Bin yıllık Anadolu Aleviliği ve bun paralel olarak devam eden yediyüzelli yıllık Bektaşilik, denilebilir ki; inançsal yapısı ile birlikte bir kültür hazinesidir. Bir kültür hazinesinin kapısını aralayıp içine giren, fikir-görüş ve düşünüş deryasında yoğrularak, üstün nitelikli bir insan-ı kâmil olur. Ham iken olgunlaşır, çiğ iken pişer ve gerçeklik kapısının yüceliğine erişir.
Hacı Bektaş Veli, Orta Anadolu-Ege-Akdeniz bölgeleri ile Balkanlarda ardılları ile birlikte Bektaşiliğin temellerini atıp bu inanç dünyasını kurumlaştırırken, Doğu Anadolu’da da ocakzade dedeler, Alevi oymaklarını kendilerine bağlayıp yönlendiriyorlardı.Alevilik ile Bektaşilik, aynı inanç ve kültür özelliğini taşımakla beraber, işin başında olan inanç önderleri, farklı kaynaklardan yetişmişlerdir.Bektaşilik, dergâhlarda eğitim görerek yetişen, olgunlaşıp kemalet mertebesine oluşan dervişler arasından seçimle iş başına gelmiş “Postnişin babalar” tarafından yürütülürken, Doğu anadolu’daki Alevilik ise, babadan oğula geçen “ocakzade dedeler” tarafından yürütülmüştür. Bektaşi dergâhlarındaki babalar, belli bir eğitim düzeyinden geçip, yapılan sınavlar sonucunda “halife baba” -”dede baba” gibi basamaklardan geçerken, ocakzade Alevi Dedeleri, böyle bir eğitimden yoksundu. Çünkü, onları eğitecek dergâhlar gibi kurumlar yoktu. Olan dergâhlar ise, aile ocaklarının dergâhları idi.
Alevi dedelerinin tek tutanakları, cemlerde ateşe girmek, kızgın demir veya sobayı diliyle yalayarak söndürmek, ya da kaynar bir kazandan eliyle, pişmiş olan eti çıkarmak gibi eski Şamanist kamlarının kerametlerini göstermekti.“Ayin-i Cem” kuralları, “Semah” biçimleri, “Gülbank ve Düvaz-i İmamlar” aynı olmakla beraber Doğu’daki Alevi oymaklar, batıdaki Bektaşiliği kendilerini bağlı hissetmiyorlardı. Yani Bektaşî değillerdi. Ama, Hacı Bektaş Veli ve ardıllarına büyük saygı duyarlardı. Böylece Doğu Anadoluda sadece ocakzade dedelerin ellerinde olan Alevilik vardı.
Alevilik, geniş bir kavramdır. Bektaşilik ise, Aleviliğin içinde olan bir tarikattır. Yani, bu demektir ki, her Bektaşi bir Alevi’dir ama, her Alevi, bir Bektaşi değildir. Tıpkı Sünnilik’teki gibi.Sünnilik’de (Hanefilik-Şerifilik-Hambelilik-Malikilik) gibi mezheplerin yanı sıra, yine birbirinden farklı (Nurculuk-Nakşibendilik-Süleymancılık-Aczimendilik-Mevlevilik) gibi tarikatlar vardır.
Sünnilik’teki mezhepler gibi alevilik’te de (Caferilik-İsmailiyelik-Fatımilik-Dürzilik) gibi mezhepler oluşmuştur. Bu duruma göre: Alevilik ve Sünnilik, Sıffın savaşından snra meydana çıkmış iki büyük İslâmi gruptur. Bunu böyle bilmekte yarar vardır. zira, Aleviliği, hâlâ beşinci mezhep gibi görenler vardır ki, bu da çok yanlış bir olgudur. Bütün bu açıklamalara göre denilebilir ki, Sünni mezheplerdeki tarikatların çokluğuna rağmen, Vefailik ve Babailiği tarihin sayfaları arasına bırakarak günümüzda hâlâ yaşayan Bektaşilik’ten başka tarikat yoktur. Yine denilebilir ki, Mevleviliğin dışında tüm sünni tarikatların hepsi çağdışı, tutucu ve katı olmalarına karşılık, Anadolu Aleviliğindeki Bektaşi tarikatı, hümanist, insan sevgisine dayalı laik ve demokrat bir yapıya sahiptir. Alevilik ve Bektaşilik’te “Eline, beline sahip olma” gibi insanı insan yapan temel ilkeler ve büyük hoşgörü eğemendir. Bunlar, Aleviliğin ve Bektaşiliğin vazgeçilmez temel yollarıdır.Böylece görülmektedir ki, Batı Anadolu’daki bektaşiler kadar, Doğu Anadolu’daki Aleviler de bağlı oldukları ocaklar ve bu ocaklarda yetişmiş Dedeler ile birlikte bin yıllık Anadolu Alevi kültürüne damgalarını vurmuşlardır.
OCAKLAR
Doğu Anadoludaki Alevi toplumunu, inançsal yönden etkileyen, yönlendiren, onlara “Pirlik-Dedelik-Rehberlik” eden ruhani kesim, kendi aralarında birtakım dalara ve kısımlara ayrılırlar. Bu sınıflandırma da genellikle şöyle bir tablo göze çarpar.
1 – Kureyşanlılar
2 – Baba Mansurlular
3 – Pir Sultanlar
4 – Ağuçanlar (Ağu İçenler)
5 – Sarı Saltıklar
6 – Üryan Hızırlar
7 – Derviş Cemaller
8 – Seyitsabunlar
9 – Sinemilliler
10 – Şeyh Ahmet Dedeler
11 – Dede Karkınlar
12 – Hıdır Abdal Ocağı
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.