
Makâlât’ın Muhtevâsı
Makâlât tasavvufî nitelikli bir eserdir; “dört kapı” ve “kırk makâm”ı açıklamak amacıyla yazılmıştır. “Dört kapı”dan maksat, “şerîat”, “tarîkat”, “ma’rifet” ve “hakîkat” kavramlarıdır. “Kırk makâm” da bu kapılardan girilerek katedilecek kırk adet merdiven basamağıdır. Hacı Bektaş-ı Velî, burada bu kapıları aralayarak her birindeki onar makâmın neler olduğunu ve her makâmdan bir sonraki makâma ulaşmak için neler yapmak gerektiğini anlatmaktadır. Bunu eserin ikinci babında şu şekilde bildirmektedir:
“Âdem, Tangrı’ya kaç makâmda irer, anı bildürür.
Pes kutb-ı âlem buyurur kim: Kul, Çalab Tangrı’ya kırk makâmda irer, dost olur. Onı şerî’at içinde, onı tarîkat içinde, onı ma’rifet içinde, onı hakîkat içindedür.”
Eser esâsen bunları açıklamak maksadıyla meydana getirilmiştir; bu kısımdan sonra bu onar makâmın neler olduğu tek tek ele alınmaktadır. Ancak Makâlât’ın tamamı bundan ibâret değildir. Onda başka konular da ele alınmıştır. Önce bunlar üzerinde durmakta yarar vardır.
Makâlât’ın tamâmı bir mukaddime ile on bir bâbdan meydana gelmiştir:
Kısa mukaddimede besmele, hamdele ve salveleden sonra eserin sâhibi olan Hacı Bektaş-ı Velî’yi medheden bir giriş bulunmaktadır. Burası muhtemelen mütercim tarafından yazılmıştır.
Eserin asıl kısmını meydana getiren bâbların konuları şöyledir:
Birinci bâb: Burada insanoğlunun dört unsurdan dört ayrı gürûh hâlinde yaratıldığı anlatılmakta; bu dört gürûhun yapmaları gerekenler sıralanmaktadır. Burada ayrıca Hz. Îsâ (a.s.) ile ilgili bir kıssa da yer almaktadır. (s. 3 – 13)
İkinci bâb: “Bu bâb ma’rifetün ma’denin beyân kılur.” Burada “kul Çalap Tanrı’ya kırk makâmda irer” denilerek dört kapının her birinin on makâmı olduğu belirtilmekte ve ondan sonra da şerîatın ilk makâmı olan îmân anlatılmaktadır. (s. 14 – 18)
Üçüncü bâb: “Bu bâb şerîatun makâmların beyân kılur.” Burada şerîatın îmândan sonraki makamları açıklanmaktadır. (s. 19 – 22)
Dördüncü bâb: “Bu bâb tarîkatun makâmların beyân kılur.” (s. 23 – 28)
Beşinci bâb: “Bu bâb ma’rifetün makamların beyân kılur.” (s. 30 – 34)
Altınca bâb: “Bu bâb hakîkatun makâmların beyân kılur.” (s. 29)
Yedinci bâb: “Bu bâb ma’rifetün ma’rûf cevâbın beyân kılur.” (s. 35 – 49)
Sekizinci bâb: “Bu bâb şeytân ahvâlin beyân kılur.” (s. 50 – 57)
Dokuzuncu bâb: “Bu bâb tevhîdü’l-maârif beyân kılur.” (s. 58 – 83)
Onuncu bâb: “Bu bâb Âdem aleyhi’s-selâm sıfâtın beyân kılur.” (s. 84 – 96)
Onbirinci bâb: “Bu bâb Âdem’ün sıfâtın beyân kılur.” (s. 97 – 111)
Bizim yayına hazırladığımız nüshanın bâblarının konuları ve başlıkları şöyledir:
Birinci bâb: Her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Hak teâlâ, âdem’i dört türlü nesneden yarattı ve onun evlâdını da dört bölüğe ayırdı. Bu dört bölüğün her birini dört türlü ibâdete bıraktı. (vr. 2a – 5b.)
İkinci bâb: Şeytanın hallerini açıklar. (vr. 5b – 7b.)
Üçüncü bâb: İnsanın kaç makâmda Tanrı’ya ereceğini bildirir. (vr. 7b – 9b.)
Dördüncü bâb: Tarîkatın makâmlarını beyân eder. (vr. 9b – 10a.)
Beşinci bâb: Ma’rifet makâmlarını açıklar. (vr. 10a.)
Altıncı bâb: Hakîkat makâmını açıklar. (vr. 10a – 11b.)
Yedinci bâb: Ma’rifetin makâmın beyân eder. (vr. 11b – 14a.)
Sekizinci bâb: Tevhîdü’l-ârif. (vr. 14a – 18a.)
Dokuzuncu bâb: Âdem sıfâtın bildirir. (vr. 18a – 24b.)
Makâlât’ın diğer nüshalarının karşılaştırılması sonucu elde edilen metinle bizim yayına hazırladığımız nüsha arasında tertip bakımından bazı farklılıklar ve atlamalar olduğu anlaşılmaktadır.
Makâlât’ta anlatılan makamlar şu şekildedir:
a. Şerîatta bulunan on makâm:
1. Îmân getirmek. “Ammâ şerî’atun evvel makâmı îmân getürmekdür.” (vr. 8a) “Pes Çalab Tangrı’ya inanmak gerek kim îmândur.” (vr. 8b) “Hem Tangrı’nun firiştelerine inanmak îmândur.” (vr. 8b) “Ve hem Allah hazretinün Kur’ân’ına inanmak gerek ve kitablarına inanmak îmândur.” (vr. 8b) “Kıyâmete inanmak böyle degül kim siz inanmazsız. Her ne bulursanuz halâlden ve harâmdan yirsiz, donanursız. Haksız yire ni’metler yiyüp gövenürsiz. Ya’ni işbu inanmak mıdur kim siz inanursız.” (vr. 8b, 9a)
2. İlim öğrenmek. “İkinci makâm ilm ögrenmekdür.” (vr. 9a)
3. Namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, gücü yetince hacca gitmek, seferberlik olunca kaçmamak ve cenâbetten temizlenmek.
“Üçüncü makâm zekâtdur, orucdur, güci yiticek hacca varmakdur ve hem gazâdur ve hem cenâbetden arınmakdur. Kavluhû te’âlâ: Akimu’s-sâlâte ve âtü’z-zekâte… ve savm-ı şehr-i ramazân ve …hıccu’l-beyti meni’s-tetâ’a ileyhi sebîlen ve’l-cihâdu izâ kâne nefîru âmen ve’l-guslu mine’l-cenâbeti min küllihâ.” (vr. 9a)
4. Helâl kazanmak ve ribâyı haram bilmek. “Dördüncü makâm halâl kesb eylemekdür ve ribâyı harâm bilmekdür.” (vr. 9a)
5. Nikâh kıymak. “Beşinci makâm nikâh kılmakdur.” (vr. 9a)
6. Hayız ve lohusalık hallerine riâyet etmek. “Altıncı makâm hayzun ve nifâsun nikâhın haram bilmekdür.” Burada “nikâh” cinsel ilişki olarak anlaşılmalıdır. Nitekim başka bazı nüshalarda bunun yerine cinsel ilişkinin karşılığı olan “cimâ” kelimesi kullanılmıştır. (vr. 9a)
7. Cemâat sünnetine riâyet etmek. “Yedinci makâm sünnet-i cemâatdur.” (vr. 9a)
8. Şefkatli olmak. “Eş-şefekatü mine’l-îmân.” (s. 9b)
9. Temiz yemek ve temiz giyinmek. “Dokuzuncu makâm arı geymekdür ve arı yemekdür.” (s. 9b)
10. İyiliği emredip kötülüğü menetmek. “Onuncu makâm, emr-i ma’rûfdur ve yaramaz işlerden sakınmakdur.” (s. 9b)
b. Tarîkatta bulunan on makâm:
1. Tevbe etmek. “Tarîkatun evvel makâmı el alup tevbe kılmakdur.” (vr. 9b)
2. Mürîd olmak. “Ammâ tarîkatun ikinci makâmı mürîd olmakdur.” (s. 25)
3. Saç kesmek. “Ammâ tarîkatun üçüncü makâmı saç gidermekdür.” (s. 26)
4. Nefsi olgunlaştırmak için mücâhede etmek. “Ve dahi tarîkatun dördüncü makâmı mücâhede etmekdür.” (s. 26)
5. Hizmet etmek. “Beşinci makâmı hizmet eylemekdür.” (s. 26)
6. Korkmak. “Altınca makâmı Havfdur, ya’ni korkudur.” (s. 27)
7. Ümîdvâr olmak. “Yidinci makâm ümîd dutmakdur.” (s. 27)
8. Hırka, zenbil, makâs, seccâde ve subha (yüz taneli tesbih) gibi emânetlere sahip olmak, onlardan ibret almak ve hidâyete ermek. “Sekizinci makâmı hırkadur ve zenbildür ve mikrâsdur ve seccâdedür ve subhadur ve ibretdür ve hidâletdür.” (s. 27)
9. Nasîhat ve muhabbet sâhibi olmak. “Dokuzuncu makâmı sâhib-i nasîhat ve sâhib-i mahabbet olmakdur.” (vr. 9b)
10. Aşk, şevk ve Allah’ın zenginliği karşısında insanın kendini fakir hissetmesi. “Onuncu makâmı ışkdur ve şevkdür ve fakîrlukdur.” (Vr. 10a)
11. Cân makâmı. “Onbirinci makâm cândur. Pes cân câna dokunsa şevkıle hareket aceb degüldür. Zîrâ kim nasîb-i ilâhîdür. Her kime degse belürse gerekdür.” (Vr. 10a)
c. Ma’rifette bulunan makâmlar:
1. Edeb. “Ma’rifetün evvel makâmı edebdür.” (vr. 10a)
2. Korku. “İkinci makâmı korkudur.” (vr. 10a)
3. Perhizkârlık, haram olanlardan sakınma, takvâ sahibi olmak. “Üçüncü makâmı perhizkârlukdur.” (vr. 10a)
4. Sabır. “Dördüncü makâmı sabrdur.” (vr. 10a)
5. Utanmak. “Beşinci makâmı utanmakdur.” (vr. 10a)
6. Cömertlik. “Altıncı makâmı cömerdlikdür.” (vr. 10a)
7. Bilgi sahibi olmak. “Yedinci makâmı ilmdür.” (vr. 10a)
8. Miskinlik, benlikten geçip kişinin kendini Allah’a vermesi. “Sekizinci makâmı miskînlikdür.” (vr. 10a)
9. Ma’rifet sahibi olmak, Allah’ı bilmek. “Dokuzuncu makâmı ma’rifetdür.” (vr. 10a)
10. Kişinin kendini bilmesi. “Onuncu makâmı kendüyi bilmekdür.” (vr. 10a)
d. Hakîkatta bulunan makâmlar:
1. Toprak gibi mütevâzı ve verimli olmak. “Hakîkatun evvel makâmı toprak olmakdur.” (vr. 10a)
2. Bütün herkese aynı gözle bakıp ayıplamamak. “İkinci makâmı yetmiş iki milleti ayıblamamakdur.” (vr. 10a)
3. Elinden gelen her iyiliği yapmak ve yerine getirmek. “Üçüncü makâmı elinden geleni men’ itmemekdür.” (vr. 10a)
4. Dünyadaki her şeyin ve herkesin kendisinden güvende olması. “Dördüncü makâmı dünyâ içinde yaradılmış nesneye emîn olmakdur.” (vr. 10a)
5. Mülkün mutlak sahibi Allah’a karşı itâatkâr olmak, O’na olan muhabbetini göstermek. “Beşinci makâmı mülk ıssına yüz sürüp, yüz suyın bulmakdur. Zîrâ kim vahdet evindedür.” (vr. 10a, 10/b)
6. Sohbet etmek ve hakîkat sırlarını söylemek. “Altıncı makâmı sohbetdür ve esrâr-ı hakîkat söylemekdür.” (vr. 10b)
7. Seyr ü sülûka girmek. “Yedinci makâmı seyrdür.” (vr. 10b)
8. Sır saklayabilmek. “Sekizinci makâmı sırdur.” (vr. 10b)
9. Allah’a yalvarıp yakarmak. “Dokuzuncı makâmı münâcâtdur.” (vr. 10b)
10. Allah’ın varlığını müşâhede etmek ve O’na ulaşmak. “Onuncı makâmı müşâhededür ve Çalab’a ulaşmakdur.” (vr. 10b)
Makâlât bu kırk makâmı belirtmek ve açıklamak amacıyla yazılmıştır. Onun dışındaki kısımlar bunların açıklamaları ve Hacı Bektaş-ı Velî’nin mü’minler için gerekli gördüğü diğer konuların izahlarıdır. Bazı yerlerde mütercim veya onun tercümesini kaleme alanların yaptığı şerhlerin de olması muhtemeldir. Edisyon-kritikli metne bakıldığında müstensihler tarafından bile bazı açıklamaların ilâve edildiği veya bazı yerlerde kısaltma yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen yukarıda verdiğimiz kırk makâmın Arapça aslında aynı şekilde yer aldığı, mevcut yazma nüshanın tercümesi ile karşılaştırıldığı zaman bile anlaşılmaktadır. Bu “dört kapı” ve “kırk makâm” Ahmed-i Yesevî’nin Fakr-nâme’siyle de büyük ölçüde benzerlikler arzetmektedir.
Hacı Bektaş-ı Velî, dördüncü kapının onuncu makâmına, yani son makâm olan, “Allah’ın varlığını müşâhede etmek ve O’na ulaşmak.” için bu makâmların hepsini tam ve eksiksiz olarak katetmek, hiç birini eksik bırakmamak gerektiğini beyan eder:
“Pes makâm-ı kırk budur kim bildün. Ve dahi yigrek bilürsen eydivir. Eger bu kırk makâmun birisi eksük olursa hakîkat tamâm olmaz. Zîrâ kim eksük olur. Meselâ biregü diliyle îmân getürse ve gönliyle inanmazsa, veyâhud oşr u zekât virmese, veyâhud Tangrı hükümlerinden birin bâtıl dutsa, veyâhud Muhammed Mustafâ’yı inkâr itse, veyâhud âl-i evlâdun birine nâ-hak dise, dükeli işledügi amelleri hebâen mensûrâ olur. (….) Pes azîz-i men! Kırk makâmda birisi eksük gerekmez. Zîrâ kim makâmda hiç nesne eksük yok.” (vr. 10b, 11a)
Ayrıca bazı makâmlar daha geniş açıklanmış ve onlara özellikle vurgu yapılmış, nasıl davranılması gerektiği izah edilmiştir. Bunlardan Hacı Bektaş-ı Velî’nin hiçbir şeyin eksik bırakılmaması gerektiği hususunda ısrarlı olduğu anlaşılmaktadır.
İlk makâm olan îmânı açıklarken, birçok kelam âliminin birbiriyle tartıştığı ve kelâm ekollerini birbirinden ayıran îmân-amel ilişkisine vurgu yapmakta ve îmânın amelden ayrı olamayacağını belirtmektedir:
“Ammâ tâ’at îmândur. Îmân tâ’atdur, birbirinden ayrı olmaz. Degme tâ’at îmâna irmez. Ve hem küfr ma’sıyetdür, degme ma’sıyyet küfre irmez.” (vr. 8a.)
“Pes Çalab Tangrı’ya inanmak gerek kim îmândur ve buyurduğın dutmak îmândur ve ‘yığlın’ didüginden yığlınmak, Tangrı’ya inanmakdur.” (vr. 8b.)
Tarîkat kapısındaki ilk makâm olan tevbenin nasıl olması gerektiği de şöyle anlatılmaktadır:
“İmdi iy mü’minler! Tevbei şöyle kılun kim aceb ola. Pes tevbei şöyle kılun kim menfa’at gele. Zîrâ kim tevbe kılmak peşîmânlukdur ve peşîmanluğun assısı budur kim günâhı az ola, bir özürde satılur. Pes imdi tevekkül ile özri pîşe dutun kim hata’larunuz az ola kurtılasız ve yüzünüz taze ola. İmdi iy mü’minler! Özür dilemek sizden kabul kılmak Tangrı’dan.” (vr. 9b.)
Makâlât’ta dikkati çeken bir husus da, her makâmda yapılması gereken şey söylendikten sonra, genellikle bunlarla ilgili âyet, hadis veya kelâm-ı kibâr kabîlinden bir söz getirilmiş olmasıdır. Bunların genellikle âyetler olduğu görülmektedir.
Hacı Bektaş-ı Velî’nin bu eserinde sadece bu makâmların neler olduğu ve açıklamalarıyla yetinilmemiş; bunların dışında insanlara çeşitli konularda öğütlerde bulunulmuş, yapılması gereken işler anlatılmıştır.
Makâlât’ın ilk bölümünde inanan insanlar dört grup olarak gösterilmiş, bunların her birinin özellikleri anlatılmış ve yapmaları gereken işler sıralanmıştır:
“Hak subhânehû ve te’âlâ Âdemi dört dürlü nesneden yaratdı ve hem dört gürûh kıldı ve hem dördin dört dürlü tâatda kodı ve dört dürlü halleri ve dört dürlü arzuları vardur. İmdi dört dürlü nesneden kim yaratdı evvel toprakdan ikinci sudan üçüncü oddan dördüncü yilden ve dört gürûh kim kıldı.” (vr. 2a.)
Bu dört grubun birincisi “âbid”lerdir. Âbidlerin özellikleri ve yapmaları gerekenler şöyledir:
“Evvel gürûh âbidlerdür kim bunlar şerî’at kavimleridür ve asılları yildendür. Pes yil hem sâfîdür hem kavîdür; zîrâ ki yil esmeyince dâneler samanından ayrılmaz ve eger yil esmeyeydi mecmû’-ı âlem yiyiden helâk olaydı. İmdi halâl ve harâm mısmıl (temiz) ve murdâr kamusı şerî’at birle ma’lûm olur zîrâ kim şerî’at kapusı ulu kapudur.” (vr. 2a.)
“Ammâ âbidlerün tâ’atları namâzdur ve oruçdur ve zekâtdur. Nefîr-i âm (seferberlik) olıcak kaçmayup varmakdur ve hem cenâbetden gusl eylemekdür ve arzuların isteyüp dünyâyı terk idüp âhiret sevmekdür ve halleri birbirin incitmemekdür. Pes kibir, hased, buğz ve buhl, adâvet bunlarda hemândur.” (vr. 2a, 2b.)
Dört gruptan ikincisi “zâhid”lerdir. Bunların özellikleri ve yapmaları gerekenler de şöyle sıralanmaktadır:
“Ammâ ikinci gürûh zâhidlerdür. Bunlarun aslı oddandur. Bunlar tarîkat kavmleridür. Pes od gibi yansalar gerekdür pes her kim bu dünyada kendü özin göyündürse yârın âhiretde dürlü dürlü azâblardan kurtuldı. Pes şöyle bilün bir kez yanan artuk yanmaz.” (vr. 2b.)
“Pes zâhidlerün tâ’atı dün gün Tangrı’yı zikr itmekdür ve hem Bismi’llâh yâd kılmakdur ve hem havf (u) recâdur ve dünyâ arzuların terk itmekdür. Âhiret içün ve hâlleri kendü bilülerine hoşnud olmışlardur. Bilmezler kim kandan geldiler kancaru giderler. Zîrâ kim bunlara hidâyet kapusı açılmadı Tangrı’yı yâd kılmakları kendü cehdleriyledür. Bunlarun dahi gürûhı hemândan bu kadardur.” (vr. 3a.)
Dört gruptan üçüncüsü “ârif”lerdir. Bunların özellikleri ve yapmaları gerekenler de şöyle sıralanmaktadır:
“Üçüncü gürûh âriflerdür. Bunlarun aslı sudandur ve bunlar ma’rifet kavmidür. Pes su arıdur ve hem arıdıcıdur. İmdi Ârif gerekdür kim arı ola ve hem arıdıcı ola. Eger suâl itseler: “Arısı nedür ve arıtduğı nedür?” Cevâb vir kim: ârifler katında her sözün üç yüzi vardur ve bir ardı vardur. Pes ayruklar bilmezlüklerinden kelimenün ardın söylerler udlu olurlar.
Lîkin ârifler kelimenün yüzin söylerler udlu olmazlar. Pes su arılığı tâhirdür, kangı kaba girerse ol kab gerek kim suya döne pâk ola ve hem kendüden ayruk nesne ana benzemez ve levni ma’lûm olur ve hem murdârı taşra bırağurlar. Pes imdi ârifler arılığı tâhirdür girü aslına varur, birikür. Ve hem ârifler katında şirk murdârdur içlerinde komazlar, daşra bırağurlar, kendülerin arıdurlar.
Pes şöyle bilmek gerekdür kim kendüyi arıtmayan ayrukları dahi arıtmaya. Ammâ şerî’at kavlinde dona ve tene murdâr degse suyıla yunıcak hem donı ve hem teni arıdur. Ve hem cenâbeti giderür ve andan abdesti revâ olur. İllâ kim ârifler katında ne donı ve ne teni arıdur ve ne cenâbetini giderür ve ne abdesti revâ olur zîrâ kim yuyıcı arı olmayınca yudığı nice arı ola.
Pes imdi âdem gerek suya yaraya ve su gerek abdeste yaraya ve abdest gerek namaza yaraya ve namaz gerek Çalap te’âla’ya yaraya.” (vr. 3a, 3b.)
“Pes imdi azîz-i men! Ârif aslı sudandur ârifün içinde murdâr nesne eglenmez ve hem suyun aslı yaşıl gevherdendür ve gevher aslı Çalap Tangrı’nun kudretindendür. Pes anuniçün kim ârifleri Tangrı tebâreke ve te’âlâ sever. Zîrâ kim aslıdur. Pes asıl aslın sevmek aceb degüldür… Ve dahi bilmek gerek kim âriflerün tâatı tefekkürdür ve hem dünyâyı terk ve ahireti terk itmekdür ve hem nazarla velâyet beklemekdür. Ve hem âriflerün halleri cümle varlığa degşirülmekdür ve hem yavuz endîşe kılmazlar.” (vr. 4a.)
Dört gruptan dördüncüsü “muhib”lerdir. Bunların özellikleri ve yapmaları gerekenler de şöyle sıralanmaktadır:
“Ammâ dördüncü gürûh muhiblerdür ve bunlarun aslı toprakdandur ve toprak teslîm-i rızâdur. Pes muhibler dahi teslîm u râzı olalar.” (vr. 4a, 4b.)
“Ammâ muhiblerün tâ’atı münâcâtdur, seyirdür ve müşâhededür ve arzularına irmekdür ve Çalap Tangrı’yı bulmakdur ve kendülerin yavı kılmakdur ve halleri biriküp bir olmakdur.” (vr. 4b.)
Büyük mürşid Hacı Bektaş-ı Velî, zikrettiğimiz gruplara ayırarak anlattığı dört grup insanın yerine getirmekle mükellef olduğu şeyleri belirtirken, âbidlerin işlerini anlatırken de gördüğümüz gibi, esas olarak İslâm dîninin temel prensiplerini ortaya koymuştur. Belirttiği diğer hususlar da, yine İslâm âleminde, daha çok tasavvuf çevrelerinde yer etmiş olan dînî olgular ve tasavvufî geleneklerdir. Kırk makâm anlatılırken belirtilen görevler de aynı niteliktedir.
Hacı Bektaş bazı kötü huylarla ilgili de şöyle der:
“İkinci sultân iblîsdür ve hem nefs (6/a) şeytânun nâyibidür ve hem subaşıları kibr, hased, tama’, öyke, kahkaha ve masharalukdur. Bu yeddi fiil kim söyledün dizdârlardur. Pes yüregün sol kulağında yedi kal’a vardur. Ve her kal’a da bir dizdâr müvekkeldür. Degme bir dizdârun yüz bin subaşısı vardur. İmdi haset, buhl, dünyâyı terk itmeklükle bunlarun kamusı sabr itmekle îmân olur. Ammâ kibrün aslı şeytândur ve meskenet aslı Rahmândur. Pes imdi kaçan kibir gelse meskeneti ana havale kıla. Kaçan hased gelse ilmi havale kıla. Ve hem buhl aslı şeytândur ve cömerdlük aslı Rahmân’dur. Kaçan buhl gelse cömerdlügi ana havâle kılmak gerek.” (vr. 5b, 6a.)
“Ammâ masharaluk dilegini gülmek sever ve gülmek dilegini gıybet sever ve gıybet dilegini öyke sever ve öyke dilegini tama’ sever ve tama’ dilegini buhl sever ve buhl dilegini hased sever ve hased dilegini kibir sever ve kibir dilegini ten sever ve ten dilegini hevâ sever ve hevâ dilegini nefs sever ve nefs dilegini iblîs sever ve iblîs dilegini Hak te’âlâ sevmez.
Zirâ kim bu on iki dürlü fiil kim zikr olundu, birbirine müvekkeldür. Pes on iki fiile İblîs müvekkeldür. Pes bu on iki fiil yıkılup ol on iki nesne yirine yapılmayınca kulum diyen kişiye yol yokdur Çalab’dan yana. Zîrâ kim bu on iki dürlü fiil ma’rifetün ve hem îmânun düşmanlarıdur. Akl subaşısı şeytân subaşısını yindügi bunlarunla ma’lûm olur.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.