
Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde yerini bulan Ehl-i Beyt konusu çok önemli olmasına rağmen ne yazık ki, bugün bir çok Müslüman tarafından yeterince bilinmemektedir.
Ehl-i Beyt’in kelime anlamı, “ev halkı” demektir. Terim anlamı ise; “Peygamber Efendimiz’in ev halkı”dır. Ev halkının kimler olduğu hususunda alimler arasında görüş ayrılığı vardır.
Ehl-i Beyt dört lafızla tavsif edilirler: Al, Ehl-i Beyt , Zü’l-Kurba ve el-İ’treh.
Bu lafızların sözcük manası şöyledir:
Al: Al kelimesinin aslı ehl’dir. (H) harfi hemze harfine dönüştüğü için “al” olmuştur. Bu tabir salavat-ı şerifede geçmektedir: “Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala al’i Muhammed”. Lügat manası: Aile, Akraba, Tabi demektir.
Ehl-i Beyt : Ev halkı. Ahzab suresi 33. ayette geçmektedir.
Zü’l-Kurba: Akraba olanlar. Enfal suresi 41. ayette geçmektedir.
el- İ’treh: Zürriyet. Bu tabir Efendimizin hadis-i şeriflerinde geçmektedir.
“Evlerinizde oturun, eski cahiliye adetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, (Rics’i) sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor”. (Ahzab suresi: 33)
Ehl-i Beyt’le İlgili Ayet-i Kerimeler:
Ehl-i Beyt ile ilgili ondan fazla âyet-i kerime bulunmaktadır.
1)
Ahzab suresi: 33
Allah-u Teala, Peygamber Efendimiz’in hanımlarına hitaben: “Evlerinizde oturun, eski cahiliye adetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, (Rics’i) sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor”. (Ahzab suresi: 33)
“Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi olandır.” (Ahzab suresi: 34)
Meşhur müfessir İbn-u Atiyye “rics”in manasını izah ederken şöyle demektedir: “Rics; günah, azab, necis ve murdar şeylerdir. Allah-u Teala bunların tamamını Ehl-i Beyt ‘ten gidermiştir.
Bu hususta üç görüş vardır:
Ehl-i Sünnet alimlerinin bir kısmına göre bu ayet-i kerimede kastedilen Ehl-i Beyt yalnızca Peygamber Efendimiz’in eşleridir. Genellikle tefsirlere geçen ve Abdullah b. Abbas (ra)’a nisbet edilen bu görüşe dair rivayetlerin bir kısmı Abdullah b. Abbas (ra)’ın kölesi İkrime’den rivayet edilmektedir. Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’i sevmeyen ve onlara buğz eden bir kimse idi. Bu sebeple bu rivayetler kabul edilemez.
Allah Rasûlü’nün zevceleri, evlatları, torunları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ve damadı Hz. Ali, Ehl-i Beyt’i teşkil ederler. Çünkü sadece Peygamber Efendimiz’in zevcelerini ilgilendiren kısım müennes yani dişilere hitab sigası ile olmuştur. Ehl-i Beyt ile ilgili bölümde ise müzekker yani erkeklere ait siga ile hitab edilmiştir. Bir de ilk hitap “Ey Peygamber Hanımları” diye başladığına göre, şayet yalnız onlar Ehl-i Beyt olsalardı, “Ey Ehl-i Beyt” diye başlaması gerekirdi.
Bu ayet-i kerimede kast edilenler Hz. Peygamber’le beraber yalnızca Hz.Fatıma, Hz.Ali, Hz.Hasan ve Hz. Hüseyin’dir. (1)
Her görüş sahibinin kendilerine göre delilleri bulunmaktadır.Bu hususda ifrat ve tefrit açıkça görülmektedir, ancak en doğrusu orta görüştür.
Hz. Ali, Hz. Fatıma Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Ehl-i Beyt’ten oldukları hadis-i şeriflerle sabittir. Bu hadis-i şerifleri rivayet eden sahabiler şunlardır:
Hz. Aişe, Ümmü Seleme, Ebu Said el-Hudri,Vesiletubnu’l-Aska’, Enes b. Malik, Ömer b. Ebi Seleme.
Hz. Aişe diyor ki;”Bir sabah vakti Peygamber evden çıktı. Üzerinde keçi kılından dokunmuş nakışlı bir mırtı bulunuyordu. Hasan geldi, onu içine aldı, Hüseyin geldi, onu da içine aldı, daha sonra Fatıma geldi, onu da içine aldı, en son Ali geldi, onu da mırtısının içine alarak şu ayeti okudu: Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, (Rics’i) sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. (El-Ahzab suresi: 33)” (2)
Bu hadis-i şerifi Hz. Aişe’den başka Ümmü Seleme, Ebu Said el-Hudri, Vesiletubnu’l Aska’, Enes b. Malik ve Ümmü Seleme’nin oğlu Ömer ibn Ebi Seleme rivayet etmektedirler.
İmam Tirmizi’nin es-Sünen kitabında (3806 numara ile) Ümmü Seleme’den rivayet ettiği hadis-i şerif de şöyledir: “Hz. Peygamber, Hasan, Hüseyin, Ali ve Fatıma’yı – kendisi de onlarla beraber olmak üzere – bir örtü ile örterek: “Ey Allahım, Ehl-i Beytim ve öz yakınlarım bunlardır , onlardan ricsi (murdarlığı) giderip onları tertemiz kıl”. Ümmü Seleme: “Ben de onlarla beraber miyim ya Rasûlullah?” dedim. Buyurdular ki: “Sen hayır üzeresin.”(3)
İmam Tirmizi’nin es-Sünen kitabında (3130 numara ile) rivayet ettiği hadis-i şerifte Enes b. Malik (ra) şöyle diyor : “Rasûlullah (sav) sabah namazına çıkarken Fatıma’nın kapısından geçerek onlara şöyle sesleniyordu: Ey Ehl-i Beyt namaza, Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden murdarlığı giderip sizi tertemiz kılmak diler.”( 4)
Şeddad Ebu Ammar diyor ki: Vesiletubnu’l Aska (ra)’nın yanına vardım. Yanında birileri vardı. Hz. Ali’yi konuşuyorlardı. Onlar kalkıp gidince bana dedi ki: Rasûlullah (sav)’dan gördüğümü sana anlatayım mı? Evet, dedim. Bir gün Hz. Fatıma’nın evine gidip Ali’yi sordum? Rasûlullah (sav)’a gittiğini söyledi. Ben de oturup Ali’yi bekledim. Rasulullah (sav) geldiler, Ali, Hasan ve Hüseyin beraberindeydi. Her biri bir elini tutmuştu. Eve girince Ali’yi ve Fatıma’yı önünde oturttu. Hasan ve Hüseyin’i de dizlerine oturttu. Sonra üzerindeki örtüyü (veya abayı) onların üzerine örtüp şu ayet-i kerimeyi okudu: “Ey Ehl-i Beyt , hiç şüphesiz, Allah sizden murdarlığı giderip sizi tertemiz kılmak diler.” Ve şöyle devam etti: “Ey Allahım! Ehl-i Beyt’im bunlardır .”(5)
Ashab: “Ya Rasûlullah, Sana nasıl salat okuyalım?” diye sordular. Rasulullah buyurdular ki: “Ey Allah’ım İbrahim’e salat ettiğin gibi Muhammed’e ,zevcelerine ve zürriyetine de salat kıl. (rahmet eyle) İbrahim’i mübarek kıldığın gibi Muhammed’i, zevcelerini ve zürriyetini de mübarek kıl. Muhakkak sen övülen ve yüceltilensin.”
2)
Ehl-i Beyt’e salat ve selam okuma
“Gerçekten Allah ve melekleri, Peygamber’e salat ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve tam teslimiyetle selam edin.” (Ahzab Suresi: 56)
İmam Malik´in el-Muvatta kitabında ( 357 numara), İmam Buhari ( 3118, 5883 numara) ve İmam Müslim sahih ( 615) kitaplarında , Ebu Davud ( 831, 832 ) İbn-u Maceh ( 895) es-sünen kitaplarında, Ahmed b. Hanbel el-Müsned‘inde ( 22494, 23090 numara) Abd b. Humeyd el-Müsned’inde, ebu Humeyd es-Saidi´den rivayet ediyorlar.
Ashab: “Ya Rasûlullah, Sana nasıl salat okuyalım?” diye sordular. Rasûlullah (sav) buyurdular ki: “Ey Allah’ım İbrahim’e salat ettiğin gibi Muhammed’e ,zevcelerine ve zürriyetine de salat kıl. (rahmet eyle) İbrahim’i mübarek kıldığın gibi Muhammed’i, zevcelerini ve zürriyetini de mübarek kıl. Muhakkak sen övülen ve yüceltilensin.”(6)
3)
Meveddet Âyeti
Şura Suresi 23 :
“İşte, Allah’ın iman eden ve salih ameller işleyen kullarına müjdelediği sevab budur. (Ey Resulüm, tebliğde bulunmakta olduğun kimselere) de ki: Ben (bu tebliğime karşılık) sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse, onun sevabını fazlasıyla veririz. Muhakkak ki Allah Ğafur’dur,(çok bağışlayan) şekurdur, (şükrün karşılığını verendir).”
Bu ayet-i kerimede Allah Rasulüne şunu söylemesini emrediyor: “Size tebliğ ettiğim ‘Din’e karşılık herhangi bir ücret istemiyorum, ancak akrabalarımı sevmenizi istiyorum.”
( NOT: Burada 4.Lemanın , 1. Makam 2. ve 3. Nükteleri okunmalı ) :
Abdullah ibn Abbas’dan gelen bir rivayete göre; bu ayet-i kerime Medine’de nazil olmuştur.
Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynü’l-Abidin, Şam’a esir olarak getirildiğinde halk onu görsün diye bir merdivenin üzerine çıkartılmıştı. Şamlı bir adam ayağa kalkıp:” Fitnenin kökünü kesen ve sizi öldüren Allah’a hamd olsun” deyince, Ali ona ‘Sen Kur’an’ı okudun mu?’ diye sorar. O da ‘evet’ der. ‘Hamim Suresi’ni de okudun mu?’, ‘Ben Kur’an’ı okudum ama Hamim Suresi’ni okumadım.’ cevabı üzerine Ali der ki: “Bu din için akraba sevgisinden başka sizden hiç bir ücret istemiyorum.” ayetini okumadın mı? O da: ‘O ayettekiler sizler misiniz?’der. Ali : ‘Evet’ der.(7)
Aynı manayı Hz. Hasan’ın hutbesinde ifade ettiğini Ebu Bişr ed-Dulabi ez-Zürriyet et-Tahire (114 numara ile) de ve el-Hakim en-Neysaburi el-Mustedrek (3/172) kitabında rivayet etmektedirler.
Abdullah ibn Abbas’dan gelen bir rivayet de şöyledir: Bu ayet-i kerime nazil olduğunda Peygambere ‘sevgileri bize vacip olan akrabaların kimlerdir?’ diye sorduklarında, buyurdular ki: ‘Bunlar Ali, Fatıma ve iki oğludur.'(8)
Aslında akrabalarının kimler olduğu Enfal suresi 41. ayette beyan edilmiştir. Bu ayet-i kerime ile Ehl-i Beyt’e hisse de verilmiştir.
“Eğer Allah’a ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir Savaşı’nda) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir”.
4)
“Eğer Allah’a ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir Savaşı’nda) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir”. (Enfal suresi: 41) (9)
İslam Tarihi’nden ve Hadis kitaplarından öğrendiğimize göre Peygamber Efendimiz Kureyş’e hiç bir zaman humustan hisse vermemiştir. (10)
Şeyh Muhammed Emin eş-Şankiti Advaü’l-Beyan (2/361) adlı tefsirinde diyor ki: En kuvvetli delile göre bu ayette kast edilen akrabalar Haşim ve Muttalib oğullarıdır. İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel, Ebu Sevr, Mücahid b. Cebr, Katade, İbn Cüreyc ve Müslim b. Halid bu görüştedirler.
Ashabdan Zeyd b. Erkam, Ali b. Hüseyin, Ömer b. Abdü’l-Aziz, İmam Malik, Süfyan es-Sevri, Mücahid ve Evzai’ye göre ise bu ayette kast edilen yalnızca Haşimoğulları’dır.
5)
Mülâane Âyeti : Al-i İmran suresi: 61
“İsa (a.s.) Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna dair sana ilim geldikten sonra onun hakkında seninle münakaşaya kalkışanlara de ki: ” Geliniz, sizler ve bizler dahil olmak üzere, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, çağıralım sonra da hepimiz dua edelim ve Allah’ın lanetini yalancıların üzerine okuyalım.” (Al-i İmran suresi: 61)
Büyük müfessir İbn Cerir et-Taberi tefsirinde (3/300-301) Necran Hıristiyanları ile Hz. Peygamber arasında cereyan eden olayı isnad ile rivayet etmektedir. Peygamber Efendimiz Necran Hiristiyanlarını İslam’a davet eden bir mektup gönderdi. Onlar da din adamlarından oluşan bir heyetle Medine’ye geldiler, Mescid-i Nebi’de ibadetlerini yapma hürriyeti kendilerine verildi ve Peygamber Efendimizle münakaşaya tutuştular. Bunun üzerine karşılıklı beddua etmeyi emreden ayet-i kerime nazil oldu. Peygamber Efendimiz Hz. Fatıma, Hz Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i alarak beddua için dışarı çıktı. Hıristiyan alimleri: Bu gerçekten peygamber ise bedduası kabul olunur ve biz helak oluruz diyerek korktular ve Peygamber Efendimizin önerilerini kabul ettiler.
Bu ayet-i kerimede konumuzu ilgilendiren husus şudur: Ayette “Geliniz, sizler ve bizler dahil olmak üzere, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı” emri ilahisi üzerine Efendimizin Ehl-i Beyti’ni alıp çıkmasıdır. Kimlerin Ehl-i Beyt oldukları hiç bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde bu ayetle açıkça belirtilmiştir. (11)
Ehl-i Beyt’in Faziletini Bildiren Hadis-i Şerifler:
İmam Müslim (4425 numara ) ve İmam Tirmizi'(3818 – 3720 numara )’nin Zeyd b. Erkam ve Cabir b. Abdullah’dan rivayet ettikleri hadis-i şerifte Rasûlullah Mekke ve Medine arasındaki Humm denilen suyun başında bize hitab ederek şöyle buyurdu: “Size iki ağırlık terk ediyorum, onlara yapıştığınız takdirde dalalete (sapıklığa) düşmezsiniz. Birisi Allah’ın kitabı, diğeri de Ehl-i Beytim’dir”.
Bu hadis-i şerifi rivayet eden sahabiler şunlardır:
Zeyd b. Erkam, Cabir b. Abdillah, Huzeyfe’t ubnu Useyd, Huzeyme’t ubnu Sabit, Zeyd b. Sabit, Sehl b. Sa’d, Dumayra, A’mir b. Leyla, Abdurrahman b. Avf, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer, Adiyy b. Hatim, Ukba b. A’mir, Ali b. Ebi Talib, Ebu Zerr el-Ğifari, Ebu Rafi’, Ebu Şureyh el-Huzai , Ebu Kudame el-Ensari, Ebu Hureyre, Ebu Said el-Hudri, Ebü’l-Heysem b. Et-Teyhan , Ebu’t-Tufeyl A’mir b. Vasilah , Ümmü Seleme , Ümmü Hani.(12)
Rivayetlerden anlaşılmaktadır ki, Peygamber bu hakikati defalarca bir çok yerde ashabına tebliğ etmişlerdir. Veda Haccı’nda, Mekke ile Medine arasında Humm denilen suyun başında.
Ehl-i Beyt’e yapışmanın, onlara tutunmanın manası gayet açıktır. O asrın Müslümanları, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın hilafetinin ilk altı senesinde olduğu gibi Hz. Ali’nin etrafında toplanıp, ona itaat etselerdi, ümmet ayrılığa düşmez ve dalalete gitmezdi. Ama Rasûl-i Ekrem’i dinlemedikleri için ayrılığa, tefrikaya ve dalalete düştüler. Tabii şu hususu da belirtmek gerekir: Hiç kimsenin takdir-i ilahi’ye itiraz etmeye hakkı yoktur. Allah’ın takdirini teslimiyetle kabul etmek gerekir. Şunu da ifade edelim ki; Ehl-i Beyt’in başına gelenler muhakkak ki ahiretleri için hayırlı olmuştur. Cennette mükafatlarını alacaklardır.
( NOT : 19. Mektub’un 5. Nükteli İşareti )
Bediüzzaman Said-i Nursi’ye göre İmam Ali’nin hilafetinin gecikmesindeki hikmet-i ilahi şudur; O zaman zuhur eden, ihtilaf, tefrika ve fitnenin altından ancak her yönü ile dahi olan Hz. Ali’den başkası kalkamazdı. Tabii o fitneyi ve tefrikayı göğüslemek onun ve evladının hayatına mal olmuştur. Başka birisi olsaydı muhtemelen İslam tamamen yok olabilirdi.
Ehl-i Beyt’i Sevmenin Gereğini Bildiren Hadis-i Şerifler:
1-
İmam Tirmizi es-Sünen (3722 numara ) kitabında Abdullah b. Abbas’dan rivayet ettiği hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah size nimetler verdiği için Allah’ı sevin. Allah’ı sevdiğiniz için de beni sevin. Beni sevdiğiniz için de Ehl-i Beytimi sevin.”
2-
İmam Beyhaki’nin Şu’ab el-İman kitabında(2/189-1505 numara) rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: ” Bir kimse beni kendi nefsinden, akrabalarımı ve ehlimi de kendi akrabalarından fazla sevmedikçe imanı kemale ermez”.
3-
El-Hakim en-Neysaburi el-Müstedrek (3/163 – 4720 numara) kitabında Ebu Zerr el-Ğifari’nin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Ebu Zerr diyor ki: “Beni tanıyanlar, zaten beni tanıyor, tanımayanlara diyorum ki: Ben Ebu Zerr’im, Peygamberin şöyle söylediğini işittim: ‘Şunu bilin ki ! Ehli Beytim’in misali Nuh’un gemisi gibidir. Kim ona binse kurtulur. Her kim dışında kalırsa boğulur.’ (Yani onlarla beraber olanlar kurtulur, onlarla beraber olamayanlar ise helaka gider.)
4-
İmam Buhari Sahihi’nde(3712,4036,4241 numara) Hz. Ebu Bekir’den şunu rivayet ediyor: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki benim için Peygamber’in akrabalarına iyilik etmek, kendi akrabalarıma iyilik etmekten daha sevimlidir.”
Yine İmam Buhari Sahihi’nde (3713, 3751 numara) Hz. Ebu Bekir’den şunu rivayet ediyor: “Muhammed (sav)’in akrabalarının hakkını gözetin( haklarını koruyun)”(13)
Hz. Hasan’ın oğlunun oğlu (torunu) Abdullah diyor ki: “Bir ihtiyaç için Ömer b. Abdü’l-Aziz’e gittim. (Medine valisi iken) Bana dediler ki; Bir ihtiyacın olduğunda, ya bana haber gönder veya bana yaz,( işin görülecektir). Seni kapımda görmekten (Allah’tan) haya ederim.” (ed-Dineveri: el-Mücalese kitabı: 1/261)
Bu zürriyete mensub olanları yalanlamamak, isbatlı neseb şecereleri olduğu halde, bunlara itibar etmeyerek bunların doğru olmadığını, uydurma olduğunu söylemek çok mesuliyetli bir tutumdur. Herhangi bir insan için bile gayri meşru olmakla itham etmek asla caiz olmadığına göre Ehl-i beyt’den olduğunu söyleyen birine inanmamak, menfi tutum içinde olmak doğru değildir.
İmam Şafii’nin talebesi Rabi’ b. Süleyman diyor ki; “İmam Şafii ile beraber Hacc’a gittik. Yokuş çıkarken veya inerken ağlayarak şöyle diyordu: ‘Peygamber’in Al’i benim vesilemdir, onlarla Allah’a yalvarıyorum ki, yarın kıyamet gününde amel defterimin sağ elime verilmesini umuyorum.’ Yine şöyle diyordu:
‘-Ey Ehl-i Beyt-i Rasûlullah ! Sizi sevmek Kur’an’da nazil olan bir farzdır. Kadrinizin yüceliği için şu husus yeterlidir: Size namazda salat ve selam okumayanın namazı yoktur(kabul değildir)’.
Ehl-i Beyt’i sevdiğinden onu Râfizilikle itham edenlere şöyle söylüyor:
“Âl-i Muhammed’i sevmek Râfizilik ise, Cin ve İns bilsin ki ben Râfiziyim.”
Bu hadis-i şeriflerden Ehl-i Beyt’den olanlara gereken saygının, sevginin gösterilmesi ve Peygamber Efendimizin zürriyeti olarak hak ettikleri mevkie oturtulmaları gerekirken, şu hususlara da işaret etmek gerekir.
Bu zürriyete mensub olanları yalanlamamak, isbatlı neseb şecereleri olduğu halde, bunlara itibar etmeyerek bunların doğru olmadığını, uydurma olduğunu söylemek çok mesuliyetli bir tutumdur. Herhangi bir insan için bile gayri meşru olmakla itham etmek asla caiz olmadığına göre Ehl-i beyt’den olduğunu söyleyen birine inanmamak, menfi tutum içinde olmak doğru değildir.
Ehl-i Beyt’in nesepleri çok erken bir zamandan beri tespit edilmiş ve bir çok kitap telif edilmiştir. Zaman ilerledikçe kitaplarla tesbitleri zorlaşınca şecereler yazılmış ve Nakibül-eşraf olarak seçilen yine Ehl-i Beyt’e mensub güvenilir kimseler tarafından bu şecereler tasdik edilmiştir. Hiç bir zürriyete nasip olmayan bu ispat tarzı bu mübarek zürriyete nasip olmuştur.
Şunu da belirtelim ki; bu temiz zürriyete hakikaten mensup olmadığı halde, hilaf-ı hakikat olarak böyle bir iddiada bulunmak büyük bir günah ve cinayettir.
Aşağıda zikredilecek olan hadis-i şerifler, nesebi sabit olanın nesebini inkar etmenin veya hilaf-ı hakikat olarak iddiada bulunmanın ne kadar büyük günah olduğunu bize açıkça ifade etmektedir.
İmam-ı Buhari’nin Sahih’inde (3509 numara) rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “En büyük iftira, bir kimsenin gerçekte kendi babası olamayan bir kimsenin babası olduğunu iddia etmesi, gözüyle görmediği bir şeyi gördüm demesi ve Peygamber’in söylemediği bir şeyi ‘söyledi’ demesidir.”
Yine İmam-ı Buhari Sahih’inde (4327 numara) şu hadisi rivayet ediyor: “Bilerek babası olmayan bir kimseyi babamdır diye idida edene cennet haramdır.”(14)
İbn-u Mace’nin (2610 numara) rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber şöyle buyuruyor: “Babası olmayana kendini nisbet edene; Allah’ın, meleklerin ve insanların laneti üzerine olsun.”
İbn-u Mace’nin es-Sünen kitabında (2744 numara), Ahmed b.Hanbel’in Müsned’inde (6980 numara) rivayet ettikleri hadis-i şerifte, bir nesebi inkar etmenin veya doğru olmadığı halde bir nesebi iddia etmenin küfür olduğu beyan edilmiştir.
Şöyle bir ölçü kabul edilmiştir: İnsanlar nesebleri hususunda emin kabul edilirler.
Ancak şunu ifade edelim: Elinde isbatı olmayanların her ne kadar ecdadından böyle bir nisbeti işitmiş olsa da, başkasını sui zanna sokmamak için bu hususta susması gerekir.
Ehl-i Beyt’e Mensub Olan Kişilerin Dikkat Edecekleri Hususlar:
Ehl-i Beyt’e mensup olanların dindar ve takva sahibi olmaları, İslami ilimleri öğrenmeye özen göstermeleri gerekir. Cehalet, bu yüce zürriyete yakışmaz.
Kibirden, gururdan, kendini beğenmekden ve nesebi ile iftihar etmekden kaçınmaları gerekir. Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de şunu buyurmaktadır: “Allah katında en değerli olanlarınız takva sahibi olanlarınızdır.” (el-Hucrat:13)
Peygamber Efendimiz de: “En şereflileriniz takva sahibi olanlarınızdır.” buyurmuştur. (Buhari: (4/153) Müslim: (2378) )
İmam Müslim (4/2074) şu hadis-i şerifi rivayet ediyor: “Amel etmediğinden dolayı geride kalan bir kimseyi nesebi ileriye götüremez.”
Güzel ahlak sahibi ve mütevazi olmaları, herkesi şefkatle kucaklamaları gerekir. Hareket ve muameleleri ile “hakikaten Peygamber torunudur” dedirtmeleri onlara en yakışanıdır.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.