SORULARLA ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK

sorularla alevilik bektasilik

16-Soru: Hacı Bektaş-ı Veli kimdir? Cevap:

Hacı Bektaş-ı Veli’nin biri tarihi, diğeri menkabevi olmak üzere iki şahsiyetinden söz etmek mümkündür.

a) Tarihsel Hayatı:

Tarihsel olarak Hacı Bektaş-ı Veli, XIII. yüzyılda kendisine bağlı Baktaşlu oymağıyla birlikte Horasan’dan Anadolu’ya gelerek Sulucakarahöyük’te zaviyesini kuran daha sonra kendi adıyla anılacak tarikatın kurucusu kabul edilen bir şahsiyet olup hayatı ile ilgili bilgiler sınırlıdır.

Bilinebildiği ölçüde Hünkar’ın asıl adı Bektaş’tır. Kendisi “Horasan erenleri” diye bilinen Kalenderiye akımına mensup sûfîlerden biridir. XIII. yüzyılda Cengiz istilası sebebiyle Anadolu’ya vuku bulan derviş göçleri arasında, aynı mektebe mensup Yesevî veya daha kuvvetli bir ihtimalle Haydarî dervişlerinden biri olarak Anadolu’ya gelmiş olmalıdır. Burada kardeşi Menteş’le birlikte Baba İlyas-ı Horasânî’ye intisap etmiş ve halifelik makamına gelmiştir. Ancak kardeşi Menteş, Babai İsyanına katılıp Sivas’ta Selçuklu kuvvetleriyle yapılan savaşta öldürülmüş olmasına karşılık Hacı Bektaş tam olarak bilemediğimiz sebeplerle isyana iştirak etmemiştir. Muhtemelen 1250 yılı dolaylarında Karayol’a (o günkü adıyla Sulucakarahöyük) gelerek buraya yerleşmiştir. Burada bir yandan Türkmen şeyhi olarak halkı irşat ederken bir yandan da Göreme bölgesindeki hıristiyanlarla temasa geçip onların ihtidasına zemin hazırlamış, ayrıca şamanist Moğallar’ın müslüman olması için yoğun faaliyetlerde bulunmuş, bu amaçla Anadolu’nun muhtelif bölgelerine halifeler yollamıştır. Ancak ifade etmek gerekir ki Hünkar’ın İslâm anlayışı İslâm’la birlikte Horasan melametiyyesinin kuru zühde karşı cezbeci karakteriyle öne çıkan gayrı- Sünnî bir tasavvufî muhteva taşıyordu. (Velayetname, nşr. Gölpınarlı, nâşirin mukaddimesi, s. 29-30).

b) Menkabevi Hayatı:

Menkabevî şahsiyeti itibariyle ise Hünkar her şeyden evvel Peygamber soyuna mensup bir seyyittir. Babası İbrahim-i Sâni yedinci imam olan Musa el-Kâzım’ın neslindendir. Vilâyetnâme’nin çizdiği tabloya göre o doğduktan sonra bir süre annesinin memesini emmemiş, daha sonra “Lâ ilâhe illallah, Muhammedür- resûlullah, Aliyyün veliyyullah” demiş, ağzından çıkan ilk söz bu olmuştur. Küçükken Lokman-ı Parende ve ardından onun tavsiyesi ile Ahmet Yesevî tarafından eğitilmiştir. Medresede okurken Hz. Muhammed ve Hz. Ali kendisine gelerek biri dinin zâhirini, diğeri bâtınını öğretmiştir. Hünkar gerek medresede gerekse daha sonra birçok keramet göstermiş, Ahmed Yesevî’nin nefes evladı Kutbüddin Haydar’ı esir edildiği Bedahşan ilindeki kafirlerin elinden kurtarmış, daha sonra Ahmed Yesevî kendisine taç, şamdan, seccade, sofra ve alem teslim etmiş ve beline tahta kılıcı kuşatarak irşat amaçlı Diyâr-ı Rûm’a göndermiştir.

 

Önce Mekke’ye gidip hac görevini ifa eden Hünkar dönüşte Kerbela ve Necef’i ziyaret ederek Anadolu’ya gelmiştir. Burada Çepni oymağına mensup birkaç kişinin kışlağı durumundaki Sulucakarahöyük’e ulaşıp Kadıncık Ana’nın evine misafir olmuştur. Bulunduğu yerde kerametleriyle dikkat çeken Hünkar, Rum erenlerinin tabi tuttuğu sınavlarda büyük üstünlük sergilemiş ve onları utandırmış, avucundaki “yeşil ben”i göstererek kendisinin “Hz. Ali’nin mazharı” olduğunu ispat etmiştir. Giderek ünü dört bir tarafa yayılan Hünkar burada açtığı dergahta irşat faaliyetlerini sürdürmüş ve 1271 yılında keramet sergileyerek vefat etmiştir (Velayetname, nşr. Gölpınarlı, nâşirin mukaddimesi, s.30-31).

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.