
İmam Ali 602 yılında doğmuştur. Allah Rasulü’nün amcası Ebu Talib’in en küçük oğludur. Annesi Fatıma binti Esed b. Hişam’dır. Kureyş kabilesinin Haşimî koluna mensuptur. Damad-ı Nebi 14 erkek 9 kız çocuğuna sahiptir. Bunlardan İmam Hasan, İmam Hüseyin, Zeyneb ve Ümmü Gülsüm Hz. Peygamber (s.a.s)ın kızı Hz. Fatıma’dan olmadır. İmam Ali, Hz. Fatıma hayatta iken ikinci bir kadınla evlilik yapmamıştır.
Özellikle Türkler arasında İmam Ali; Haydar-ı Kerrar, Damâd-ı Nebi, Şah-ı Merdan, Sultan-ul Evliya ve Allah’ın Arslanı gibi lâkaplarla anılır.
İmam Ali’nin, Efendiler Sultanı’nın himayesine girdiği yaş olarak tarihçiler “5 yaşındaydı” derler. Bir çocuğun terbiyesi için en önemli zaman dilimi sayılan bu dönemde Hz. Ali’nin, nübüvvet hanesinde bulunması elbette onun için bir şanstır. Daha doğrusu kader-i İlahînin bir cilvesidir. Nitekim Hz. Ali’nin insanın ileride yüzünü karartacak cahiliye dönemi pisliklerine bulaşmaması, en azından putlara tapmaması bununla izah edilebilecek şeylerden olsa gerek. Belki de ileride, Allah Rasûlü’nün pâk neseplerinin sürdürücüsü olacağı için, Allah onu emin ellerde muhafaza ettirmişti. Hz. Ali 9 veya 10 yaşında Müslüman olmuştu. Hz. Hatice’den sonra ilk Müslüman olan kişi Hz. Ali’dir.
Hicret esnasında İmam Ali ölümü göze alarak Efendimizin yatağına hiç bir endişe duymadan yatmış ve sabah olunca da Peygamber Efendimiz’in sahiplerine verilmek üzere bıraktığı emanetleri sahiplerine ulaştırmıştır.
İmam Ali Tebük Savaşı hariç Allah Rasulü’nün bulunduğu bütün savaşlara katılmıştır. Yaptığı mübareze denilen karşı tarafın güçlü ismi birebir mücadelelerin hepsini kazanmıştır. Ayrıca rivayetlere göre Nebiler Sultanı’nın, “Zülfikar” adındaki kılıcını Hz. Ali’ye bağışladığını hatırlatalım ki, Hz. Ali hayatının sonuna kadar bu kılıcı kullandı.
Uhud Savaşı’nda Hz. Ali, en zor durumlarda dahi Allah Rasulü’nün yanından ayrılmamış, O’na koru- yuculuk vazifesi yapmış ve Efendimizin dişinin kırıl- ması sebebiyle maruz kaldığı yaralanma hâdisesi sonrası, Hz. Fatıma ile birlikte O’nun tedavisinde bulunmuş, yüzünden akan kanları yıkamıştı.
Hayber ise, Hz. Ali’nin destansı hüviyetiyle açığa çıktığı savaşın adıdır. Medine’ye yaklaşık 70 mil uzaklıkta bulunan Hayber’i ele geçirmek ve önemli bir meseleyi kökünden halletmek niyetiyle Nebi- ler Serveri beraberinde 1400 kişilik bir kuvvetle Hayber’e yönelip, orayı muhasara altına aldı. Günler süren muhasara sonucunda Müslümanlar arzu ettiği sonuca bir türlü ulaşamadı. Nihayet bir gece Hz. Ruh-u Seyyidü’l-Enam, “Bayrağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Rasulü onu sever, o da Allah ve Rasulü’nü sever” buyurdu.
Ertesi gün Allah Rasulü “Ali nerede?” diye sordu. Gözlerinden rahatsız olup, istirahat ettiğini söyledik- lerinde, onun huzuruna gelmesini emretti. Nebiler Serveri mübarek tükürüklerinden gözlerine sürdü ve duada bulundu. Hz. Ali sanki gözlerinden hiç rahatsızlığı yokmuşçasına iyi olmuş, şifa bulmuştu.
Sonra sancağı ona verdi. Hayber’de Yahudilerin efsanevî savaşçısı Merhab ile Hz. Ali karşılaştı ki, bu karşılaşma Hayber’in fethi için dönüm noktası teşkil ediyordu. Yapılan mübarezede Hz. Ali, yaptığı hamle ile Merhab’ın başını kesti. Bu manzara karşısında sevinen ve sevincini gizlemeyen Allah Rasulü “Sevinin! Hayber’in fethi kolaylaştı” buyurdu. Merhab’ın öldürülmesini müteakip yapılan muharebelerde Hz. Ali’nin bir ara kalkanını düşürdüğü ve kale kapılarından birini -ki o kapıyı savaş sonrası 40 kişi kaldıramamış- kalkan olarak kullandığı öteden bu yana hep bilinen ve anlatılan bir olaydır.
Hz. Ali’nin göstermiş olduğu bu yararlılıklar, günlerdir devam eden muhasaranın son bulmasına ve Hayber’in fethedilmesin sebep olmuştur.
Tebük Savaşı sonrası İslâm’ı tebliğ etmek üzere yine Hz. Ali Yemen’e gönderildi ve Hemedan kabilesi Hz. Ali’nin yumuşak tutumu, yol ve yöntem bilirliği neticesi Müslüman oldu. Ayrıca Hz. Ali’nin Hudeybiye Sulhu sırasında kâtiplik yaptığı ve hayatı boyunca vahiy kâtipleri arasında yer aldığı bilinen özellikleri arasındadır.
Efendimiz’in Hakka yürümesinden 6 ay kadar sonra Hz. Ebu Bekir’e biat etmiş ve ona danışmanlık yapmıştır.
Hz. Ali Üçüncü Halife’den sonra Hicretin 35. yılında Müslümanların halifesi oldu. Hz. Ali her şey- den önce geçmişteki valilerin çoğunun iş başında olmalarını uygun görmeyince, onları azledip layık gördüğü kimseleri tayin etti. Bu arada bir takım in- sanlar ona muhalefet edip Cemel, Sıffin ve Nehre- van savaşlarında ona karşı savaştılar.
Hz. Ali Takvada, hakka ibadet etmekte, cesaret- te, yiğitlikte ashap arasında tekti. Hz. Ali hakkı ve ilahi kanunu icra eder, adaleti icra etmekte hiç bir kimseye bir ayrıcalık tanımaz, yakınlarına bile müsamahalı davranmaz, herkese bir gözle bakardı.
Hz. Ali İlimde ashabın en bilgilisi idi. Hz. Muhammed Mustafa (sav) “Ben ilmin şehri Ali’de kapısıdır” buyurmuştur. Üç halife döneminde şer ́i meselelerin çözümü için ona müracaat edilirdi. Nehcül Belaga kitabı onun hutbe, mektub ve sözlerinden bir kısmını içermektedir.
Hz. Ali (as) hicretin 40. yılında Ramazan ayının 19. gününün sabahı Kufe’de sabah namazına giderken bir katilin zehirli kılıcından aldığı yara sebebiyle Ramazan’ın 21. günü şehit olmuştur. Hz. Ali’nin Türbesi Irak ́ın Necef şehrindedir.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.