber evlatlarının acısını anlayabilmek için sine ve zincir vurulur. Ayrıca önde gelen Caferi âlimleri, bugünün manasının daha iyi anlaşılıp hissedilebilmesi için etkili ve duygulu hitaplarda bulunurlar. Bu hadisenin günümüze bakan yönüyle ne ifade ettiği ve ne dersler çıkarılması gerektiği üzerinde dururlar. Âlimlerin bugünlerdeki konuşmaları; genelde Müslümanların arasına benzer fitnelerin girerek tekrar kardeş kanının akmasına engel olmak amacını taşır. Ayrıca bu vesile ile Ehl-i Beyt’in Müslümanlar için ne ifade ettiğinin ve İslam ümmetinin birliğinde ne kadar önemli bir yeri olduğunun anlaşılabilmesi için konferans, seminer ve benzeri etkinlikler tertip edilir.
Alevi ya da Sünni her Müslüman, Muharrem’de İmam Hüseyin’in acısını kalbinde yaşar. Fakat herkes kendi anlayış ve kültürüne göre farklı bir şekilde hüznünü ortaya koyar. Anadolu’nun kültürel zenginliği içinde Muharrem ayının anlaşılıp yaşanması ayrı bir çeşitlilik arz eder. Ancak ortak amaç, benzeri olayların tekrar yaşanmaması için Müslümanların bilinçlenmesini sağlamaktır. Muharrem hüznünü yaşayan tüm Müslümanların ortak duası ise İslam kardeşliğinin ve insanlığın barış ve huzurunun bozulmamasıdır.
İlk orucumu saati dolmadan açmak zorunda kaldım

Çocukluğunda Diyarbakır’da akrabalarının yanında kalan Fethi Erdoğan Dede, 14 yaşındayken ilk matem orucu tutar. Çırak olarak tulumbacının yanında çalışmaya başlamıştır. Oruçlu olduğu bir gün tamir için gittikleri evde kahve ikram edilir. İkramı ilk önce geri çevirse de gelen ısrarlar nedeniyle oruçlu olduğunu söyleyemez. Şu an 81 yaşında olan Fethi Dede, o günü anlatırken hâlâ gözleri doluyor: “Ustam ilk önce çekindiğimi sandı. İstemem desem de ikna olmadı. Çocuğum, tabii çekindim. Karacadağ’a baktım, hâlâ tepede güneş var. Saati dolmadan açınca orucumu bir burukluk oldu. ‘Ya Hüseyin sana dayanırım’ dedim içtim. O idrak sonra oturdu ama ilk orucumda yaşadığım bu hadise aklımdan çıkmaz.” diyor.
ALEVİ’Sİ SÜNNİ’SİYLE KOMŞULARIMIZIN CENAZESİNE, DÜĞÜNÜNE GİDERDİK
Erdoğan Dede, anne-babasının Harput’taki Fethi Ahmet Baba yatırını ziyaretinden bahsediyor. Kendisinden önce iki kız kardeşinin dünyaya gelmesiyle erkek çocuğu isteyen çiftin bu yatırı ziyaretinin ardından erkek çocukları dünyaya gelir ve ismini Fethi koyarlar. Erdoğan Dede, ‘Öyle bir itikatla davranılırdı’ diye kaydediyor. Anne-babasının uzun yıllar komşularını toplayıp bu yatırda kurban kestiğini anlatan Erdoğan Dede, “Alevî’siyle Sünni’siyle bu yatırlara giderek kurbanlar keserdik. Kapı komşusuyduk. Birbirimizin cenazesine, düğününe, sünnetine giderdik. Özlemini duyduğumuz o günleri 1970’ten sonra mezhepçi, milliyetçi akımlar düşmanlaştırdı. Toplum arasına nifakı siyasiler soktu.”
“ANADOLU ALEVİLERİNİN MUHARREM’DE ORUÇ TUTMASI MEZİYETTİR”
Kerbela’da yaşanan olayı her sene hatırlayıp 12 gün oruç tuttuklarını kaydeden Fethi Dede, hiç saf su içmediklerini ancak çay ve ayran gibi sıvılar aldıklarını kaydediyor. “Biz Kerbela’dakilerin seviyesinde değiliz.” diyen Erdoğan Dede şöyle anlatıyor: “Kerbela’da Allah’ın bir hikmeti var. 30 bin kişilik ordunun karşısında bir avuç hanım ve çocuklardan oluşan topluluk. İnsan, korkusundan ölür değil mi? Silahlar çekilmiş, oklar atılıyor, tehdit ve hakaret var. Öleceğin belli, öyle bir durumda nasıl yaşanır?” Tarihte en acı hadiselerden birisinin de Hz. Hüseyin’in kardeşi Celal Abbas’ın su taşırken şehit edilmesi olduğunu kaydeden Erdoğan Dede, “Kerbela’da etrafları çevrilen Hz. Hüseyin ve 72 yareni aç susuz bırakılıyor. Fırat’ın kenarında su bulamıyorlar. Bebekler, kadınlar perişan. Celal Abbas, su getirmek için Hz. Hüseyin’den müsaade istiyor. Tüm engellemelere rağmen neye mal olursa olsun, atını sürüp gidiyor. Fırat’ın kenarına gelince akan suyu avucuna dolduruyor, tam içecek, bebeklerin ağlaması geliyor kulağına, suyu elinden bırakıyor. Tulumları ata yüklüyor ve dönüş yoluna geçiyor. Ama pusu kurmuşlar, atlıyorlar üzerine, kolunu kesiyorlar, tulumları dişiyle tutuyor. Bir ok atıp tulumları da patlatıyorlar ve orada şehit düşüyor.”
Bu acı hadiselerin üzüntüsünü derinden hisseden Alevilerin matem günlerinde su içmeyi kendilerine yasaklamalarını şöyle değerlendiriyor: “Matemi bilen, Kerbela’ya üzülen Müslümanlar var ama Anadolu Alevilerinin bu konuya bakışı, her sene susuz oruç tutuşu ayrı bir meziyet.”
Kahramanmaraş’ta son 3 yıldır kardeşliği pekiştirmeyi hedefleyen sofralar kuruluyor. Alevi ve Sünni vatandaşlar ‘Ramazan da bizim, Muharrem de’ diyerek aynı sofrada oruç açıyor. Yaklaşık 3 yıl önce kurulan Musahip İş Adamları Derneği’nin de önayak olmasıyla başlayan etkinliğin amacı, geçmişte derin acılara sahne olan şehirde birlikteliği güçlendirmek.
İftarları organize eden Musahip İş Adamları Derneği Başkanı Halil Karadaş, etkinlikler sonrasında çok olumlu dönüşler aldıklarını belirterek şöyle konuşuyor: “Maraş’ta Alevi ve Sünni işadamlarımız var. Bunlarla beraber kaynaşmak, bir arada olmak ve ülkemizin sorunlarını mümkün mertebe birbirimize anlatabilmek ve birbirimizi daha iyi tanımak maksadıyla bu derneğimizi kurduk. Biz diyoruz ki: ‘Ramazan da bizim, Muharrem de bizim. Hepimiz kardeşiz, birbirimizi seviyoruz. Aramızdaki fesatlar çıkarılırsa bizim kendi aramızda problemimiz yok.’ Bu amaçla da Alevi ve Sünni vatandaşlarımızın katıldığı ortak iftar programları düzenliyoruz. Kuruluşumuzdan beri hem Muharrem’i hem Ramazan’ımızı kutluyoruz. Muharrem bizim için Peygamber Efendimiz’i ve torunlarını, Ehl-i Beyt’i anma ayı. Bu ülkede yaşayan herkes onları seviyor. Birlik ve beraberliğimizi daha üst seviyelere ulaştırmak, kardeşliğimizi pekiştirmek için Ramazan’da da, Muharrem’de de birlikte oluyoruz. Halk da aramızda bir ayrılık gayrılık olmadığını, siyasi çıkarların bizi bölmeye çalıştıklarını, oysa bizim birbirimizle paylaşamayacağımız hiçbir durum olmadığını biliyor. Biz yıllardır iç içeyiz.

CAFER SOLGUN
Annem Ramazan’da oruç tutardı
Muharrem, Yezit ve ordusu tarafından Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi olayıyla ilgili tuttuğumuz bir yas orucudur. Fakat bununla sınırlı değildir. Yani sadece Kerbela olayını üzüntüyle andığımız bir anlam yüklemiyoruz biz sonucuna. Kerbela, inanç ve düşüncemize göre zalim ile mazlumun karşı karşıya geldiği ve mazlum olanın zalim olana boyun eğmeme direnişini, direncini ve kararlılığını gösteren bir olaydır. O günden günümüze kadar yaşanan tarih içerisinde çok çeşitli biçimlerde zalim ve mazlum hep karşı karşıya gelmiş ve mücadele etmişlerdir. Bu anlamda Kerbela bize zalimlere karşı hak, hukuk, eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelemizde çok güçlü bir ilham veren kaynaktır. Biz Kerbela’yı Muharrem ayında tuttuğumuz oruçla anarken aynı zamanda haksızlığa, adaletsizliğe, zulme karşı durabilmek gücünün moralini ve maneviyatını arıyor ve buluyoruz. Muharrem ayı ve orucunun bizim için ifade ettiği anlam budur.
Günümüze kadar gelen süreç içerisinde Kerbela olayını bize düşündüren, hatırlatan, hiç unutturmayan sayısız eziyetler, katliamlar, acılar yaşadık. Bunlardan bazıları İslam görünümü adı altında yaşadığımız ya da karşı karşıya kaldığımız acılardır. Maalesef günümüzde de bu böyle. Yezit de İslami bir görünüm altında kendini halife ilan etmiş ve İmam Hüseyin’e boyun eğdirmek istemişti. Günümüzde de çeşitli biçimlerde İslam’ı kullanarak, referans göstererek kendi zalimliklerini, zorbalıklarını, adaletsizliklerini insanlara dayatanlar hâlâ var. O nedenle Kerbela olayı ve İmam Hüseyin’in direnişi günümüzde de bize güç vermeye moral vermeye direniş gücü vermeye devam ediyor. Kerbela’yı böyle anıyoruz. Bizim açımızdan bir de manevi bir arınmayı, temizlenmeyi gerektiren bir anlam ifade ediyor. 12 İmam orucu boyunca hem nefsini terbiye etmek hem inancını güçlendirmek hem de yaşamaya devam ederken en büyük ifadesini İmam Hüseyin’in şahsında bulan o büyük direnişin gücünden ilham almak, bizim 12 İmam orucuna yüklediğimiz diğer anlamdır. Yaşadığımız dünya kirli bir dünya. Değerlerimiz itibarıyla kuşatıldığımız bir dünya. O yüzden Muharrem ayının ve Kerbela olayının ifade ettiği anlamı en azından bugünlerde yeniden her zamankinden daha derin bir şekilde düşünmek, anlamak, hissetmek lazım.
Aşure kaynatıp komşulara dağıtırız
Muharrem ayı kutlu bir ay. Mübarek bir ay. Adem’in günahının Allah tarafından affedildiği, Nuh Peygamber’in gemisinin kurtarıldığı, Musa Peygamber’in Kızıldeniz’i yardığı gibi çok çeşitli kutlu ve mübarek olaylar bu ay içerisinde gerçekleşmiş. Ama aynı zamanda coşkuyla karşılamak gereken bu ayda Kerbela olayı da yaşanmış. Aleviler açısından Muharrem ayının öne çıkan anlamı her şeyden önce budur. Sünni canlarımızın da Alevilere bakarken anlaması gereken en önemli olayın bu olduğunu düşünüyorum. Biz bu orucu yas anlamı yükleyerek tutuyoruz. Bir mübarek olayı kutlamak için değil. Hâlâ canımızı acıtan bir olayı hatırlamak ve hiç unutmamak için bu orucu tutuyoruz.
Oruçların ardından aşure kaynatıp komşulara dağıtıyoruz. Yaşadığımız toplumda ‘Alevi’nin ekmeği yenmez’ diye düşünen insanlar olsa bile. Kurban kesiyoruz. Kurbanımızı konu komşu birbirimize dağıtıyoruz. Muharrem ayının ifade ettiği anlam elbette ki hepimizin bir parça düşünmesine, kendi ve birbiriyle ilgili önyargılarını aşmasına vesile olsun isteriz.
Ailem inançlı, Alevi olmanın gereklerini yerine getiren insanlardı. Annem de babam da büyüklerim de. Elazığ’da ben bunu yaşadım. Herkesin kendi mahallesinde yaşadığı bir kent. Bugün hâlâ o durumda olmasını, geldik gidiyoruz bu dünyadan ama hâlâ aynı tedirginliklerin yaşandığını görmekten büyük üzüntü duyuyorum. İstanbul’da bile Alevilerin oruç tuttuğunun kaç kişi farkında? Farkındalık yaratmak için özel bir gayret içerisinde olmayız. Oruç tutma anlayışımıza da aykırı. Korkuyla, tedirginlikle oruç tuttuğumu aman anlamasınlar, Alevi olduğumu aman bilmesinler tedirginliğiyle bunu gizlemeye çalışmak ayrı bir şey. Bu tedirginlik çocukluk zamanlarımızdan kalmış bir şey değil maalesef hâlâ aynı şekilde devam ediyor.
Aleviler hâlâ korkarak oruç tutuyor

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.