
Ehl-i Beyt, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in ailesidir. İnnemâ yürîdu’llâhu liyüzhibe ankümü’r-ricse ehle’l-beyti ve yütahhiruküm tathîrâ. “Ey Peygamber’in Ehl-i Beyt’i! Şüphesiz Allah, sizden kusûru giderip, tertemiz yapmak ister”[1] âyeti nâzil olduğunda, ashâbın Peygamber Efendimiz’e Ehl-i Beyt’in kim olduğunu sormaları üzerine, Allah Rasûlü Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i yanına çağırarak, abasının altına almış ve onların Ehl-i Beyt’i olduğunu ifade etmiştir. Bu olay nedeniyle Ehl-i Beyt, “Âl-i Abâ” olarak da isimlendirilmektedir. Kültürümüzde ise Âl-i Abâ, “beş esmâ” şeklinde telaffuz edilmiştir.
Ehl-i Beyt’in bu beş isim olduğunu doğrulayan bir başka olay da, Necran Hıristiyanları ile Hz. Peygamber arasında yaşanan “mübâhale” olayıdır. Aşağıdaki âyet bahsi geçen mübâhale olayından bahsetmektedir: “Ey Muhammed! Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allâh’ın la’netinin yalancılara olmasını dileyelim.”[2]
Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerîr et Taberî, Câmiu’l-Beyân adlı tefsîrinde, bu âyetin nüzûl sebebini şöyle anlatmaktadır: Rivâyete göre Necrân Hıristiyanları, Rasûlu’llâh sallallâhu aleyhi ve sellem ve Îsâ aleyhisselâm hakkında münâkaşa ederler. Hıristiyan heyeti, Îsâ aleyhisselâmın bizzat Allah veya Allâh’ın oğlu olduğunu ısrarla iddia ederler. Allah Rasûlü Hıristiyan heyetinin görüşünün yanlış olduğunu, Îsâ (a.s.)’ın kendisi gibi Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamber olduğunu onlara açıklar. Bunun üzerine Cebrâîl aleyhisselâm, Rasûlu’llâh’ın Hıristiyan heyeti ile mubâhale yapması (yeminleşmesi) için yukarıdaki âyeti getirir. Mubâhale, iki tarafın karşı karşıya gelerek lanetleşmesi ve böylece haksız olan tarafın Allâh’ın lanetine uğraması anlamına gelmektedir. Âyet-i kerîmenin vahyedilmesinden sonra Allah Rasûlü, lanetleşmek için Hıristiyan heyetine çağrıda bulunur. Rasûlu’llah, ertesi gün, sağ elinde Hazreti Hasan, sol elinde Hazreti Hüseyin olduğu halde, arkasında da Hazreti Ali ve Hazreti Fâtıma ile birlikte, Hıristiyanlarla buluşmak için, anlaştıkları yere gider. Durumu gören Hıristiyanlar, lanetleşmekten vazgeçerler.[3] Fahrüddîn er-Râzî, yolda giderken, Rasûlullâh’ın Ehl-i Beyt’ine dönerek; “ben duâ ettiğimde siz âmîn deyiniz” buyurduğunu nakletmektedir.[4]
Allahu Teâlâ, Hz. Peygamber’e nâzil ettiği şu âyette, ondan Ehl-i Beyt’ine muhabbeti talep etmesini istemektedir. Kul lâ es’elüküm aleyhi ecran ille’l-meveddete fi’l-kurbâ ve men yakterif haseneten nezid lehû fîhâ hüsnâ inna’llâhe ğafûrun şekûr. “Ey Muhammed! De ki: Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden başka bir ücret istemem. Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini artırırız. Doğrusu Allah, bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.”[5]
Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine muhabbet duymanın ve onlara bağlılığın Peygamber ailesini sevmenin ötesinde bir anlamı bulunmaktadır. Ehl-i Beyt’e bağlılık, bizzat Hz. Peygamber tarafından sırât-ı müstakîmden ayrılmamanın şartı olarak gösterilmiştir. Hz. Peygamber, bir hadîslerinde Ehl-i Beyt’ini, Kur’an’la birlikte mü’minlere mîrâs bıraktığını ifade etmiştir: “Size, uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Kur’an-ı Kerîm ve Ehl-i Beyt’im. Bu iki şey, Cennet’te Kevser havuzunun başında, bana gelip (hakkınızda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrılmayacaklardır.”[6]
Hz. Muhammed (s.a.v.) bir başka hadîsinde de yine Ehl-i Beyt sevgisini, âhiret mutluluğunun şartı haline getirmiştir. Men ehabbe Ehle Beytî ve ahbebtü lehû şefâatî. “Kim, benim Ehl-i Beyt’ime muhabbet eder ise, şefaatim onun için vâcib olur.”[7]
Bu gerçeğin farkında olan, Emevî halîfesi Ömer ibn-i Abdülazîz, hilâfeti zamanında, Ehl-i Beyt’e hakaretlerin edildiği hutbelere son verdirerek, halihazırda camilerimizde okunan şu âyetin okunmasını emretmiştir. İnna’llâhe ye’muru bi’l-adli ve’l-ihsâni ve îtâi zi’l-kurbâ. “Allah, şüphesiz adâleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder. Hayâsızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.”[8]
[devam edecek]
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.