KÜLTÜRÜMÜZDE EHL-İ BEYT SEVGİSİ[6]

10425022_844586078951176_7660514895714779769_n

Kültürümüzde Hz. Ali Sevgisi

Hz. Ali’nin Anadolu Coğrafyası ve Türk Kültürü’ndeki etkisi çok derin olmuştur. Ahîlik Fütüvvetnâme’lerinden, Bektâşî İcâzetnâmeleri’ne, menkîbelerinin anlatıldığı Cenknâmeler’den, Yeniçeri Ocağı’nın lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr (Ali gibi genç Zülfikâr gibi kılıç yoktur) yazılı flamasına kadar, pek çok alanda onun etkisini gözlemlemek mümkündür. Hz. Ali’deki fütüvvet ve şecaati, harp meydanlarına giderken okunan Gülbânk-i Muhammedî ile Yeniçeri’nin yüreğine işleyen Bektâşîlik, Osmanlı Devleti’ni asırlarca fetihten fetihe koşturmuştur. Türk milletinin ortak kahramanı olan Hz. Ali, bugünden yarına, güzel ahlâkın, cesaretin, bilginin, şefkat ve merhametin sembolü olarak, hepimizi etkilemeye devam edecek görünmektedir.

Hz. Peygamber’in mesajı, tekke ve dergâhlarda iyi algılanarak, Hz. Ali’ye karşı güçlü bir muhabbet beslenmiştir. Hz. Ali, İslâm Tasavvuf Düşüncesi’ni derinden etkilemiş bir sahâbîdir. Onun ilmi, ahlâkı, zühd ve takvâsı, yani ibâdet hayatına verdiği önem, sûfiler tarafından örnek alınmasını beraberinde getirmiştir. Gerek Ahî, Bektâşî dervişleri, gerekse diğer tarîkat erbabınca, Hz. Ali’ye “Şâh-ı Velâyet” ve “Sultân’ül-Evliyâ” lâkabları uygun görülmüştür. Âşık Vîrânî’ye göre, Hz. Ali’ye duyulan sevgi, Allah’ın inâyetine sebeptir. Çünkü, velâyet kabzasını elinde tutan Hz. Ali, Allâh’a giden yolların öğreticisi olmuştur:

Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velâyeti,

Hakk’ın anadır çünkim bilesin inâyeti.[75]

“Haydar-ı Kerrâr” ve “Şâh-ı Merdân” sıfatlarıyla da anılan Hz. Ali, ilmi yanında cesâret ve şecaati ile de gönüllerde yer etmiştir. Onun İslâm’ın yayılması için canı ve malı ile gayret gösteren bir kişiliğe sahip olması, tâlib ve dervişlerin hayat anlayışlarını derinden etkilemiştir. Özellikle savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar, destanlaştırılarak dilden dile anlatılmış, kalplerde yer etmiştir. Yemînî, Fazîletnâme’sinde onun İslâm’ın yayılması için yaptığı fedâkârlık ve kahramanlıkları şöyle dile getirmektedir:

Nice putperest ehl- zünnâr (Hıristiyan),

Dîn-i Ahmed’e eylediler ikrâr.

Nice ger zât kişi ateşperesti (Mecûsî),

Yıkıp tahtın yüzünü yere bastı.

Zülfikâr korkusundan ehl-i zünnâr,

Muhammed dînine etmiştir ikrâr.[76]

Hz. Ali, İslâm’ı, Arap yarımadasının dışına kadar götüren bir îman cengâveridir. Bu yönüyle, Allah uğrunda savaşan Yeniçeri’ye, bütün Gazî’lere ve Alp’lere örnek olmuştur. Hz. Peygamber ve Hz. Ali neslinden gelen Seyyid Battal Gâzî, Anadolu’nun kapılarını Müslüman Türk’e açan kahramanlardan birisidir.[77] Yemînî, Hz. Ali’nin sınır tanımayan mücâdele coğrafyasını şu satırlarda dile getirmektedir:

Ne Türkistan kaldı ne Bedehşan,

Îmâna davet etti Şâh-ı Merdân.

Şehâdet getiren buldu necâtı,

İnanmayan gösterdi memâtı.

Muhammed dîni ile tuttu kuvvet,

Küfür ehlinde hiç kalmadı kudret.[78]

Hadîs olarak rivâyet edilen ve Hz. Ali’nin kahramanlığını anlatan; “Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr” metni[79], tekkelerde zevkle okunan Zülfikârnâme’lere “redif”[80], Yeniçeri Ocağı’nın sancağına “sembol”[81] olmuştur.

Bir Halvetî olan Vâhib Ümmî[82], Zülfikârnâme’sinde Hz. Ali’yi şu mısralarla medhetmektedir:

Varına kıldı nazar, ol Hâlik-ı perverdigâr,

Zât-ı Hakk’un emriyle Düldül’e oldu süvâr,

Na’rasınun heybetinden kâfir oldu târumâr,

Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr.[83]

Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr metnindeki “fetâ” (genç) kelimesinden türetilmiş olan fütüvvet, Ahîlik ve Bektâşîlik geleneklerinde temel anlayış haline getirilmiştir. Fütüvvet kelimesi, Hz. Ali’nin cesaret ve kahramanlığı kadar, onun ahlâk ve fazîletini de temsil etmektedir. Ahî, Bektâşî Fütüvvetnâme ve Erkânnâme’lerinde fütüvvetin on iki şartı olduğu ifade edilmiştir: 1. Eline sahip olmak 2. Beline sahip olmak 3. Diline sahip olmak 4. Aşına sahip olmak 5. İşine sahip olmak 6. Eşine sahip olmak 7. Sofrası açık olmak 8. Alnı açık olmak 9. Gönlü açık olmak 10. Gazabını yutmak 11. Gördüğünü örtmek 12. Görmediğini söylememek.[84]

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî adlı eserinde, Hz. Ali’nin yüzüne tüküren düşmanını affetmesini tasvîr ederken, fütüvvet ahlâkını uzun uzun açıklar. Mevlânâ, Hz. Ali’ye hücûm ettiği halde mağlûb olan, sonra da yüzüne tükürdüğü halde Hz. Ali tarafından affedilen düşmanın hayret psikolojisini, yine onun dilinden şöyle ifade etmektedir: (Hz. Ali’ye hitaben) “Sendeki hilim kılıcı, canımızı kesti. Bilgi suyun da, tozumuzu ve toprağımızı temizledi.”[85]

Hz. Ali’nin fütüvveti ile ile ilgili yaşanmış örneklerin sunulduğu en önemli eserler, kuşkusuz Cenknâme’lerdir.[86] Cenknâmeler, tekke ve dergâhlarda, köy odalarında yoğun bir şekilde okunmuş, Hz. Ali’nin İslâm’ın yayılması için yaptığı mücâdeleleri anlatan menkîbeler, insanlarımızın zihin ve gönüllerine kazınmıştır. Milletimizle özdeşleşmiş olan cesâret, kahramanlık, fedâkârlık ve vefâkârlık gibi duyguların gelişmesinde bu menkîbelerin tesiri büyük olmuştur. İnsanımızın zihninde Hz. Ali, dîn ve îmanla özdeşleşmiştir. Onun ahlâkını örnek alanlar, örnek olmuşlardır.

[devam edecek]

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.