
20-Soru: Hacı Bektaş-ı Veli’ye “zahir ve batın” ilmini kim öğretti?
Cevap:
Bu sorunun cevabı velayetnamede şöyle verilir: “Bir gün, Lokman-ı Parende, mektebe gelince gördü ki iki er gelmiş, biri bektaşın sağında oturmada, öbürü solunda, ona Kuran öğretiyorlar. Mektep onların yüzlerinin nuruyla nurlanmış. Lokman, içeriye girer girmez bunlar kayboluverdiler. Lokman, bu hale şaşırıp kaldı, kendi kendine acaba bunlar kimdir diyordu. Hacı Bektaş, mübarek ağzını açıp hoca dedi, biliyor musun, o iki nurlu zat kimler? Lokman aman dedi bildir kimlerdir? Bektaş dedi: sağımda oturan, iki cihan güneşi ceddim Muhammed Mustafa idi, solumda oturan Allah aslanı, inananların emiri Aliyel-Murtaza. Biri gelip zahir bilgisinden, öbürü batın bilgisinden bahsederler, Kuranı belletirler bana dedi” (Hacı Bektaş Veli, Velayetname, nşr. Gölpınarlı, s. 5).
21-Soru: Hacı Bektaş-ı Veli’nin kerametleri hangi kaynakta anlatılır?
Cevap:
Hacı Bektaş-ı Velinin kerametleri “Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli” diye de bilinen Velayetname’de anlatılır. Eserde Hünkarın birçok kerametine yer verilir. Söz gelimi onun bir kerameti şöyledir:
Hacı Bektaş, birgün, mescid önündeki bir taşın üstüne oturmuştu. Elindeki bıçakla bir hıyarı kesip yemedeydi. Birisi gelip derviş dedi, o hıyarı bizim bıçağımız da keser, ersen şu taşı kes de erliğini bilelim ve ordaki bir sivri taşı gösterdi . Hacı Bektaş, hemen o taşa bir bıçak vurdu, taşı hıyar gibi ikiye böldü. O adam, Hünkarın elini öptü, ayaklarına kapandı. O taşın iki parçası da hala Akkapı’nın dibinde durur, erenleri ziyaret edenler o taşları da orada ziyaret ederler (Hacı Bektaş Veli, Velayetname, nşr. Gölpınarlı, s.34).
22-Soru: Hacı Bektaş-ı Veli “Tasavvuf’u” nasıl tarif etmiştir?
Cevap:
Hacı Bektaş’ın Nasihatname’sinde kayıt edildiğine göre, bir gün kendisine tasavvuf nedir diye sormuşlar. O da, “ tasavvuf odur ki, Her ne ki kafanda varsa bırakırsın. Ve her ne ki elinde varsa verirsin. Ve kuyuya düşen ne yaparsa onu yaparsın.Yani aklına, ilmine, dirayetine değil, Allahın lütfüne güvenirsin. Ve servetini Allah yoluna harcarsın ve hiçbir şeyinden emin olmayarak kuyu dibinde kurtulmak için çırpınan insan gibi her an Allaha sığınman ve ondan kurtuluş beklemendir.” Buyurmuştur. Yine şöyle demiştir, “Cenab-ı hak ile kulu arasında hicab olan yer ve gökler değildir. Öyle tahayyül et ki aradaki hicab sen ile benim. Buradaki sen ve benden maksat aslı olmayan vücutlarımıza varlık izafe etmemizdir” (Hacı Bektaş Veli, Nashitname, s.15).
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.